
Bugün, kandili şerifin içimizde tutuşturacağı muhabbet ışığı ile zamanın ve mekanın, hiç geçemediğimiz boyutuna geçmeyi temenni ederek, bu senenin son köy yazısını kaleme almış olacağım. Haftaya köy yazılarına gelen tepkileri sizinle paylaşmayı düşünüyorum.
Evet zamanın ve mekanın bir başka boyutuna geçmek. Geçivermek. Zamanı farklı bir boyutta yaşamak için her karşımıza çıkanın Hızır, her gecenin Kadir olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor. Sözlü kültürde unutmamak tekrar ile mümkün. Her yaşanan şikayet değil ama hikayet tadında gün be gün tekrar ediliyor. Hikaye tekrar edildikçe gökten düşen üç elma her isteyene, dileyene nasip dağıtmış oluyor.
Bu gün anlatacağım hikayeyi babam kendi ninesinden dinlemiş. Ben babamdan dinlediğim şekliyle aynen naklediyorum.
Bizim tarihi yazılmamış köyümüze belli aralıklarla bir dilenci gelir, "ne edersen kendine edersin diyerek Allah rızası için ekmek" istermiş. Öyle her kapıdan ayrı ayrı istemezmiş. Üç ya da beş kapıyı çalıp "ne edersen kendine edersin. Allah rızası için ekmek dedikten sonra geldiği gibi geri gidermiş. Gel zaman, git zaman her geldiğinde hep aynı kadının kapısını çalmaya başlamış. Kadın dul. Askerdeki bir oğulcuğundan başka kimsesi yok. Bir kuru kafasına pişirdiği ekmeklere gelip gelip aynı dilenci talip olunca kadın en sonunda kızmış. En çok ta "ne edersen kendine edersin" lafına. Dilenciye son defa ekmeğini verirken eğer bir daha kapımı çalarsa ben ona ne yapacağımı biliyorum diyerek öfkesini yenmeye çalışmış.
Günler geçmiş, kadın dilencinin uzaktan geldiğini görür görmez unun içine zehir katıp acele tarafından ocağa bir bazlıma sürmüş. Dilenci kapıyı çalmış. Bu defa hiç yapmadığı bir şekilde kadının ta gözünün içine bakarak "ne edersen kendine edersin" deyip susmuş. Kadın hazırladığı bazlımayı ihtiyarın eline tutuşturduktan sonra bir "oh" çekmiş. Hadi demiş bir daha gel bakalım gelebiliyor musun?
İhtiyar köyün girişinde bir asker görmüş. Asker günlerce yol yürümekten bitap, "emmi" demiş ihtiyara "heyben doludur. Şu köy benim köyüm ama eve gidecek dermanım yok. Bir ekmek ver de canım başıma gelsin."
İhtiyar, kadından aldığı bazlımayı, heybesindeki en sıcak ekmek diye delikanlıya vermiş. Delikanlı bazlımayı afiyet ile yedikten sonra yoluna devam edip anacığına kavuşmuş. Fakat o da ne? Daha hoş-beş edemeden "yandım Allah karnım" diye sızlanmaya başlamış. "Kömür gözlüme ne oldu?" diye anacığı bir yandan etrafında çırpınmakta bir yandan da karın ağrısının sebebini bulmaya çalışmaktadır. Açlıktan herhal diye düşünürken; oğul "yok ana der. Köyün girişinde ihtiyar bir dilenciden aldığım bazlımayı yedim."
"Yandım Allah" der kadın. "Yandım!" Sahiden de yanar. Oğlu ölür. Ne edersen kendin edersin sözü kalır kadının dilinde. Ağzından başka bir dünya kelamı döküldüğünü duyan olmaz. Ne edersen kendin edersin.
Bu hikaye tekrar tekrar anlatılırken, yapılan her kötülüğün gelip sahibini bulacağı inancı dinleyenlerin yüreğine düşürülmüş olur. Ahlaki ilkeler geçmişin sayfalarında daima bir hikaye ile çıkar karşımıza. Hikaye, dinleyene yaşanmışlığın tecrübesini armağan eder.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.