Neyi eksik yapıyoruz neyi fazla! Neden bu kıvamsızlık!

00:0026/07/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

I-Bu sene de bahar gelmedi. Oysa umutluyduk.Bir rüyaya hazırlanmıştık.Rüya için niyet etmiştik.Niyetimiz hayr olsun. Niyetimiz sahih olsun.Rüyaya hazırlanmışken… Niyet ettiğimiz rüyadan, kabus ile uyandık.Baharı beklerken ateşin günlere düştük…Herşeyi kavga vesilesi her şeyi "direnme" vesilesi sayar olduk.Türkiye toplumu olgunlaşmıyor giderek çocuksulaşıyor.Kimse kimseyi dinlemiyor.Hüsnü zannımızı kaybettik. Su-i zan ile en çok kendimizi zehirliyoruz.Tuğrul İnançer Hocaefendi"nin söylediklerini

I-

Bu sene de bahar gelmedi. Oysa umutluyduk.

Bir rüyaya hazırlanmıştık.

Rüya için niyet etmiştik.

Niyetimiz hayr olsun. Niyetimiz sahih olsun.

Rüyaya hazırlanmışken… Niyet ettiğimiz rüyadan, kabus ile uyandık.

Baharı beklerken ateşin günlere düştük…

Herşeyi kavga vesilesi her şeyi "direnme" vesilesi sayar olduk.

Türkiye toplumu olgunlaşmıyor giderek çocuksulaşıyor.

Kimse kimseyi dinlemiyor.

Hüsnü zannımızı kaybettik. Su-i zan ile en çok kendimizi zehirliyoruz.

Tuğrul İnançer Hocaefendi"nin söylediklerini bile eylem konusu yapacak kadar "direngeç" bir kitlemiz var artık.

Niye bu kadar çorak niye bu kadar kıvamsız bir toplum olduk!

II-

Tabiat her yıl karşılıyor baharı.

Gelmeyen bahar kalbimizin baharı.

Bahar ki tohumların yeryüzüne nimet olarak çıkmasıdır.

Kalbimize bahar gelmeyecek.

Her birimizde yaptığını en iyi yapan olma şuuru olmadıkça kilitli kaldığımız bu yerden çıkamayacağız.

En iyi öğrenci, en iyi evlat, en iyi komşu, en iyi ev sahibi, en iyi öğretmen, en iyi doktor en iyi tezgahtar.

Önce liyakat testi. Liyakat ki iyilikten maya tutar en ziyade.

Diyeceksiniz iyi nedir? İyilik nedir?

İyilik önce sen demekle başlar. Arkasından yapabileceğinin en iyisini yapmakla devam eder.

Bireyci olmadan birey olabildiğimizde kapılar açılacak.

Başkalarının alanını daraltmadığımızda; farklılığa evet, "ötekiliğe" hayır dediğimizde başlar insanlığımız.

Öteki diye bir şey yok.

Öteki benim azgın nefsimdir ancak, dediğimizde sırtımızda kanatlarımız olacak.

"Dünya yanıyor ben şunu eksik yaptığım için" diyecek kadar kendimizi gidişattan mesul tuttuğumuzda "buradan" çıkacağız.

İnanın çıkacağız.

Bir yılın muhasebesini yapalım. Yaptığımız en iyi ve en kötü şeyleri düşünelim.

En uzaktaki için ağlarken en yakındakini ağlatmamayı başarabilirsek…

Hesap defterimizi kontrol edelim. Şurada "Hesap gününe" ne kaldı.

İ.Özel "Ben yaşarken oldu her şey" diyor.

Evet, biz yaşarken oluyor her şey.

Ya da biz yaşarken olmuyor olması gerekenler bir türlü.

Neden olmuyor olması gerekenler bir türlü?

Kendimize bakmak yerine komplo teorilerini, dış güçlerin oyunlarına dikkat kesilmek hepimizin nefsine iyi geliyor.

Sonuçta bütün onlar küçük cihadın parçası. Ama bir de büyük cihat var. Nefsimizle yapmamız gereken büyük cihat.

Ne zaman nefs terbiyesinden bahsetsem şöyle tepkiler alıyorum: "Şimdi bunların sırası mı? Biz oturmuş heyecanla …"

Nefs terbiyesi için nasıl bir zaman bekliyorsunuz?

Soru şu: Sahiden kul olduğumuzun, sahiden ölümlü olduğumuzun, sahiden bu dünyanın bir imtihan yeri, ömrün göz açıp kapama kadar geçen bir sürede başlayıp bittiğini idrak ediyor muyuz?

Bir yılın muhasebesi dedim de… İsterseniz sadece bu "Son Ramazan-ı şerif" muhasebesini yapmayı göze alalım önce.

Nelere sevindik ve nelere üzüldük. Allah"a en yakın olduğumuz oruçlu halimizde Allah"a biraz daha yakınlaşmayı mı murad ettik yoksa bir an önce iftar olması mı?

Orucumuz bize "bizi" gösterdi. Gördük mü?