Küresel yayınların işgali ve kıskanç kadın yazarlar

00:0017/03/2009, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Yazar erkekler camiasında durum nasıl bilmiyorum. Ama yazar kadınlar camiasında ta Halide Edip''ten bu yana değişmeyen bir kıskançlık damarı var. Yeniler eskilere hürmet etmeyi, eskiler yenileri kabullenmeyi başaramıyor. Mesela Halide Edip''in anılarında kendinden önce gelen hiçbir yazar kadının adı geçmez. Fatma Aliye Hanım olmasaydı Halide Edip edebi kamuda o kadar kolaylıkla kabul görmeyeceğini sezmiş olmalıydı oysa. Diğer taraftan Münevver Ayaşlı''nın anılarında zehir zemberek satırlarla kaleme

Yazar erkekler camiasında durum nasıl bilmiyorum. Ama yazar kadınlar camiasında ta Halide Edip''ten bu yana değişmeyen bir kıskançlık damarı var. Yeniler eskilere hürmet etmeyi, eskiler yenileri kabullenmeyi başaramıyor. Mesela Halide Edip''in anılarında kendinden önce gelen hiçbir yazar kadının adı geçmez. Fatma Aliye Hanım olmasaydı Halide Edip edebi kamuda o kadar kolaylıkla kabul görmeyeceğini sezmiş olmalıydı oysa. Diğer taraftan Münevver Ayaşlı''nın anılarında zehir zemberek satırlarla kaleme alınmış Halide Edip imajını Halide Edip''e yapılmış bir haksızlık olarak tespit etmemiz gerekiyor. Eleştiri ile hazımsızlık arasında neredeyse hiçbir ortak nokta yok. Buna rağmen yazar kadınlarda/kadın yazarlarda erkeklere göre daha yoğun bir hazımsızlık olduğunu görüyorum.

Sorun nerede? Sorun ortadakilerin halka olmaya başaramamasında mı? Yoksa eskilerin hayal kırıklığı ve kıskançlık damarının edebi kamunun kadınlar yüzünü fazlasıyla ele geçirmesi mi? Hepsi.

Yazdığı kitabı şeksiz şüphesiz yayınlatma imkanına -isterseniz buna statüsüne diyelim- sahip olan bütün kadınları kendi kuşağım olarak görüyor ve tarihi bir görevi yerine getirmekten kaçmamaya davet ediyorum. Kadınların tarihi ikinci defa yaşanmamalı. Nedir ikinci defa yaşanacak olan? Meşruiyet döneminin toplumsal duyarlıklarla yoğunlaşan kadın kalemleri, İttihat Terakki döneminden itibaren edebi kamudan yavaş yavaş çekilmiş, İttihat Terakki''nin tek yıldız kadını Halide Edip olmuştur. Cumhuriyet döneminde neredeyse tamamen görünmez olmuştu kadın kalemler.

1980''den sonra dünyaya gelmiş genç yazarlar kitaplarını bastıramıyor. Ekonomik kriz; yayınevlerini, kitabın tanıtımını yapmadan satabilecekleri “isim sahibi” yazarlara odaklıyor. Elinde dosyası bekleyen genç yazarlara destek olacak yeni oluşumların olması gerekiyor. Burjuvanın klasik müzik ve resme yaptığı yatırımın bir kısmını özelikle yeni yazarlara aktarmaları gerektiğini düşünüyorum. İTO''nun Frankfurt Kitap Fuarı''ndaki başarılı temsilinden sonra, sanata özellikle edebiyata destek vermelerini ümid ettiğimi yazmıştım.

Kültürel işgalin ne kadar farkındayız? Yirmi yıl öncesiyle kıyaslanmayacak kadar çeşitli, cazip kitabevi var. Şık caddelerde bir elin parmaklarına ulaşacak kitapçı sayısı var. Ki eskiden neredeyse hiç yoktu. Kitaptaki bu hareketlilik tamamen küresel yayıncılık ile ilgili. Kitap ambalajı içinde satılan kitap değil çoğu zaman, marka. Madonna''nın kitabını oldukça saygın bir sol yayınevinin basışını unutmadık değil mi?

Özel okullarda özellikle ilköğretimde öğle tatilinden sonraki yarım saat kitap okumaya ayrılıyor. Peki farkında mısınız, ilk öğretimin okuyabileceği yerli kitap sayısı çok az. Yerli isimle yayınlanmış kitaplardaki macera, sözümona Türkiye''de geçiyor ama bütün olayların merkezinde şato, büyü, cadılar var. (Diyeceksiniz ki, ekranda durum farklı mı deyip “Kayıp Prenses” dizisine yönlendireceksiniz beni. Haklısınız.) Yerli yazarların çeviri kolaylığı olsun diye kahramanlarına müphem isimler koymalarına ne diyeceksiniz! Yanlış anlaşılmak istemem. Dünya edebiyatının seçkin örneklerinin güzel bir Türkçe ile okuyucuya kazandırılmasına hiçbir itirazım yok. İtirazım küresel yayıncılığın bütün dünyanın edebi kamusunu çöplüğe çevirmesine. Tanzimat döneminde nasıl harcı alem Fransız romanları avam, havas herkesin elinde dolaştıysa şimdi de durum aynı. Çevrilen metin kötü, çevirinin dili kötü. Şık bir baskı, hoş bir kapak gelsin paralar.

Empati kuramayan bir gençlik geliyor. Kendinden aşağıdakileri asla düşünmeyen gözünü yukarılara dikmiş bir gençlik. Bilgisayar oyunlarında şiddet, okunan kitaplarda macera, duygusal zekasının gelişmesini nasıl bekleyebiliriz ki!

Lise gençliğinin rol model sıkıntısının ne kadar farkındayız? Süslen eğlen tarzı kitapların dışında gençliğe hitap eden kitaplar neredeyse hiç yok. Sadece klasikler ile okunma zevkinin devam etmeyeceğini ne zaman anlayacağız!

Velhasıl şu an bütün yazar kadınların bir seferberlik içine girmesi gerekiyor. Onlar ne yapıyor? Ben artık neden okunan bir yazar değilim sorusunu merkeze alıp, toplumu ne kadar okuyabildiğini kendine dert etmek yerine, benim klişelerime toplum uymuyor diyerek veryansın ediyor. Bütün dert filan niye daha çok okunuyor ben niye daha az okunuyorum. Yazar duyarlılığı bu mudur? Oysa biz kitapları basılan şanslı bir kuşağız. Ama bizden sonraki kuşağın hiçbir şansının olmadığını görmek zorundayız. Bizden sonraki neslin neden kitaplarına yer bulamadığı üzerine kafa yorup bu tıkanıklığı açmak için çaba harcamamız gerekiyor. İkincisi küresel yayıncılığın “marka” kitaplarına karşı toplumsal duyarlılığı harekete geçirici yazılar kaleme almalıyız. Toplumsal duyarlıkları merkezde tutmaz isek, kitabın metalaşmasına karşı çaba harcamazsak yazar olmanın ne kıymeti var.

Yayınevleri çöpsüz üzüm olarak gördükleri tercüme kitaplarla kasalarını doldurmaya çalışırken, bindikleri dalı çoktan kesmiş olduklarını ancak yere düşüp başları taşa geldiğinde anlayacak.

Çok kaliteli düşünce kitaplarını, edebi kitapları itinalı bir dil ile bize armağan eden yayınevlerinin yukarıdaki eleştirilere dahil olmadığını tekrarlamalıyım. Çünkü internet icad oldu ortalık yanlış okuyucu doldu. Yazının bağlamından koparılarak okunmasına karşı böyle tedbir cümleleri kurmak kaçanılmaz oldu.

Not: Biliyorum ki, bazı okuyucular çok güzel çeviri edebi kitap olarak şu aralar ne okuyorsunuz diye soracak. Cevap veriyorum: “Tanrıyı Gören Köpek”