Müezzin olarak “burkalı kadın”lar ve ahengini imha eden İsviçre

00:004/12/2009, Cuma
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Çok hızlı değişen bir gündemle karşı karşıyayız. Hızın içinde ne olup bittiğini layıkıyla değerlendiremediğimiz için, fragmanlar halinde edindiğimiz bol bilgi yığını içinde yoğun bir kirlilik ve kafa karışıklığı yaşıyoruz.Gücümüz yettiğince Kasım ayını, Avrupa üzerinden hatırlamaya çalışalım. Kasım 2009''a, DİTİB''in temelini attığı Köln Camii ile girmiştik. Caminin temel atma törenine mesaj yollayan Merkel, böylece göçmen Müslümanların kendisini evlerinde hissedeceklerini söylemişti.Kasım''ın ortalarında

Çok hızlı değişen bir gündemle karşı karşıyayız. Hızın içinde ne olup bittiğini layıkıyla değerlendiremediğimiz için, fragmanlar halinde edindiğimiz bol bilgi yığını içinde yoğun bir kirlilik ve kafa karışıklığı yaşıyoruz.

Gücümüz yettiğince Kasım ayını, Avrupa üzerinden hatırlamaya çalışalım. Kasım 2009''a, DİTİB''in temelini attığı Köln Camii ile girmiştik. Caminin temel atma törenine mesaj yollayan Merkel, böylece göçmen Müslümanların kendisini evlerinde hissedeceklerini söylemişti.

Kasım''ın ortalarında İtalya''da baş gösteren kamusal alanda haç''ın yasaklanması tartışmalarına şahit olmuştuk. Kraldan kralcı kalemlerimiz, İtalyan kamuoyuna Türk laikliği üzerinden mesaj verme yarışına girmişti. Biz yasakladık siz de yasaklayın demeye getiriyorlardı.

Ve nihayet Kasım ayını İsviçre''de yapılan camilerin minaresi olmasın referandum ile noktaladık.

Olayları doğru değerlendirebilmek için önce İsviçre''nin dünyada tek örnek olarak uygulanan “doğrudan demokrasi” modelinin altını önemle çizmemiz gerekiyor. İsviçre anayasasına göre meclisten geçen bir kanun bile sekiz kantonun ortak kararı ile referanduma götürülebiliyor. İsviçre Halk partisi yaz aylarından bu yana referandum yapmak için imza toplamıştı. Referandum, “minaresiz cami referandumu”.

Minaresiz Cami referandumuna seçmenlerin yüzde 55''i katıldı. %55''in %57''si yasağa “evet” oyu verdi.

İsviçre haritasını delen füze şeklinde yerleştirilmiş minareler ve haritanın yanında sadece öfkeli bakışlarına tanık olduğumuz “burkalı kadın”ın posterleri üzerinden propaganda çalışmaları yapıldı referandum öncesi. Sanki minarelerde ezan okuyacak olan bu burkalı kadınlardı. Bütün dünyada kalbi olanları ayağa kaldıran, referandumu kazanmak için İsviçre sağcılarının kullandığı bu ayırımcı ve öfkeye kışkırtan dili . Alman analist Mathieu von Rohr, Der Spigel''deki makalesinde propagandanın diline dikkat çekti: Kampanyayı düzenleyenler, minare üzerindeki ihtilafı, İslam''ın nüfuzu üzerinde sembolik referanduma tahvil ettiler. Minareler hakkında çok fazla konuşmadılar. Bunun yerine, Şeriat kanunlarından, burkalardan, İslam dünyasında kadın üzerindeki baskılardan bahsettiler. Sonunda solcu feminist Julia Onken dahi bu inisiyatifi destekledi.

Camilere minare yapılmasın isteği nötr bir istek olarak değil, İslam karşıtlığını pompalayan bir dil üzerinden, Avrupa''nın göbeğinde tarafsızlığı ile bilinen İsviçre''de vuku bulduğu için, kalbi olanlar teyakkuzda. Mesele sadece minare meselesi değil. Nitekim İsviçre''de ve Avrupa''ın diğer ülkelerinde cami işlevi gören minaresiz camiler zaten var. Minaresi olanlarda da ezanın dışarı verilmesi yasak.

II-

İsviçre özellikle I. Dünya Savaşı''ndan bu yana isminin önüne “tarafsız” sıfatını yerleştirmiş bir ülke. I. Dünya Savaşı''na da II. Dünya Savaşı''na da katılmadı. Çoğumuz İsviçre''ye filmlerdeki repliklerden “kara para”ların kaçırıldığı dokunulmaz bir kasa olan bankalarından aşinayız. Paranın nasıl kazanıldığı ile ilgilenmeyen bir “para cenneti” İsviçre.

Avrupa''nın ortasında, AB''ye üye olmayan tek ülke. Nüfusu yedi milyon. Bu nüfusun dört yüz bini Müslüman. Müslüman nüfus, Bosnalı Boşnaklardan, Kosovalı Arnavutlardan ve Türkiyelilerden oluşuyor. Müslümanların ulus kimliklerinin özellikle altını çizmemin sebebi, camilere minare yapılmasın kampanyasına eşlik eden afişlerin gerçek dışılığını gözler önüne sermek. Minarelerin füze olarak resmedilip İsviçre haritasını delen görüntülerine, sadece gözleri görünen burkalı bir “kadın” eşlik ediyor. Oysa ne Boşnak ne Arnavut ne de Türk kadınları burka giymiyor. Hemen hepsinin yüzleri açık. Hatta başını başörtüsü ile örtenlerin sayısının bile oran olarak çok yüksek olmadığı biliniyor.

Dünya kamuoyunu harekete geçiren vicdanları ayağa kaldıran bütün bu şiddet dilinin, bir zamanlar “ahenk ülkesi” olarak bilinen İsviçre''den çıkmış olması. İsviçre''nin aşırı sağcı partisi, hiç tanık olmadığı bir hayata dair afişler üzerinden yaydığı korku ve endişe aracılığıyla, minaredeki müezzini vuran bilgisayar oyunları üzerinden beslediği ırkçılık aracılığıyla “oy” topluyor.

Konu minare bile olsa ille de Müslüman kadınlar üzerinden propaganda savaşının yürütülüyor olmasının üzerinde ısrarla durmak gerekiyor. Nitekim Güney Afrika''dan gelen bir grup akademisyen, yayıncı ve gazeteciye, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı''nda vermiş olduğu brifingde Nazife Şişman bu konunun altını önemle çizdi. Nazife Şişman Avrupa Parlamentosu üyesi R. Kilroy-Silk''in birkaç ay önce Avrupa Komisyonu''na verdiği soru önergesini aktardı: “Kilroy –Silk Türkiye''nin kadın sünneti uygulamadığını ispat etmedikçe AB''ye giremeyeceğinden bahsediyordu. Bizim için şaşırtıcı bir soruydu bu. Çünkü Türkiye''de böyle bir uygulamanın adı bile duyulmuş değil. Fakat Avrupa''dan bakıldığında bütün İslam dünyası kadınların ezildiği, cinselliklerinin bastırıldığı, namus cinayetlerine kurban gittiği koca bir coğrafya olarak görülüyor. Siyasi stratejinin etkin olduğu bu yaklaşım akademide de hâlâ hakimiyetini muhafaza ediyor.”

Önümüzdeki günler, Avrupa coğrafyasında İtalya örneğinde olduğu gibi dindarlar ile sekülerlerin; İsviçre örneğinde olduğu gibi gayrim Müslimler ile Müslümanların kamusal alan paylaşımı üzerinden başlatacakları yeni tartışmalara gebe. Avrupa''da İslamiyet''in nasıl yaşanacağını anlayabilmek için Nazife Şişman''ın “Başörtüsü” kitabının izleğinden yol almak önemli diye düşünüyorum. Çünkü Şişman kitabında, başörtüsü yasağına sadece Türkiye''den değil dünyadan bakıyor. Avrupa''nın küreselleşme çağında karşı karşıya olduğu pek çok sorunun başörtüsü üzerinden tartışıldığına; laiklik, demokratik vatandaşlık ile çok kültürlülük arasındaki gerilimin de başörtüsü üzerinden ifade edildiğine dikkat çekiyor.

III-

İsviçre''nin minaresiz cami referandumunun akabinde kalemi eline alan liberal yazarlarımız, Arap dünyasının kapitalistlerini tepki vermeye çağırıyor. Ve İslam alemine yapılmış her saldırıya karşı tek başına Türkiye''nin cevap vermesini eleştiriyor.

Türkiye''nin tek başına cevap vermesinde bir beis yok. Önemli olan verdiğimiz cevapta adaleti önceleyen dili merkezde tutabilmemiz. Öfke kışkırtıcılarına aynı frekans üzerinden cevap vermeyerek, dünyanın kalbine şifa olacak saygı ve hoşgörü dilini bulabilme yolunda samimi bir çaba içinde olmamız gerekiyor.