
Tam geçen hafta bu gün idi. Akşam alacası. Mutfağa gidip yemek yapacaktım.Yemek yaparken zihnimde taşıdığım bir cümle olsun diye rast gele bir kitap çektim raftan.Ortega düştü bahtıma.Bahar aylarımın filozofu Ortega.Sevgi üzerine.Rast gele bir sayfa açtım.Altını daha önceden çizmiş olduğum cümle beni bekliyordu.Entellektüellerin hayat sezgisi zayıftır.
Bir taraftan çorba karıştıracak bir taraftan bu cümleyi düşünecektim.(Böyle olunca Atilla İlhan''ın ayrılık sevdaya dahil mısrası gibi yemek yapmak düşünmeye dahil oluyordu.)
Yazmadan yaşayabilirim. Ama düşünmeden bir şeyleri yerlerine yerleştirmeden rahat edemiyorum. O zaman hayat enerjimin tükeniverdiğini zannediyorum. Hani kolum kanadım kırıldı denir ya! İşte öyle.
Enetellektüellerin hayat sezgisi zayıf olur. Radyoyu açıyorum o ara. (Tuhafınıza gitmesin bir elim çorba karıştırıyor, zihnimin arka planında Ortega''nın cümlesi fon olarak duruyor. Kulağım radyo dinleyebilir. Ben böyle çalışıyorum. Hayat kimyam bu düzenda şarj oluyor.)
Marma Fm de imiş ibre. Sık sık sunucunun adı giriyor.Ferudun Özdemir.İyi akşamlar Türkiye.Aynı zamanda şarkıcı Murat Göğebakan ile birlikte sunuyorlar.Sık sık tekrarlanan telefon numarası ile dinleyiciler de katılıyor programa.
Derken…Benim için çorba karıştırılan anı koskoca bir yüzyıla çevirecek bir şey oluyor.Bir şey.Radyo''dan çan sesleri geliyor.Çan sesleriyle birlikte taze doğmuş kuzu sesi.
Katılan her dinleyici; ne olacak bu memleketin hali diye dertlenip, kendince ne yapılması gerektiğine dair bir şeyler söylüyor. Çan sesleri ile ulaşan çoban sesi “Ben sizi Dursunbey''den arıyorum” diyor. Çobanım diyor. “Çobansın ama bak cep telefonun var” cinsinden bir şeyler söylüyorlar. Çoban! O dağlardan gelen ses beni o kadar heyecanlandırıyor ki. O konuşurken sadece işte bu diyorum. Basiret bu.Ama o heyecan çobanın cümlelerini zihnimde biriktirmeme engel olmuş demek.Şimdi hiçbir cümlesini hatırlamadığımı fark ediyorum.Bende kalan o anın giderek genişlemesi sadece.
Çorbanın altını kısıyorum. Hiç mutadım olmadığı halde tekrarlanan numarayı çeviriyorum. Santral memuresi bütün mesafesi ve soğukluğu ile lütfen cevap veriyor. O an her müesseseye bir Gülseren Hanım lazım diyorum. Yeni Şafak''ın Gülseren hanımı. İnsana kendini nasıl önemli hissettirir. Nasıl mutlu hissettirir. Gülseren hanımın sesinde nisan yağmurlarıyla Eylül güneşleri bir arada yer alır.Ki ikisi de berekettir ya hani.
Santral memuresine kimliğimi söylüyorum. Bana ne diyor susuşuyla. Programa katılacaksan katıl işte. Beni lafa tutma. Sükutunda bütün bu anlam gizli. Belki de asıl görevi santral memureliği değil. Belki mecburiyetten sadece o anlık telefonlara bakmaktan mesul olduğu için insanı aradığına arayacağına bin pişman eden bezginlik ile cevap veriyor.
Programa bağlanıyorum. Kimliğimi söylüyorum.Yeni Şafak''tan Fatma Barbarosoğlu.(Ki çok nadir kullanırım bu kimliği!)
“Ne iş yapıyoruz Yeni Şafak''ta?”
Yeni Şafak''ın çayları benden sorulur.
DEMİYORUM.
“On yıldır köşe yazıyorum.”
“Kusura bakmayın.”
“Kusura bakacak olsa idim aramazdım.Biraz önce bir çoban konuğunuz oldu.O heyecan ile sizi aramak istedim.”
Konuşmanın gerisini yazmayacağım.
Ben Dursunbey''den arayan o çoban için çevirmiştim o telefon numarasını. Maksat hasıl oldu.Bu yazıyı da dağlarda gezen ama gezerken basiret üzere adım atan o Dursunbey''li çoban için yazıyorum.Çünkü onlar bu memleketin mayası.Alan araştırmaları,rakamlar,tahlilller analizler ile kodlarının asla çözülemeyeceği mayası.Biz kimiz sorusunu bağırmadan, ama daima BİZ olarak yaşayıp gösteren mayası.
…..
Çarşamba sabahı e- postayı açtığımda karşıma şu ileti çıktı.
“Dün radyoda sizi dinledim. Sizin adınıza çok üzüldüm.Keşke programa katılıp karizmayı çizdirmeseydiniz.Bu adamlar sizi nasıl tanımazlar diye hayıflandım.Oysa kaç defa aynı frekansta sizin yazılarınızın okuduğuna şahit olmuştum.Biz buyuz işte.Oysa Müslümanlara her gün küfreden adamların isimlerini biliyorlardır.Onlara ne iş yapıyorsunuz diye sormazlardı.”
Up uzun ileti bu minval üzre devam ediyor.
Değerli okuyucuya kalbini ferah tutmasını karizmam olmadığı için çizdirme tehlikesi de taşımadığımı yazdım. Müminin karizması olmaz,basireti ve firaseti olur ancak.
Efendimiz “Kişi sevdiği ile beraberdir” buyuruyor. Oysa post-modern zamanlarda kişiler sevdikleriyle değil, daha çok sevmedikleriyle bir arada olmayı önemsiyor. Öfkenin dili, muhabbetin dilinden daha kolay geliyor.Çünkü kullandığımız zaman ve mekan tarzı öfkeyi besleyip büyütüyor.
Modern hayat muhabbeti şarj etmiyor.
O programdan geriye, Murat Göğebakan''ın durmadan tekrarladığı ben bir aydın olarak cümlesi kaldı bir de. Herkes aydın. Ben ev kadınıyım. Nitekim onları aradığımda da çorba pişiriyorum demiştim ya! Kimliğimden daha çok pişirdiğim çorbanın adı ile ilgilenmişlerdi. Domates çorbası.
Yani hal ve vaziyet böyle.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.