"Kutlu Doğum Haftası"na dair yazamadıklarımın hüznüyle...

00:0018/04/2012, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

''Kutlu Doğum Haftası'' kutlamaları ile kalbim delik deşik. “Kadıköy Müftülüğü''nün “Kutlu Doğum Haftası” etkinliği, Söğütlüçeşme Tren İstasyonu''nda İstanbul İl Müftüsü Rahmi Yaran''ın katılımıyla kurdele kesimi ve buz hokeyi gösterisiyle başladı.Kutlu Doğum Haftası -Buz hokeyi? Alaka? Ne ki yazmayacağım. Aşağıda okuyacağınız satırlar yazamadıklarımdan arta kalan duygular.Çok ağladığım günlerdi. Gözyaşı benden çıkmıyordu. Ben gözyaşımın içinden çıkarak hayata karışabiliyordum.O gün oraya yağmurdan

''Kutlu Doğum Haftası'' kutlamaları ile kalbim delik deşik. “Kadıköy Müftülüğü''nün “Kutlu Doğum Haftası” etkinliği, Söğütlüçeşme Tren İstasyonu''nda İstanbul İl Müftüsü Rahmi Yaran''ın katılımıyla kurdele kesimi ve buz hokeyi gösterisiyle başladı.

Kutlu Doğum Haftası -Buz hokeyi? Alaka? Ne ki yazmayacağım. Aşağıda okuyacağınız satırlar yazamadıklarımdan arta kalan duygular.

Çok ağladığım günlerdi. Gözyaşı benden çıkmıyordu. Ben gözyaşımın içinden çıkarak hayata karışabiliyordum.

O gün oraya yağmurdan sığınmak için girdim. Yoldan tek bir araç geçmeyince, eve yürüyerek gitmeye karar verdim. Yürüdüm yürüdüm. Ama şehirli insanın adımları bir arpa boyu yolu anca arşınlayabiliyor.

Denizin kenarında prefabrik olarak düzenlenmiş olduğunu tahmin ettiğim o tesisi gördüm. Bir sahlep içerek ısınır, üstümün başımın suyunu çekilmesini bekler, sonra yola devam ederim diye düşündüm. Belki yağmur dinerdi.

İçeri girdiğimde birkaç masa olduğunu gördüm. Ortadaki yuvarlak masada bir grup hanım vardı. Her yaştan her sınıftan adeta temsili bir şekilde bir araya gelmişler gibi bir halleri vardı. Büyük ihtimal ya öğretmen grubu dedim ya bankacı. Bu iki meslekteki hanım grubunun yıllarca aynı zamanı ve aynı mekânı paylaşmanın getirdiği alışkanlıkla olsa gerek, düzenli olarak muhakkak bir araya geldiklerine şahit oluyordum.

Kadın gruplarının yoğun olduğu mekânlardan apar topar ayrılmışlığım var. Çünkü mekânı kendi salonlarını kullanırcasına pervasız kullanma, seslerini kahkahalarının bir türlü frekansını tutturamama gibi bir dertleri oluyor.

Fakat korktuğum gibi olmadı. Bir müddet sonra mekânın dingin ritminin içinde eridim gittim. Bir lokmanın peşinde kavga eden kargalarla martıları seyrederken; nerede olduğumu, neden buraya geldiğimi çoktan unutmuştum. Dalgaların içinde adeta boğuşan kargalarla martılara bakarken; dalga sesini duymadan denize bakmanın ürkütücü sessizliği, dünyanın sesini duyamayanların hüznünü yüreğime bırakıp gitti.

Çok ağladığım günlerdi diye başlamıştım ya. Çok ağladığım o günlerde ağlayan birini hissediyordum. Ağlayan birini hissedince benim de ona eşlik etmem gerekiyormuşçasına gözümden yaşlar dökülüyordu. Orada dünyanın sesini duyamayanları düşünürken, birinin ağladığını hissetim. Başımı kaldırıp yuvarlak masadaki kadınlar grubuna baktım. Tam o anda; o kadar mesafeden, beyaz saçlı kadının yüzündeki gözyaşını gördüm. Ey Rabbim, o gözyaşı değildi. Aramızdaki iki masaya rağmen onu bu kadar net görebildiğime göre. O da o yanakta akmadan öylece durabildiğine göre. Gözyaşı değildi. Belki bir inci tanesi.

Gözümü dikip öylece, o ak saçlı kadının yüzünde kendimi unutmak istedim. Fakat şehir hayatında bu basbayağı göz ile taciz anlamına gelebilecek bir durum. Hem onun başı açık benim başım örtülü olduğuna göre, yanlış anlama/anlaşılma ihtimali o kadar kuvvetli ki.

Ara ara bakmaya çalıştım. Baktıkça ak saçlı kadının usul usul konuştuğunu, masadakilerin onu mutlak bir sessizlik içinde dinlediklerini fark ettim. Garsonun bardakları yıkarken çıkardığı ses mekânda derin bir yankı uyandırıyordu. (Bu yankıya o zaman niye şaşırmadığımı sonradan düşünecektim.)

Ak saçlı kadını, oturduğum yerden seyretmeye devam edemeyeceğime göre, arkalarındaki pencereden dışarısını seyreder gibi yaparsam, kadının sesini duyabileceğimi düşündüm.

Buğulanmış camın terini kâğıt mendil ile yavaş yavaş silmeye başladım. Zaman kazanmaya çalışıyor, kazandığım zamanda ak saçlı kadının sesini duyacağımı hesaplıyordum.

Fakat tesadüf müdür, yoksa bir tedbir mi, camın kenarına geçtikten sonra yuvarlak masadan çıt çıkmadı. Diğer masada torununa kahvaltı ettiren kadının “Hadi bebeğim son lokma” diyen cümlesi, öfkeli bir şekilde bulaşıkları yıkayan garsonun çay kaşıklarını şıkırdatan sesi duyuldu sadece.

Benden rahatsız oldular belki de. Biraz daha yoldan geçenlere bakıp masama döneyim diyordum ki yuvarlak masadan “sonra…” sesi geldi.

Billur gibi bir ses mermer basamaklardan yavaş yavaş indi. İndi. İndi. Sonra orada bulunan herkesin gönlüne girdi. “Efendimiz” dedi. O kadar içten, o kadar yaralayıcı, o kadar derinlerden gelen bir ses ile söyledi ki, dönüp baktım. Sağ eli göğsünü bastırıyordu. “Efendimiz” dedi sustu tekrar.

O el, o kalbi bastırmasaydı kalp yerinden fırlardı.

Ak saçlı kadının Efendimiz deyip susuşundan sonra masadakiler salâvatlarını getirmiş olmalıydı ki, mekân daha bir dinginleşti. Genişledi. Genişledi. Her ses yankısı ile geri döndü.

Ak saçlı kadın kaldığı yerden devam etti: “Allah''ım! Sen''den ölümde necatımı, şehitlerin makamını, bahtiyarların hayatını, peygamberlerin refakatini ve düşmanlara karşı yardımını niyaz ediyorum.”

Ben orada öylece kaldım. Sonra ne konuştular duyamadım. Ölümde necatını isteyen Efendimiz''in duası ile öylece kaldım. Sırtımda ağır bir yük vardı sanki. Biri o yükü sırtımdan almazsa bir adım daha atamayacaktım. Bahtiyarların hayatını diye tekrar ettim. Ak saçlı kadının, Efendimiz''in dilinden aktardığı duayı unutmamak için aklımda kalanları tekrar ettim. Allah''ım senden ölümde necatı, bahtiyarların hayatını…

Camın kenarında ne kadar dikildim? Unutmamak için duayı ne kadar tekrarladım? Her şeyi göze alarak masanıza oturabilir miyim demek için izin isteyecekken, arkama dönüp baktığımda, yuvarlak masanın bomboş olduğunu fark ettim. Ne zaman gittiler! Bu kadar çabuk, bu kadar sessiz. Garsondan hesap istediklerini duyardım en azından.

Yıkadığı bardakları kurulamakta olan garsonun yanına gidip, “Şu yuvarlak masadaki hanımlar gitti mi dedim. “Gittiler” dedi garson. “Nasıl olur? Senden hesap istediklerini bile duymadım.”

“Hesap istemediler. Gelir gelmez hesabı peşin ödeyip, paranın üstünü kapına gelenleri boş çevirme ikram et diye bırakıyoruz dediler. Olur mu öyle şey abla! Burası tekkeye döner. Bıraktıkları paranın onda biri bile tutmuyor hesapları. Ben şimdi bu parayı ne yapacağım?”

“Bir dene bakalım. Belki de tek bir kişi gelecek. Sen o paranın tamamını ona vereceksin. Her geceyi Kadir her karşına çıkanı Hızır bil sözünü duymuş muydun?”

“Hızır kadın kılığına girmez abla!”

“O kadın Hızır demedim ki zaten. Bekle bakalım akşama kadar. Kim senden bir ikram bekleyecek. Ve sen o ak saçlı kadının bıraktığı parayı bakalım kime ikram edeceksin?”

Garsonun olanlardan yana nasibi yoktu. Onunla konuşurken içimin daraldığını, mekânın küçülüp boğuklaştığını fark ettim.

Ak saçlı kadının duasını unutmamak için bahtiyarların hayatını diye tekrar ettim.

Yağmur azalmıştı. Yol boyu tekrarladım: “Allah''ım senden ölümde necatı, şehitlerin makamını, bahtiyarların hayatını, peygamberlerin refakatini ve düşmanlara karşı yardımını niyaz ediyorum.”