
Esasında bu gün sizlerle son iki yazım üzerine gelen iki okuyucu mektubunu paylaşmak istiyordum. Aynı yazıya/aynı olaya farklı noktalardan bakışın mektubu idi bunlar. Belki paylaşırım.
Fakat Cuma gecesi Net TV''nin "Düşüne Taşına" programına konuk olan Yıldız Ramazanoğlu''nu ekranda görünce "Eyvah" dedim. Ocakta unutulan yemeğin birden akla gelmesi, fırtına öncesi hatırlanan açık pencere endişesi gibi bir şeydi benim "Eyvah"ım.
Ramazanoğlu''nun son kitabı "Angelika"yı ru be ru görüştüğüm herkese tavsiye etmiştim. Yazacaktım. Kitabı nasıl okuduğumu yazacaktım.
Tam da Angela Merker''in ülkemizi ziyaret ettiği sıralardı. Bir akşam vakti Timaş''a uğrayıp kitabı almıştım. Sonra hemen tramvayda okumaya başlamış, Kabataş''a gidiyorum nasılsa diye kendimi kitabın sayfalarına emanet etmiştim. Meğer tramvay Eminönü''nden geri dönmüş; Fındıklı''ya yaklaşıyoruz herhalde diye kitaptan başımı kaldırıp söyle bir etrafıma bakınca hayretler içinde kendimi Edebiyat Fakültesi''nin kapısında bulmuştum.
Güzel bir öykü okumak böyle bir şeydir. Bir nefeslik zamanın içinde geçmiş ve gelecek birbirinin içinden geçer, "an" da buluşur; o buluşma, bütün yaraların üzerinden geçen merhem olur.
Tramvaydan indim. Yolcular Kabataş''a gider yazısına dikkat etmemi söyledi. Ettim. Kabataş''a giderken ikinci öyküyü okudum. Ki çok az yaptığım bir şeydir. Bütün imza günlerinde okuyuculara sıkı sıkı tembihlerim günde sadece bir öykü okuyun. İki öyküyü üst üste okumak öykünün yoğunluğunu bozar diye. Nasihatime kendim uymuyordum bu defa.
Son iki öykü kitapta yer almasaymış muhteşem başlangıcın muhteşem finali olacakmış. Son iki öykü "Şairle Randevu" ve " Sinemacı Kadınlar" diğer öyküler ile aynı frekansta değil. Sanki yol değişiyor. Gökyüzü değişiyor son öykülerde.
Oysa İlk beş öykü muhteşem. Edebiyatın hayat ile buluşan bütün ayrıntıları var öykülerde.
"Düşüne Taşına"da İsmail Halis çok güzel sorular sordu.
"Edebiyat Hakikat''i açıklayabilir mi?"
Halis''in sorusunu Yıldız Ramazanoğlu bütün zamanların dindar edebiyatçıları için cevapladı adeta: "Hakikat''i açıklayan şey vahiy ile gelen Kur''an-ı Kerim''dir. Ama sanatçılar vahyin daha iyi anlaşılabilmesi için yol üstündeki taşları kaldırma görevini üstlenmiş olur."
Edebiyatın yaptığı tam da budur. Yol üstündeki taşları kaldırmak. Düşüncenin belli bir ritme ve sürekliliğe kavuşması için bu taşların kaldırılması çok önemlidir.
Evet, Yıldız Ramazanoğlu Angelika ile pek çok taşı kaldırmıştır yol üstünden.
Mesela "At Hikâyesi" bir akşam vakti sokakta yalnız başına yemek yiyen bir kadını ne kadar güzel anlatır. Modern hayat içinde hepimizin bir şekilde muhatap olduğu bir andır bu tek başına yabancı bir mekânda, yabancı insanların içinde karın doyurmak zorunda kalmak. Kadının dışarıda karnını doyurması kadar kendi zamanına mukayyet olarak yazması arasında da bağlantı kurar yazar. Yazmak için herkesi ikna etmesi gerekmektedir yazar kadının. Herkesin gönlünü almalı, herkesin derdine çare bulmalı, herkesin yaralarını sarmalıdır. Bütün bunları yaparken yaralanmadan yaşamayı başarabilmelidir. Paradoks burada başlar ya. Yaralandıkça daha çok yazmak isteyecektir yazar kadın, yazdıkça daha çok yaralanacaktır.
"Angelika''nın Unutuşu" 1960''lı yıllardan beri hepimizin bir vesile ile hayatına giren "Alman dost"larımıza dair. "Türk Misafirperverliği"ni kesintisiz bir doku ve sıcaklık içinde anlatan bir öykü.
"Alissa Yolu" kapı komşumuz olan yabancı gelinlerin hikâyesi. Onların hayatımıza dâhil olan ya da olamayan halleri. Ev kadını olarak Alissa''nın kendi vaktini özgürce ve keyif ehli olarak kullanışına karşın, Türk kadınlarının kendilerini paralaya paralaya yaşamaları.
"Müberra''nın Kaydetmesi" hayatımıza giren kameraların ne kadar "hayatımız" olduğunu çok çarpıcı bir hikâyesi. Anlatıcı, yıllar sonra bir akrabanın taziye evinde; Anadolu''nun uzak bir yerinde oturan kuzeni Müberra ile karşılaşmasını ve onun daveti üzerine yaşamına tanıklığını paylaşıyor okuyucu ile. Bir zamanların delişmen, artist olmak isteyen Müberra''sı, evinde bir kamera ile yaşamaktadır. Anlatıcı süslü püslü dantelli bol eşyalı bir "yuva" bulacağını tahmin ederken, olabildiğine sade, her tarafın cd''ler ile yüklü olduğu bir "ev"de bulur kuzenini. "Ailenin üniversitede okumamış tek kızı" olarak Müberra, elinde bir kamera evin içindeki hayatı kaydetmektedir.
Müberra evin içinde kendi filmini çekmiştir yıllarca: "Kamera mutfakta bir köşeye öyle yerleştirilmiş ki önünden geçen olmasa doksan derece dönerek orta raflardaki bardakları, alttaki tezgâhı, ocağın yarısını, tezgâhın altındaki çekmeceleri gösteriyor. Sonra sürekli hareket eden; ocak, buzdolabı, musluk, pencere, masa arasında gidip gelen, yerden bir şey alırken yüzü görünmesin diye kameraya arkasını dönmeyi ihmal etmeyen, kâh masaya oturup kitap okuyan, kah kendi kendine konuşan bir bedenin hareketleri ekleniyor… Çok şık bir palto ve sivri topuklu çizmelerle musluğun önünde durmuş, hafifçe iki yana salınıp içindeki müziğin ritmine uyarak musluğun üzerinde oturduğu varsayılan birine doğru bakarak hikâye anlatıyor başka bir görüntüde."
"Angelika"; yaşadığımız hayatın, onca şiddetine rağmen en melek tarafımıza davet ediyor bizi. Öykü okumayı galiba en çok bunun için seviyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.