Mezarlar tarumar (1)

00:008/10/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Televizyon, köylerdeki etkisini hissettirmeye başlamadan önce, bitimsiz kış gecelerinde, köy odasında uzun uzun geçmişin hikayesi anlatılırdı. Anlatılan hikaye köyün ortak hafızasına katkıda bulunduğu kadar; hikayenin sonundaki kıssadan hisse; kendisini dinleyen gençler için, hayat tecrübesini, aktarılabilir bir bilgi haline getirmiş olurdu.Nesilden nesile "hikaye" aktaracak ihtiyarlar ilk önce köy ensitülerinde okuyup gelen ve "geçmişi kurcalamayalım" diyen köy öğretmenlerinin etkisiyle kendisini

Televizyon, köylerdeki etkisini hissettirmeye başlamadan önce, bitimsiz kış gecelerinde, köy odasında uzun uzun geçmişin hikayesi anlatılırdı. Anlatılan hikaye köyün ortak hafızasına katkıda bulunduğu kadar; hikayenin sonundaki kıssadan hisse; kendisini dinleyen gençler için, hayat tecrübesini, aktarılabilir bir bilgi haline getirmiş olurdu.

Nesilden nesile "hikaye" aktaracak ihtiyarlar ilk önce köy ensitülerinde okuyup gelen ve "geçmişi kurcalamayalım" diyen köy öğretmenlerinin etkisiyle kendisini dinleyecek kulakları kaybetti. Bu kaybedişin sonrası olmadı. Bir defa söyleyenin sözü küçümsenmiş olsun. Bir daha sözü saklayıp muhafaza edilecek kulağa zor raslanır.

Sözlü kültür ancak kendisini merak ve ilgi ile dinleyen kulaklar olduğu sürece varlığını devam ettirir. Dinleyen kulak olmadığı zaman her ailenin, her köyün kendine ait masalı uçar gider.

İsteyene masal niyetinedir anlattıklarımız. İsteyene bir yudum tarih barındıran bir zaman kasesi.

Sözü uzattık. Ama bazen söz uzamak ister. Kendisini dinleyecek kulakları aşama aşama hazırlamak için. Çünkü eski zamanın işleyişi tören üzerinden geçer. Evet bizim tarihi yazılmamış köyümüzde çulsuz Hasan denilen bir adem vardır. Gökten zembille inmişcesine kimsiz kimsesizdir. Çok iyi niyetli temiz kalplidir ama bütün bunlar tarlasız tapansız Hasan''ın hayatını kolaylaştıracak meziyetler değildir. O vakitler kendine köyünden başka bir yeri yurt edinmek isteyenlerin yaptığı gibi o da Manisa Alaşehir''e göçer. Çalışkandır, her işi yapar. Fakat çalışkanlığı bile doğarken kendine gülmemiş talihin bir parça tebessüm etmesine vesile olmaz. Hangi dala tutunsa ya da kopar kökünden ya ağaç sökülür yerinden.

O işten bu işe sürüklenirken, bir kahvehanede iş tutar. Efendiliği, mülayimliği ile kahvenin müdavimlerinden beter Rüstem''in dikkatini çeker. Bir muhabbet açar beter Rüstem. Laf olsun bir yakınlık doğsun diye ilkin nereli olduğunu sorar kimsesiz Hasan''a. Hasan köyünün adını söyler söylemez vurgun yemişcesine titrer.

Şaşkınlığı geçince köylerinde uzun mezar denilen bir mevkinin olup olmadığını sorar. "He vardır ya beğim" olur Hasan''ın cevabı.

Beter Rüstem bu cevap karşısında ne yapacağına bir türlü karar veremediği bir tereddüd yaşar. Onun bu suskunluğuna bir anlam veremeyen Hasan masadan kalkmak için müsaade isterse de eliyle "Otur!" emri verir beter Rüstem.

Epey bir vakit geçtikten sonra. Beter Rüstem "O altınlar en çok senin gibi kimsesizlerin hakkı olmalı. Ben yaşlandım. Kalkıp sizin köye gidecek halim yok. Gitsem bile hasımlarım beni rahat bırakmaz. Altınlar bana yar olmaz anlayacağın. Ama sen gidip çıkarırsan kimse şüphelenmez." Diyerek uzun mezarın ayak ucuna altınları kaç metre derine gömdüklerinin teferruatını aktarır. Ne var ki boşunadır anlattıkları. Hasan bu söylenenleri akşam alacasını şenlendiren masal renkliğinde dinleyip, sabaha unutmuştur bile.

Derken bir gün köyünü ziyaret etmeye karar verir. Köyünü ziyaret etmişken yaylada çobanlık yaban çocukluk arkadaşı Ömeri de ziyaret eder. Hoş beş edip uzun mezara doğru çaylarını yudumlarken birden Beter Rüstem''in kendisine anlattıkları gelir aklına. O günden sonra bir kere bile hayal hanesini yoklamamış olan konuşmanın çıkıp gelmek için şimdiyi bulması gariptir. İçindeki bu garip duyguyla, Beter Rüstem''in kendisine anlattıklarının neredeyse tek bir kelimesini bile atlamadan arkadaşına nakleder.

Arkadaşı Hasan''ın kendisiyle eylendiğini düşünerek "Elinde bu kadar delil var da niye gidip mezarı açmıyorsun?" diye sorar. Hasan''ın cevabı öylesine temizdir ki: "Ya orada gerçekten bir yatır varsa. Bir torba altın için rahatsız etmeye değer mi?"

Ömer''e kalsa değil bir torba altın için bir ölüyü rahatsız etmek azıcık cesareti olsa köyün bütün mezarlarını kazabilir. Ama korkar. Gece karanlığında mezarlığının on metre ilerisinden yürümeye bile korkar.

Hasan''dan sonra yıldızı bol yaz gecelerinde cigarasını tüttüre tüttüre kendisini uzun mezarı açmış, açmışta içindeki bütün altınları almış biri olarak hayal eder.

Derken Hasan''ın köyü ziyaret edişinin üzerinden iki yaz geçmişken bir gece Ömer uzun mezarın başında dört atlı görür.

(Sütunumun getirdiği yolculuk buraya kadar. Devamı haftaya.)