Küresel Dünya"nın "Şehir Üniversitesi"nde Ahmet Davutoğlu

00:0021/06/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

I-Cuma akşamı, Çırağan Sarayı''nda Şehir Üniversitesi''nin tanıtım programında Dışişleri Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu''nun, küresel dünyada insanlığın bütün birikimlerine sahip çıkan yeni bir üniversite anlayışını merkezde tutan konuşmasını dinledik. Konuşma çok güzeldi. Heyecan vericiydi. Özellikle felsefe vurgusu, Şehir Üniversitesi''nin yol haritasını ortaya koyması bakımından çok önemliydi.Davutoğlu, dünyanın değişim dönemlerine öncülük eden felsefi akımlardan hareketle Büyük İskender

I-

Cuma akşamı, Çırağan Sarayı''nda Şehir Üniversitesi''nin tanıtım programında Dışişleri Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu''nun, küresel dünyada insanlığın bütün birikimlerine sahip çıkan yeni bir üniversite anlayışını merkezde tutan konuşmasını dinledik. Konuşma çok güzeldi. Heyecan vericiydi. Özellikle felsefe vurgusu, Şehir Üniversitesi''nin yol haritasını ortaya koyması bakımından çok önemliydi.

Davutoğlu, dünyanın değişim dönemlerine öncülük eden felsefi akımlardan hareketle Büyük İskender dönemi ile günümüzün geçirdiği büyük değişimi felsefi akımlar üzerinden ele aldı. Büyük İskender döneminde “şehir –devlet”in organik yapısından büyük bir imparatorluğun mekanik-eklektik yapısına geçişle birlikte bireyin ben-idrakinde, özellikle sosyo politik çevresi ile ilişkilerinde bir krizin ortaya çıktığına işaret etti Davutoğlu. Ve bu krizin de üç felsefi akımı ortaya çıkardığına: Stoacılık, Siniklik, Epikürcülük. Stoacılık, tabiat kanunu ve dünya şehri gibi yeni kavramlara dayanan yeni bir evrensellik bilinci üretmeye çalıştı. Öte yandan Siniklik ve Epikürcülük, kaçış felsefelerinin iki tepkisi olarak ortaya çıktı. Stoacılığın günümüzdeki karşılığı “yeni dünya düzeni”, Sinik anlayışın karşılığı postmodernizm, Epikürcülüğün karşılığı ise tüketim kültürü.

Mevcut uluslararası düzeni meşrulaştırmaya çalışan küreselleşme söylemini ve teorilerini bir nevi Stoik tepki olarak yorumlayan Davutoğlu, bu yaklaşımın en iyi örneğinin, Soğuk Savaş sonrası düzen olan pax Americana''ya felsefî bir meşruiyet sağlama çabasındaki Fukuyama''nın “Tarihin Sonu” (1992) tezi olduğunu hatırlatarak, kendisinin bu teze o tarihte derhal cevap mahiyetinde bir makale yazdığını söyledi.

Fukayama''nın “Tarihin Sonu” tezi, Hungtington''un “Medeniyetler Çatışması” teziyle birlikte “yeni dünya düzeni” için “dünyanın geri kalanı”nı psikolojik savaşın mağlupları olmaya hazırlayan makaleler olarak dünya kamuoyunu bir hayli meşgul etmişti.

Hungtington dünyamızdan ayrıldı. Fukuyama kendi yazdığı tezi restore eden yeni çalışmalar kaleme aldı. Ve zaman Ahmet Davutoğlu''nu haklı çıkardı. Avrupa merkeziyetçiliğin yön verdiği dünya görüşü, Avrupa''nın nüfusunda kendisini gösteren “donma”ya paralel bir şekilde, kültürel ve siyasi olarak da hareket kabiliyetini gittikçe yitiriyor.

Paul Virilio, Francis Fukuyama''nın “tarihin sonu”nu ilan edişinin çok kaba ve çiğ göründüğünü, ama artık büyük bir güvenle “coğrafyanın sonu”ndan bahsedilebileceğini ileri sürmüştü.

Ahmet Davutoğlu da Norveç''in güneş görmeyen beyaz ötesi vatandaşlarının arasında üst düzey devlet görevi icra eden siyahî kadın siyasetçiden bahsederken tam da bunu söylüyor.

II-

Çırağan Sarayı''ndaki konuşmadan sonra sohbet teknede devam etti. Davete katılan gazetecilerle sayın Dış İşleri Bakanı Boğaz''ın eşsiz manzarasında ve latif esen rüzgarında siyasi, felsefi ve edebi zarafetin buluştuğu bir sohbet gerçekleştirdi.

İsrail''in kanlı baskınından sonra kamuoyundaki hassasiyeti İsrail lehine bozmak isteyenler, Dışişleri Bakanlığı üzerinden “eksen kayması” tartışmaları ile negatif gündem oluşturmak için seferber oldular biliyorsunuz. “Eksen kayması” gereken etkiyi yaratamayınca bu defa Sayın Ahmet Davutoğlu''nun şahsiyetini hedef alan yazılar gündeme geldi.

Haliyle teknede bulunan gazeteciler, Ahmet Davutoğlu''nun bu yazıları nereden ve nasıl okuduğunu merak ediyordu. O akşam teknede bulunan herkes Davutoğlu''nun siyasi bir kimlik içinde değil, siyasetin içinde de hoca duruşunu muhafaza ediyor oluşuna hayran kaldı. Çünkü Davutoğlu herkesin eleştiri hakkını kullanacağını, hakkında çıkan yazıları okuduğunu, insan fıtratını iyi bildiği için bu tip yazıları “anladığını” söyledi.

III-

Cuma gecesi felsefenin, hikmetin yolunda ilerleyen saatler Cumartesi sabahına vardığında; Şemdinli baskınında şehit düşen askerlerimizin ağıtı ekrandan kalbimize düştü.

Gazeteler, “Babalar Günü''nde babalar ağladı” diye attı manşeti.

Şair “Sizin hiç babanız öldü mü?/Benim bir kere öldü kör oldum” diyordu.

Babalar Cumartesi sabahı kör oldu, sağır oldu, felç oldu.

Şehit babası olmak, nicedir bir tesellinin adı değil artık.

IV-

“Şehir Üniversitesi”ne geri dönecek olursak…

Halihazırdaki felsefe bölümleri sokağın sesinden felsefe üretemiyor. Geçiş dönemleri çağlara damga vuracak düşünce adamlarını ortaya çıkarır. “Şehir Üniversitesi”nin 21.yüzyılın üniversitesi olabilmesi için programda belirtildiği gibi İngilizce eğitim yapması Sayın Davutoğlu''nun ısrarla üzerinde durduğu “dünya birikimi”ni kullanmak için yeterli değil kanatimce. Çünkü okullarımızdaki İngilizce eğitim, Türkçe bilmeyen nesiller çıkarıyor ortaya, daha ziyade. Şehir Üniversitesi, farkını “ iyi Türkçe” bilen nesillerle ortaya koyabilmeli. Yani Osmanlıca metinlerin ruhunu kavrayabilecek kadar medeniyetinin sanatına ve kavramlarına vakıf bir nesil.