Neden bazı yazılar "çok önemli" oluyor?

00:0014/12/2009, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

“DÜN çok önemli bir yazı okudum.Başlığı şöyleydi:“AK Parti''nin elinde neden bütün anlamlar hastalıklı hale geliyor.”Yukarıdaki satırlar, E. Özkök''ün 12.12.2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınladığı köşe yazısından. Cuma günkü yazımın bir bölümünü alıntılayarak tezlerime katılmadığını ifade ediyor. Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok.Sorun Özkök''ün kadro deyince hükümeti anlamasında. Oysa ben kadrolardan bahsediyorum. Kabine ya da hükümet kelimesini hiç kullanmıyorum. Kadro diyorum. Ve

“DÜN çok önemli bir yazı okudum.

Başlığı şöyleydi:

“AK Parti''nin elinde neden bütün anlamlar hastalıklı hale geliyor.”

Yukarıdaki satırlar, E. Özkök''ün 12.12.2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınladığı köşe yazısından. Cuma günkü yazımın bir bölümünü alıntılayarak tezlerime katılmadığını ifade ediyor. Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok.

Sorun Özkök''ün kadro deyince hükümeti anlamasında. Oysa ben kadrolardan bahsediyorum. Kabine ya da hükümet kelimesini hiç kullanmıyorum. Kadro diyorum. Ve evet söylediklerimin arkasındayım. Cümlelerimi başka bir savaşın zaferi için kurmuyorum. Bizzat meselenin kendisi için kuruyorum. Öyleyse bir daha tekrarlamakta fayda var: “Demokratik açılım”ın, başörtüsü açılımının hazin sonuna uğramasından endişeliyim. Endişemin sebebi, AK Parti''nin yol haritası oluştururken kullandığı yanlış taktik. Başörtüsü açılımında sıkıntıların nasıl aşılacağı konusunda yaşanmış tecrübelerin ışığına hiç gerek duyulmadı. Aynı durumun “demokratik açılım” sürecinde yaşanmakta olduğunu Kürt aydınlardan dinliyoruz.

Elbette bu satırların yazarı da hükümette çok kıymetli isimlerin olduğunun farkında. Bu köşenin daimi okuyucularının hatırlayacağı gibi, “demokratik açılım”ın başlangıç sürecinde yazdığım yazılarda, “bu sürecin başarılı olması için uygun bir zaman, çünkü hem İç İşleri Bakanı hem de Dış İşleri bakanı bu süreci çok iyi yönetecek liyakate sahip” vurgusunu yaptım hep. DTP''nin kapatılması ile ilgili olarak ABD''den gelen ilk açıklamanın ABD Dış İşleri olduğuna da dikkatinizi çekmek isterim.

Diğer taraftan İçişleri Bakanımız sayın Beşir Atalay''ın sabrı, sukuneti, şehit yakınları ile kurmaya çalıştığı dil çok önemlidir. Sivil toplum örgütlerini devreye sokma gayreti her türlü takdirin üstündedir. Yeterli midir? Hayır. Çünkü medyanın “tavşan kaç, tazı tut” taktiğini aşmak üzere yeterli bir kavram çalışması yapılamadı.

AK Parti''nin alt kadrolarındaki aksaklıklar, üst dilin kurulmasını da engelliyor.AK Partinin kurumsallaşamaması önümüzdeki seçimlerde ciddi sıkıntılara sebep olacak. Kurumsal mantık rasyonel ilkelere göre işler. Oysa AK Partinin alt kadrolarında “sevdim/sevmedim/kaşının üzerinde gözü var ondan hazzetmedim” cümlelerini eleştiri zanneden kifayetsizlerin sayısı gittikçe artıyor. Bu kifayetsiz kadro, bölgelerinde olan biteni, enerji yığılmasını Ankara''ya ulaştıramıyor. Bölge derken Güneydoğu ya da Doğu Anadolu''yu değil, herkesin görev yaptığı yeri kastettiğimin altını çiziyorum.

“Demokratik açılım” konusunda tarihi sorumluluğumuzu yerine getirmek zorunda olduğumuzu bir defa daha tekrarlamaktan yanayım. Olmuyorsa neden olmuyor sorusunu merkezde tutmak zorundayız. Yoksa “bu ülkede hiçbir şey olmaz zaten”cilerin safına düşüverdiğimizi fark etmeyiz bile.

Özetle diyorum ki, iyi niyetle söylenmiş cümlelerin bile başka bir açıdan ve başka yerde duran biri tarafından nasıl anlaşılacağını, nasıl kullanılacağını hesaba katmak zorundayız.

Aynı nesneyi/meseleyi hepimiz aynı şekilde görmüyoruz. Gözleri kapalı insanların her birinin filin bir yerini tutarak fili tarif ettiklerini biliriz. Ama gözümüz açıkken de görme biçimlerimizin gerçeği değiştirdiğinin pek farkında değilizdir. Gözleri açık olduğu halde fili sinek gibi görenlerin var olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Nitekim Antropolog Colin Tumbull bir pigme arkadaşını açık savanaya çıkardığını anlatır. Pigme arkadaşı açık savanada uzaktaki bir fili sivrisinek büyüklüğünde bir şey olarak görmüştür. Bu tecrübeyi alıntılayan yazar konuyu şöyle izah ediyor: “Bakışın her yönden altı metre mesafe içindeki bir başka ağaç tarafından engellendiği ve göklerin her zaman ağaçların oluşturduğu bir kubbe tarafından küçük parçalara bölündüğü yağmur ormanının derinlikleri içinde görmeyi öğrenmiş olan gözler, uzak mesafeden o küçük şekli kocaman bir fil olarak göremezdi.”

Velhasıl bulunduğumuz mekân, bakışımızı ve görüşümüzü doğrudan etkiliyor. Tebdili mekânda hayır var. Hakikatin kalesinde buluşabilmek için, “Ama ben böyle algıladım” cümlelerini en aza indirgememiz gerekiyor. “Ben böyle algıladım”dan önce, “Sen tam olarak ne söylüyordun?” sorusunu hassasiyetle dile getirmeli ve muhatabımızın vereceği cevabı dikkatle dinleme basireti gösterebilmeliyiz.