Mükrim bir can: Hamit Can

00:0015/02/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Gençlerden birini söylediler. "Dünya bizim"de yazıyor bir bakar mısın diye. Bakarım dedim. Bakarım dediğimde günlerden Perşembe idi. Dermanım yoktu. Bakamadım. Cuma günü tekrar söylediler.Cuma''nın dinginliğinde bakacaktım. Söylemesi ayıp edebiyat çalıştığım zamanlar gazete okumam. İnternete girmem. Eğer yazı günümse bir suçlu gibi internete girip yazımı gönderir sonra bir daha dönüp bakmam.O gün -ki artık 12 Şubat bizim için "o gün" diye kalacaktır- söz verdiğim için girmiştim dunyabizim.com''a.Hamit

Gençlerden birini söylediler. "Dünya bizim"de yazıyor bir bakar mısın diye. Bakarım dedim. Bakarım dediğimde günlerden Perşembe idi. Dermanım yoktu. Bakamadım. Cuma günü tekrar söylediler.

Cuma''nın dinginliğinde bakacaktım. Söylemesi ayıp edebiyat çalıştığım zamanlar gazete okumam. İnternete girmem. Eğer yazı günümse bir suçlu gibi internete girip yazımı gönderir sonra bir daha dönüp bakmam.

O gün -ki artık 12 Şubat bizim için "o gün" diye kalacaktır- söz verdiğim için girmiştim dunyabizim.com''a.

Hamit Can vefat etti haberi. Ah bu gençler niye ölümlerden şaka devşiriyorlar böyle diye düşündüm görür görmez. Daha bir iki gün önce Allah uzun ömürler versin Asım Gültekin''in 90''lı yıllardaki ölüm haberi üzerine konuşulmuştu.

Hamit Can öldü haberinde gezinen gözlerim, bakalım nasıl bir şaka bekliyor bu defa diye takip etti satırları. Sözün Sezai Karakoç belgeseline geleceğini tahmin ederek ilerliyordum.

Hayır!

Sahiden terk-i dünya eylemiş Hamit Can.

İki şey canımı acıtıyor işte o zaman. Hamit Can''ın ölümü ve Yeni Şafak''tan hiç kimsenin haber vermiyor oluşu.

Bu uzaklık beni çok düşündürüyor. Gençler çok uzak. Ne sevinçlerini paylaşıyorlar ne üzüntülerini. İnternet sitesinde haber yapılınca herşey tamam öyle mi?

Okuduğum ölüm haberini bir dost ile paylaşmalıyım. Mustafa Kutlu''yu aramak istiyorum. Ama Mustafa Ağabey''i bir ölüm haberi üzerinden üzeceğimi düşünerek vazgeçiyorum.

Akif Emre''yi arıyorum. Akif Bey şehir dışında olduğunu, Nusret Özcan''ın vefatında da şehir dışında olduğunu ve kendisini tam da buradan sorguladığını anlatıyor. Belki diyorum, Rabbim cenazesine katılamadıklarımız için daha çok dua edelim diye nasip etmiyor son vazifemizi yerine getirmemizi.

Aristoteles her ölümde kendi ölümümüze ağladığımızı söylüyordu. Hem kendi ölümüme ağladım Hamit Can''ın ardından, hem Hamit Can''ın ölümüne.

Her zaman bir kardeş samimiyetiyle selamlaştık. İlk öykü kitabım "Acı Deniz" için Atatürk Kitaplığı''na davet etmişti. Belki belediye açısından sorun olur üç kişiye konuşmak. İsterseniz başka birini davet edin, beni dinlemeye kim gelsin ki dedim. Merak etmeyin gençler gelir dedi.

Sahiden gelmişti gençler. Akşamın o dar vaktine hiç bilmedikleri birini dinlemeye değil, Hamit Can''ın misafirini dinlemeye gelmişlerdi.

Hamit Can nerede olursa olsun benim için daima mükrim bir ev sahibi idi. Daima kardeşlik gördüğüm kardeşimdi.

Yeni Şafak''tan önce İz Yayıncılık''ta tanımıştım. Sakin, durgun. İnsanı ağırlamaya vakti olan bir eski zaman eri idi.

Sonra Yeni Şafak''ta kültür sanat sayfasında editörüm oldu. Yazdığım yazıları okuduğunu hissettirirdi. Konuşurken eski bir yazıya atıf yapacak kadar cömert davranırdı daima. Edebi kamuda çok az insan size yazar olduğunuzu hissettirir. Genellikle insanlar size yokmuşsunuz muamelesi yaparlar. Ben cemiyet içine çok az çıktığım için, tanımadıkları için öyle uzak davranıyorlar zannederdim.(Kötü kelimesini yazmaya elim varmadığı için uzak diyorum.) Bilhassa "tanıdıkları" için öyle davrandıklarını öğrendiğimde yaşım 40''ı geçmişti. Bu "gerçeği" bu kadar geç görmemi dört insana borçluyum. Yeni Şafak''ın dört mükrim kalbine. Yeni Şafak demek Nusret Özcan demektir, Hamit Can demektir. Allah uzun ömürler versin Mustafa Canbaz ve Ramazan Eren demektir. Onlar sizi ağırlar. Hoş geldin der. Hoş geldiğinizi anlarsınız. Dünyayı hoş bulmak için nazar edersiniz.

Birbirini tanımayanları birbirine tanış ederler. Yoldaş ederler. Kimse kimseye gözünün üstünde kaşın var diye bakmaz onların ikliminde.

Gelenden gidenden haber verirler. Geçen gün kulaklarınızı çınlattık derler.

Geçen gün şöyle yazmıştınız ya arkadaşlarla konuştuk da bir karara varamadık, en iyisi Fatma Hanım''a soralım dedik derler. Yazdıklarınızın okunduğunu anlarsınız böylece. Size söz üzerinden bir ikram yapıldığını anlarsınız.

En son Yeni Şafak''ta asansör beklerken geçip gitti Hamit Can. Gazeteye gidince bir selamı esirgeyenlere, sanki yokmuşsunuz gibi boşluğa bakanlara aşinayım. Bu konuda hiç kimse beni şaşırtmıyor artık. Gençler canları isteyince size selam veriyor. Görmek isterse görüyor. Çünkü onlar için orası bir mekân. Başka bir mekâna gidebilirler.

Oysa bizim için yani kurulduğundan beri "orada" onlar için Yeni Şafak bir mekân değil. "Orası" bizim için bir dünya.

O "dünya"nın sakini olarak Hamit Can selam vermiyorsa görmediği için selam vermemiştir.

Arkasından sesleniyorum, Hamit Bey merhaba. Dalgın dalgın merhaba diyor.

Aklımda kalan son kare bu dalgın selam.

Sanki ruhu o zamandan yavaş yavaş bedeninden çıkma temrini yapıyormuş gibi.

Mekânı cennet olsun. Biz onu daima iyi bildik.