Melekler bahsi...

00:007/02/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Her kitabın yayınlanmasından sonra gelecek olan ilk telefonu, ilk karşılaşmayı ve ilk program davetini merak ederim.Kitap ile ilgili olarak ilk kuramsal daveti yazar yetiştiren yazar unvanını tartışmasız hak eden Ali Ural Bey''den aldım.Telefon tellerinden ilk okuyucu tepkisini Ş.S''den aldım: Bu kadar etkileneceğimi bu kadar dağılacağımı hiç ummuyordum. Hazırlıksız yakalandım. Kitabı kapattım hayata dönmek için üç saat bekledim dedi.Hay Allah dedim. Yok dedi o üç saat bana çok iyi geldi.Okuyucular

Her kitabın yayınlanmasından sonra gelecek olan ilk telefonu, ilk karşılaşmayı ve ilk program davetini merak ederim.

Kitap ile ilgili olarak ilk kuramsal daveti yazar yetiştiren yazar unvanını tartışmasız hak eden Ali Ural Bey''den aldım.

Telefon tellerinden ilk okuyucu tepkisini Ş.S''den aldım: Bu kadar etkileneceğimi bu kadar dağılacağımı hiç ummuyordum. Hazırlıksız yakalandım. Kitabı kapattım hayata dönmek için üç saat bekledim dedi.

Hay Allah dedim. Yok dedi o üç saat bana çok iyi geldi.

Okuyucular ile buluşmayı beklerken evde hapis kaldım geçen hafta.

Pasaportumu bekledim. Ankara''yı arıyorum “Postaya verilmiş görünüyor bu gün akşama kadar elinize geçer diyorlar.” Akşam oluyor ne gelen var ne giden. Ertesi sabah tekrar telefon ediyorum bu gün elinizde olur diyorlar.

Benim yerimde başkası olsa can sıkıntısından gerginlikten ölürdü herhalde. Ben dur bakalım bunun sonu nereye varacak diye bekliyorum.

Nereye vardı dersiniz? Her mahkûmiyet başka türlü bir çözümü de içinde barındırıyor.

Antalya''nın bir beldesinden aradılar. Telefon eden billur sesli hanım “Size çok kırgınız aslında” diye başladı konuşmasına. Korktum. Nasıl yani dedim. Bir kaç defa beni derneklerine çağırmışlar ama ben davetlerine icabet etmemişim. Eskiden neden icabet edemediğimi uzun uzun anlatma yoluna gidiyordum. Fakat bu iletişimi kuvvetlendirmek yerine sonunda tam bir iletişim kazasına yol açıyordu.

Haklısınız dedim. Ben de isterdim davetinize icabet edebilmeyi. Bilirsiniz işte kadınlık hali. Gitmek istersiniz gidemezsiniz. Bir kuru kafa değildir kadınların taşıdığı, gittikleri her yere evlerini de götürmek zorundadırlar.

Biz sizden bir şey istiyoruz dedi Antalyalı hanım. Buyurun dedim. Buyurun derken nasıl korkuyorum. Yine bir davet yine davete icabet edemeyiş. Geçen hafta bir arkadaşımız İstanbul''a gitmişti. Sizin kitabınızı almış. Biz de sipariş ettik. Ama gelmedi. En sonunda derneğimizde Hasibe Hanım sesli okudu. Biz dinledik. Dört gün öğleden sonra dernekte kitap okuma saati yaptık sonra da okuduğumuz bölüm hakkında konuştuk.

Ne güzel. Çok hoş orada olmayı isterdim dedim. Tamam, işte dedi. Biz de onu söyleyecektik. Eyvah. Antalyalı Hanım (derneğinin ve kendi isminin anılmamasını istedi) korkmayın dedi. Bu defa buraya gelmenizi istemeyeceğiz.

Ya?

Sizinle telefon yoluyla bağlantı kurmak istiyoruz.

Tamam.

Kabul edebileceğimi hiç düşünmüyormuş çok şaşırdı. Hem şaşırdı hem sevindi. Telekonferans usulü daha önce Gaziantepli hanımlar ile buluştuğumuzu anlattım. Onlar da dedim sizin gibi benim bir kitabımı okumuş sonra telefon ile aralarında olmamı talep etmişlerdi.

Saati kararlaştırdık. Nasıl bir konuşma olacak dedim. Biz dedi sizinle melekler bahsini konuşmak istiyoruz. En çok bu bahsi tartıştık.

Böyle bir karşılaşma beklemiyordum. Daha ziyade kitabı nasıl yazdınız, ne anlatmak istiyorsunuz soruları ile karşılaşacağımı zannediyordum. Melekler bahsi deyince. Bir an ürperdim. Evet, romanda Doktor Hekim Sami Yavaş''a getirilen bir yaşlı teyze vardı. Evlatları annemiz meleklere iman bahsinden çıkamıyor diye şikâyet ediyordu. Tamam, da ben telefon telleri ile Antalya''da beni dinleyen hanımlara daha fazla ne anlatacaktım?

Kafamı toplamama izin verir misiniz dedim. Zaten bu gün değil bizim talebimiz dedi billur sesli Antalyalı Hanım. Ne zaman? Yarın öğleden sonra.

Peki o halde dedim. Kafamı toparlar bir şeyler yazarım. Yok dedi konuşmanızı istiyoruz biz. Tamam dedim konuşacağım. Ama konuşabilmek için önce yazmam gerekiyor.

Yazdıklarımı ertesi gün onlara telefon yoluyla okudum.

Antalya''nın bir “dağ köyünde”n telefon eden billur sesli hanım, (tabir kendisine ait burayı bir dağ köyü olarak tasavvur edebilirsiniz dedi), derneğimizi kurmayı sizin bir yazınıza borçluyuz aslında dedi, yaptığımız telekonferanstan sonra: Bir avuç üniversite mezunu kadınız burada. Aramızda çalışanlar da var ev hanımı olarak hayatını sürdürenler de. Hepimizin ortak acısı yalnızlıklarımız içinde kilitli oluşumuzdu. Sıkışmışlık duygusu zamanla hafakana dönüştü. Sonunda sizin bir yazınızdan etkilenerek, sizin tabirinizle “örgütlü bir zaman ve örgütlü bir mekân” oluşturmak üzere bir dernek kurduk. Eşlerimiz kurduğumuz dernek ile alay etti. (Derneğin ismini yazmamanızı talep etmemizin sebebi bu.)

Örgütlü zaman ve örgütlü mekân üzerinden devam etmek istiyorum.