Müzakere demokrasisi ve "en çağdaş kadınlar"

00:0029/02/2008, الجمعة
G: 2/09/2019, الإثنين
Fatma Barbarosoğlu

Salı günü müzakere demokrasisi kavramını Gülsün Bilgehan Toker üzerinden anlamlandırmaya çalışacağımı söylemiştim. 32.Gün''ün, 21 Şubat günü Maltepe Üniversitesi''nden yaptığı yayının konuklarından biri de Gülsün Bilgehan Toker idi. Diğer konuklar Cengiz Çandar, Ali Bulaç, Doç. Dr. Ali Çarkoğlu, Prof. Dr. Bahaattin Akşit idi. (Prof. Dr.Akşit''in orada bulunma nedeni sanıyorum sadece o üniversitede öğretim görevlisi olmasıydı) Gülsün Bilgehan Toker''i bu yazıda "ağırlama" sebebim, o programda söylemiş

Salı günü müzakere demokrasisi kavramını Gülsün Bilgehan Toker üzerinden anlamlandırmaya çalışacağımı söylemiştim. 32.Gün''ün, 21 Şubat günü Maltepe Üniversitesi''nden yaptığı yayının konuklarından biri de Gülsün Bilgehan Toker idi. Diğer konuklar Cengiz Çandar, Ali Bulaç, Doç. Dr. Ali Çarkoğlu, Prof. Dr. Bahaattin Akşit idi. (Prof. Dr.Akşit''in orada bulunma nedeni sanıyorum sadece o üniversitede öğretim görevlisi olmasıydı) Gülsün Bilgehan Toker''i bu yazıda "ağırlama" sebebim, o programda söylemiş olduğu şu cümle: "Büyükannesinden geride olan torunların ülkesi olarak dünyada sadece Türkiye var."

Önce tanımayanlar için Gülsün hanım''ı tanıtıcı bilgiler verelim. İsmet İnönü''nün kızı Özden Toker ile gazeteci Metin Toker''in kızları. Bir dönem CHP milletvekilliği var. Kendisinden bahsedilirken; daima iyi bir ailenin, iyi eğitim almış kızı olarak öne çıkarılıyor. İyi bir insandır muhakkak. Ama olayları analiz etme ve kavramakta, çağı yakalayamadığını düşündürtüyor. Çıkarımları bir akademisyen çıkarımından ziyade "hiç de sizin zannettiğiniz gibi değil" diyerek tek bir olay üzerine kader bina etmeye çalışan bir "vatandaş" tavrı. Donmuş bir bakış ile nazar ediyor Gülsün hanım.

Zengin bir sosyal mirasa sahip oysa. Türkiye''nin ikinci cumhurbaşkanının torunu olmak gibi. İyi bir eğitimi olağanüstü çaba sarfetmesine gerek kalmadan kendiliğinden edinivermiştir büyük ihtimal. Su içmek gibi, karın doyurmak gibi. Dolayısıyla var olmanın neye tekabül ettiğini hiç bilmiyor. Kimliğini "rağmen"lere karşı kurmak zorunda kalmamış. Dolayısıyla, konumunu muhafaza edebilmek için rekabete hazır olması gerektiğinin farkında değil. Ne kendi konumunu düşünmüş şimdiye kadar ne de Türkiye''nin durumunu. Birkaç slogan, birkaç anekdot. Konuşurken bundan öteye gidemiyor Gülsün Hanım. Mesela Ali Bulaç, Ali Çarkoğlu, Cengiz Çandar, Türkiye''nin muhafazakarlaşmadığını ekonomik sistem, eğitim düzeni, siyasi anlayış üzerinden aşama aşama değerlendirirken; Gülsün Hanım kadınlara şiddetin en fazla uygulandığı ülke Türkiye diye bir cümleye başlayıp, arkasından Suudi Arabistan ya da İran''ın adını zikrediyor. Ama sadece zikrediyor. Ne bir önceki cümlesini bir sonrakiyle bağlantılandırma çabası var ne de muhatabının söylemi üzerinden düşünce analizi. "Türkiye geriye gidiyor." Bir münazaraya katılmış da kendisine vazife olarak bu cümle verilmiş gibi, sadece muhatabını susturmayı ve sadece bu yarışmanın kazanan tarafı olmayı hedefliyor.

İşte tam burada "öznenin özürlü tarihi" giriyor devreye. Gülsün hanım büyükannesinden geride hissediyor kendini. Büyükanne Mevhibe İnönü, ülkenin first lady''si olmuştu. Gülsün hanım sadece vekil olabildi. Vekil olma sebebi de kendi kazanımlarından ziyade, ailesinden intikal etmiş olan sosyal miras ile bağlantılı. Belli ki Gülsün hanım kendi konumundan hoşnut değil. Sahip olduğu sosyal mirasın kendisine bütün öncelikleri bahşetmesini bekliyor. Bu hoşnutsuzluğunu da "bütün ülke"ye yansıtarak aşmayı deniyor.

Müzakere demokrasisine geçebilmemiz için tarafların birbirinin dengi olması gerekiyor. Oysa sorun şu ki, Gülsün hanımın şahsında temsil olunan "pek çağdaş kadınlar" kendilerini daha yukarıda zannediyor. Oysa yukarıda olmadıkları gibi vasatın altına düşme tehlikesi de taşıyorlar. Sahip olduğu soyadı bir kenara bırakıldığında ne kadar yer kaplar mesela Gülsün Bilgehan Toker. Bunu merak ediyorsanız kendisiyle yapılmış söyleşilere bakınız lütfen. Özellikle CHP''nin halk ile bütünleşmesi için getirdiği tekliflere.

Müzakere demokrasisinin olabilmesi için, önce herkesin ne olmak, nasıl yaşamak istiyorsa kendisini bu söyledikleri üzerinden özgürce konumlandırabilmesi gerekiyor. En kadın, en Kemalist, en modern iddialarını terkederek. Bu iddialarını "korku"larını meşrulaştırmak için kullanmaktan bir an önce vazgeçmeleri gerekiyor.

Ama diğer taraftan rekabeti reddettikleri için başörtülülerden korkmakta haklılar. Bu satırların yazarı mesela kendisini büyükannesinden geride görmüyor. İster bu büyükanneyi biyolojik büyükanne olarak düşünün, isterse kültürel genetiğimizi borçlu olduğumuz ilk yazar kadınlar Zafer Hanım, Fatma Aliye, Makbule Leman bağlamında düşününüz.

Gülsün Bilgehan Toker''in temsil ettiği zihniyetin müzakere demokrasisine uzak durmaları; sahip oldukları sosyal miras ile entelektüel birikim arasındaki makasın fazlasıyla açık olmasından kaynaklanıyor. Entelektüel birikimleri, aile tarihinin ağırlığını değerlendirmeye, analiz etmeye yetmiyor. Hal böyle olunca da savunduğu durumu analiz edemeyen, sloganlar ile müdafaa etmeye kalkan tutucu kimlikler çıkıyor ortaya.

Müzakere demokrasisinin başlayabilmesi için öncelikle bu tutucu kimliklerin "öteki"nin değil kendisinin ne kadar tutucu olduğunu fark etmesi gerekiyor.

Not: "Öznenin özürlü tarihi" kavramını geçmiş yaşantıların, bugünü yorumlarken devreye girmesi manasında kullanıyorum.