Mahallemiz sakinlerinden Raşit Dede vefat etmiştir

00:0015/03/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Gündem yoğun. Hangi birine harf yetişsin de. Hangi harfler ile durumu izah ediveren muhkem bir cümle kurulsun! Nefes almak ne mümkün! Evin ön tarafını terk ediyorum böyle zamanlarda. Arka tarafı sanki başka bir İstanbul. (Kocaman bir ev canlanmasın gözünüzün önünde. 80 metre karelik bir apartman dairesi.)Bez torbamın içine doldurduğum kitapları, iki karış büyüklüğündeki seyyar masamı cam kenarına taşıyorum. Fincanımı, bitki çayı dolu termosumu.Ne zaman gündem beni bu kadar perişan etse gökyüzüne

Gündem yoğun. Hangi birine harf yetişsin de. Hangi harfler ile durumu izah ediveren muhkem bir cümle kurulsun! Nefes almak ne mümkün! Evin ön tarafını terk ediyorum böyle zamanlarda. Arka tarafı sanki başka bir İstanbul. (Kocaman bir ev canlanmasın gözünüzün önünde. 80 metre karelik bir apartman dairesi.)

Bez torbamın içine doldurduğum kitapları, iki karış büyüklüğündeki seyyar masamı cam kenarına taşıyorum. Fincanımı, bitki çayı dolu termosumu.

Ne zaman gündem beni bu kadar perişan etse gökyüzüne demir atmak isterim… İlle gökyüzü olacak. Düşüncenin kanatları çırpmaz olduğunda, gökyüzünden özgürlük devşireceğimizi sanıyoruz belki de.

Gündem muhayyileme batmış bir kıymık gibi incitmeye devam edecek yorgun kalbimi. Edebiyatın ülkesine iltica etmekten başka çare yok. Yarı açık bir şuur ile okuyacağımı biliyorum. Yarı açık şuur bir kitabın sayfalarında tamamen kapanır gibi olduğunda yeni kitaba geçeceğim.

Önce Murat Gülsoy okuyorum. Hep iyi gelmiştir Gülsoy''un satırları. Burada kalarak gidebilmenin yazarıdır Gülsoy. İnsan en çok “bu ülke” diye başlayan tartışmaların ortasında “gitmek” istiyor ya.

Gülsoy''un “İstanbul''da Bir Merhamet Haftası” adlı romanının içinde kaybolacağım biraz sora. Kaybolmadan önce bir öykü, bir şiir ile okuma ayinini başlatmam gerekiyor. Şiir kitabı Ömer Erdem''in “Kireç”i: “Dün süt gibi kardeşlerim vardı.” Vardı. Vardı. Ama artık yok.

Robert Musil''in “Üç Kadın” öyküsüne devam ediyorum. Musil atmosfer kuran bir yazar. Kitabın iç kapağında roman, dış kapağında öykü yazıyor. Hangisi?

Helikopter Yayınevi''ni arıyorum.

Üç ayrı öykünün bir araya geldiği bir kitap roman ise… Dünyada değişen roman anlayışı üzerine yeni veriler toplamış olacağım. Romanın sayfa sayısı ile alakalı olduğunu sananlar için Horoz ve Çalı örneğim var. Ve de Halit Ziya Uşaklıgil''in roman kadar uzun hikayeleri.

Romanı ve öyküyü ayıran sayfa sayısı değil. Atmosferi. Bu kitaptaki okuduğum iki bölüm öykü. Üçüncüsünde yazar olağanüstü bir atmosfer ile bunları romanlaştırmış olabilir mi? Bilmiyorum. Hazırlıksız yakalanmak istemiyorum.

Helikopter Yay. Güngör Bey''in tashih hatası olabilir açıklaması yetmiyor. İlle de bilmek istiyorum. Bilgilendireceğine dair söz veriyor. (Bilgilendiriyor. Roman değilmiş.)

Musil''ın satırlarına geri dönmüşken bir sala sesi duyuluyor.

Sala sesi önce dikey sonra yatay olarak bölüyor içinde bulunduğum anı. Böyle güzel mi okunur sala. Böyle içten. Sevdiklerinizin arkasından bir salanın içinde kala kalmanın ne olduğunu tattınız mı? An genişler genişler bütün bir hayatı, geçmişi ve geleceği ile birlikte ahret paydasında bütünleyiverir. Ruhun ölümsüzlüğünü, bedenden çıkan ruhun yukarılara doğru süzülüşünü hissederiz sala ile.

Sala bitiyor. Salanın içinden çıkıp gelmiş kumrular ve martılar gidiyor. Benekli kedinin sesi duyulmaz oluyor. Sadece müezzinin sesi: Mahallemiz sakinlerinden Raşit Dede vefat etmiştir. Cenazesi öğle namazını müteakip…

Hayat yorgunu olmak, bir anın içinde, bir kelimenin içinde bir harfin içinde takılı kalmak. Dede ifadesine takılıyorum. Biraz önce yayınevini aradığım gibi müezzini arama ihtimalim olsa, affedersiniz diyeceğim başınız sağ olsun. Merhumun soyadı mı Dede idi yoksa sıfatı mı?

Ne tuhaf insanlar var diye geçirecek içinden müezzin. Ne önemi var. O artık rahmetli.

Allah rahmetini ziyade kılsın. Ama şu bakımdan vereceğiniz cevap önemli. Rahmetlinin soyadı dede ise. Üzerinde düşünmemi gerektirecek bir durum yok. Ama sıfatı dede ise. Bu benim için çok önemli. Artık kimseler dede olmuyor. Torunlarına bile dede olabilen yaşlılar yok. Herkes arkadaş. Öyle ise eğer, o zaman oturup ağlayacağım. Mahallemizin dedesi için yani.

Olmuyor bu telefon konuşması tabii.

Başka bir telefon konuşması oluyor. Bir zamanlar bir iki dersime devam etmiş bir genç kız arıyor. Affedersiniz diyor. “İnce şeyleri düşünmek için nasıl vakit buluyorsunuz.”

Kekelemeye başlıyorum. Bu genç kız benim 23 dakikadır dede, roman, öykü kelimelerine takılmışlığımdan nasıl haberdar olabilir ki.

Nasıl yani… diyorum. Bu nasıl yani kadar hayat kurtaran bir soru yoktur. Üst perdeden nasıl yani dediğinizde muhatabınız derhal geri çekilir. Mekanik bir nasıl yani dediğinizde muhatabınız izahat vermeye başlar. Çaresiz bir nasıl yani dediğinizde muhatabınız sizi üzmemek için erkenden teselli cümleleri kurar.

Nasıl yani?

Okumadınız herhalde diyor.

Neyi?

Ahmet Arsan sizin için demiş ki, Hepimizin kaçırdığı ayrıntılarla, ince şeylerle meşgul olur... Çünkü onun “durup ince şeyleri anlamaya vakti” vardır. Sizin ince şeyleri anlamaya vaktiniz nasıl oluyor?

Nasıl yani diyorum tekrar.

Tuzağa düşmüyor telefondaki cıvıltılı ses. Ben de işte onu soruyorum diyor nasıl yani.

En iyisi ben size bunu yazılı olarak sunayım diyorum. (Konuşmaya dermanım yok.)

Gülüyor. Gerçekten mi diyor. Yapar mısınız bunu? Böyle benim sizi aradığımı filan.

Ama isminizi yazmam diyorum.

Yazsanız daha çok mutlu olurdum diyor.

Yazının başlığı “Mahallemiz sakinlerinden Raşit Dede vefat etmiştir” diyorum.

Daha yazmadığınız bir yazıya niye bu başlığı koydunuz ki diyor. Üstelik hiç çarpıcı değil.

Çünkü siz aramadan önce yaşadıklarımı birkaç dakikanın içinde yaşadıklarımı hissettiklerimi yazacağım. Sahiden Raşit Dede''nin öldüğü ilan edildi biraz önce mahallemizin camiinden.

Ay inanmıyorum diyor genç kız.

İnanmadığının ne olduğunu soramıyorum. Merhumu tanır mıydınız diyorum belki bir ipucu yakalarım diye.

Hayır, tanımazdım diyor şaşırarak.

Öyleyse sizi bu kadar şaşırtan ne?

Mahalle camiinden yapılan anonsu duymanız, o ismi aklınızda tutmanız. Sonra onu yazı başlığı yapmanız.

Sahiden siz buna mı şaşırdınız?!

Allah Allah. Bende bir tuhaflık var. Başkalarının şaşırdıklarına hiç şaşırmıyorum. Olabilir. Lakin benim şaşkınlıktan takılı kaldıklarıma da hiç kimseler şaşırmıyor.