
I-
Ben bu yazıyı yazarken …"Kürt sorununun çözümünde TBMM''de ''Toplumsal Mutabakat Komisyonu'',TBMM dışında da ''Akil İnsanlar Grubu'' kurulması" talebiyle kendisini ziyaret eden CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile Başbakanımız kırmızı kravatları ile el sıkışıp objektife bakıyordu. (Bu kırmızı kravat vurgusu da nereden çıktı diyorsanız "beden okuyucu"ların yorumlarına atıfla söylediğime dikkatinizi çekmek isterim.)
Aynı karede MHP Genel Başkanı''nı göremeyeceğiz.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Kürt meselesi yok, bölücülük meselemiz var diyor. MHP masanın dışında kalarak "duruşunu" koruyacağını zannediyor. Oysa 1980''lerden itibaren ülkücüler "milli olmak" ile milliyetçi olmak arasındaki farkı idrak edebilmiş olsalardı Türkiye bu gün çok başka bir yerde olabilirdi.
Masanın dışında durmak; soruları dinlemeden cevap olarak "e şıkkı, hiçbirisi" demek, siyaset üretildiği anlamına gelmiyor. Dış güçler, dış mihraklar tamam da… MHP 80 öncesi söylemine bölgede taraftar bulabilirken neden şimdi hiç kimse tarafından ciddiye alınmadığını, seçmeninin Türkiye genelinde neden sadece erkeklerden oluştuğunu düşünmek durumunda.
BDP''nin keskinliğini törpüleyecek, bölge halkının BDP''nin söylemi etrafında öfke depolamasını engelleyecek siyaset üretmesi gerektiğini MHP''nin akil adamları düşünmek zorunda.
Sabah gazetesinde okuduğum haber ile MHP''nin tavrı arasında bir benzerlik buldum. Çocuğunu yıllarca doğurmayan ölüsünü karnında taşıyan bir kadından bahsediyordu haber:
Faslı kadın Zehra Ebutalib neredeyse yarım yüzyıl boyunca karnında çocuğunu taşıdı. 1955''te hastaneye doğum için yetiştirilen Zehra sezaryen bölümünde başka bir kadının ölmek üzere olduğunu görünce doğum yapmaktan vazgeçti. Ağrıları son bulduktan sonra Zehra bebeğini "uyuyan bebek" olarak düşündü. Fas halk inanışına göre kadınların onurunu korumak için bebekler ana rahminde uyuyarak yaşayabilir.
75 yaşına geldiğinde Zehra yine dayanılmaz ağrılar çekmeye başladı. Doktorların ultrason çekiminden sonra çocuğun karnında öldüğü anlaşıldı. İşin mucizevî tarafı Zehra''nın vücudu karındaki ölü bebeği bir organ gibi kabul edip fonksiyonlarına devam etmişti.
Ama 50 yıl sonra cenin dayanılmayacak derecede büyüdü ve çevreleyen organlara zarar verdi. Sonuçta 5 saatlik bir operasyon sonucunda kireçleşen cenin alındı.
II-
Hayatımıza dâhil olan her tür yenilik hayatımızı değiştirir. Hayat tarzımızı belirleyen eksen haline gelir. Değişen hayat tarzı zihniyetimizi, zihniyetimiz eşyadan insana, kederden neşeye, her şeyle ve herkesle ilişkimizi yeniden düzenler.
Anestezinin icadı ile birlikte insanın acıya ve ağrıya tahammülü kalmamıştır.
Tıbbî koşullar acıyı saf dışı etmeye çalıştıkça, insanlar acıdan kaçmayı, ağrısız ve acısız bir hayata sahip olmayı insan onurunun bir parçası gibi görmeye başlamıştır.
Anestezinin olmadığı zamanlarda insanlar acıya nasıl dayanıyordu? Dua ile ibadet ile. Acıya tahammül karakteri güçlendiren bir durum, günahların kefareti olarak kabul ediliyordu.
Hz. Ali hakkında anlatılan hikâye malumdur.
Savaş meydanında ok ile yaralanan Hz.Ali''nin ayağındaki okun çekilmesi gerekmektedir. Fakat bu acıyı göze alamaz. Ben namazda iken yapın işlemi der. Namaz esnasında hissetmem.
Dediğini yaparlar. Selam verdikten sonra niçin size söylediğimi yapmadınız diye sorar Hz. Ali.
Yaptık derler.
Hz. Ali fenafil ibadet olduğu için ayağından okun çekildiğini hissetmemiştir bile.
Dindar ve seküler ayırımını giyim-kuşam, yeme-içme (şarap-domuz), zamanı kullanma biçimi (ibadet –eğlence) üzerinden kabaca ayırıyoruz ve bu kaba ayırım her iki tarafı da gittikçe kabalaştırıyor.
Dindar olmak ile olmamak çizgisini sabırdan, tahammülden, rızadan, cömertlikten, başkalarının acısına duyarlı olmaktan, fedakarlıktan yana koyduğumuzda kimin ne tarafına düşeceğini kolaylıkla kestirebilmemiz mümkün değildir oysa.
Acıya katlanma konusunda Türkiye insanı giderek kendisinin gerisine düşüyor. Demokrasimiz ne kadar olgunlaşıyor bilemiyorum, lakin her kuşak kendinden önceki kuşaklara göre gittikçe daha tahammülsüz, bezgin, ağrıdan acıdan, ölümden korkan bir kuşak oluyor.
Kültür, acı ile nasıl baş edeceğimizi belirliyor evet. Fakat biz yaşadığımız acıları ne kadim kültür içinde ne de modern kültür içinde idrak ediyoruz.
Türkiye insanının tepkileri olgunlaşmak yerine çocuksulaşıyor.
Modernleştikçe birey olmadık/olamadık.
Sündürülmüş bir çocukluğun, çocuksuluğun içinde hapis kaldık.
Neden?
Çünkü başımıza gelenlerden ders çıkartamıyor, yaşananları tecrübe hanesine kaydedemiyoruz.
Hem sosyal acılarımız ve ağrılarımız hem de psikolojik acılarımız, ağrılarımızla baş etmek, onları tedavi etmek yerine insanımıza -bilhassa gençlere- gündem üzerinden anestezi uygulayarak ne kadar zarar verdiğimizi bizi yönetenlerin bir an önce idrak etmesi gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.