
Başka bir yazının izini sürüyordum. Daha önce sizlerle paylaşmıştım. Masaya oturmadan önce yazıyı zihninden yazanlardanım. Günlerce düşünür- taşınır düşünmekte olduğum taşma kıvamına gelince, kendimi yazarken bulurum.
Bazen tersi olur. Bir imaj, bir rastlantı, ansızın karıştığım iki olay kendilerini yazdırmak için beni ele geçirir. (Şimdiye kadar, masanın başına oturup bugün ne yazsam demişliğim yoktur.)
Yazıya başlamadan önce takvimin yapraklarını birbiriyle eşleştirmek için elime aldım. Kameri aylar girer girmez yaptığım bir törendir bu. Zilhicce"nin ikliminde dolaşmak için tek tek okumak niyetindeydim.Fazla yol alamadım. 7 Ekim"in altında şu cümleler çıktı karşıma: Rusya"da Kominist İhtilali(1917), Dünya Mimarlık Günü-Dünya Çocuk Günü.
Üçünün bir arada bulunması her insanda başka çağrışımları ayağa kaldırır. Bende bütün ıstırabı ile toplu konutları çağrıştırdı.Toplu konutlarda çocuk olmanın zorluğunu.Toplu konutlardaki hapis hayatının gerilimini.
Çocukluğumun önemli bir kısmı Londra Asfaltı ile mahallesinden koparılmış üç katlı sarı bir apartmada geçti. Ev sahibi ve kiracıları olarak bulunduğumuz yere asılı kaldık adeta.
İlk gençlik yıllarım ise o zamanlar bir statü sembolü olarak görünen, üç ayrı bloktan meydana gelen, her katında iki daire bulunan bir sitede geçti. Ama o siteye toplu konut denemezdi. Allah rahmet eylesin Asım Kocabıyık, işçilerine toprak bağışlayarak, mimar kaynına çok güzel bir proje çizdirip onlara bir muhit armağan etmişti. Muhitin ortak paydası babaların BORUSAN Holding"te çalışıyor olması idi. BORUSAN"da çalışanların büyük çoğunluğu patronun köylüsü olduğu için aynı zamanda küçük ölçekli bir hemşehri mahallesi görünümündeydi.
Toplu konut gerçeği ile ilk defa Moskova"da karşılaştım. Yıl 1994. Kril alfabesinin bana bir şey söylemeyen harfleri ile birden cahil durumuna düşmüş olmanın verdiği tedirginlik; yirmi küsur katlı, her katında dört dairenin bulunduğu, asansörlü köpekler ve sahipleri ile paylaşmanın tedirginliği, tekinsizliğin kod adı olarak zihnime yerleştiği Moskova"da.
Çocuklarlar ile nadiren, köpekler ile daima karşılaştığım 21.kattaki o evden birkaç hafta sonra taşındık. merdiven ile çıkabileceğimiz bir kata.
SSCB"liğinin enkazı henüz orta yerdeydi. Moskova"da çalışan mühendislerin eşleri olarak her gün birbirimize Rusların ev anlayışına dair inanmakta güçlük çektiğimiz hikayeler anlatırdık. Dinleyen önce şaşırır, sonra A o bir şey mi sen esas şunu dinle diye devam ederdi.
Dağılan devletin enkazı altında yaşamlarını sürdürebilmek için yabancılara evini kiraya verip kendisi kızının, kız kardeşinin, annesinin yanına taşınan ev sahibelerimiz vardı. Ev sahipleri istedikleri zaman anahtarı açıp içeri girebildiği gibi; sokağa çıktığınız bir gün eve döndüğünüzde çocuğunuzun yatağında yatmakta olan yaşlı ev sahibenizi görebilirdiniz. Kira almak için gece boyu trenle gelmiş yorgunluğunu atmaktadır. Onun açısından olayın özeti bu.
Biz bir sabah oğlum ile kahvaltı yaparken 1.90 boyundaki dört askerin kapıyı açıp içeri girişlerine tanık olduk mesela. (Olay Moskova"da değil Minvody"de yaşandı. Belki daha önce anlatmışımdır bu canımdan can alan olayı.)
Ya da şöyle bir hikaye. 2+1 dairede yaşayan bir çift; boşandıktan sonra evi orta yerinden bölüp hayatlarını sürdürmeye devam ettiği için; erkeğin kız arkadaşı, kadının erkek arkadaşı ve çocuklar o küçük mekanda yaşamaya devam ediyor.
Bizdeki mülk ve mahremiyet anlayışı ile SSCB"nin mülk ve mahremiyet anlayışı kültürel olarak birbirine tercüme edilebilir bir yapı barındırmadığı için evlere dair her hikâye bizim için şokşokşokşok durumu idi.
Her rejim hükümranlığını mahalleyi imha etmek üzerinden gerçekleştiriyor. Mahallenin genişliği ile insanların gücü arasında bir doğru orantı olduğunu düşünüyorum. Ne ki insanlar içinde yaşarken mahallenin gücüne değil baskısına odaklanıyor.
Hatırlayınız Prof.Dr. Şerif Mardin, 2007 yılında Ruşen Çakır"a verdiği röportajda muhafazakâr yükselişin seküler kesimde uyandıracağı endişeyi"mahalle baskısı" kavramı üzerinden tartışmaya açmış, bu konuda yazı yazmadık kalem neredeyse kalmamıştı.
Geçen yıllar içinde "mahalle baskısı"nın değil "mahalleden kaçış"ın öne çıktığı bir durum ile karşılaşır olduk.
"Mahalleden kaçış" sendromu 19.Yüzyıl"da Osmanlı seçkinlerinin merkezden uzaklaşması ile başlamıştı. Halen hız kesmeden devam ediyor.
Zenginleşen herkes hayat tarzını değiştiriyor.
Değişen hayat tarzına şahit bulunmaması için kaçışlar devam ediyor, ne ki gidilecek yer kalmadı.
Kaçan nereye kaçarsa kaçsın diyeceğiz de; lakin birileri "mahalleden" kaçabilsin kaçabilecekleri yeni alanlar inşa edilsin diye "ötekilerin " mahallesi başlarına yıkılmasın.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.