Noel"di filan derken... Bu gün terviye günü

00:0029/12/2006, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Batı, Doğu''yu anlamak için "bulunduğu yer"i merkez alıyor. Oysa biz İslam coğrafyası olarak modern dünyada "bulunduğumuz yer"i merkez kabul edemiyoruz. Hal böyle olunca da savunmacı ya da mağduriyet psikolojisinden beslenen karşı duruşlar ortaya çıkıyor.Batı ile karşılaşmamızı göz hizasına çekebilmek için, onları bizdeki resimleriyle, anlamakta zorlandığımız resimleriyle buluşturmamız gerekiyor. Mesela Noel kutlamaları bunun için iyi bir örnek. Kapitalizmin "armağan dünyasını" besleyici bir unsur

Batı, Doğu''yu anlamak için "bulunduğu yer"i merkez alıyor. Oysa biz İslam coğrafyası olarak modern dünyada "bulunduğumuz yer"i merkez kabul edemiyoruz. Hal böyle olunca da savunmacı ya da mağduriyet psikolojisinden beslenen karşı duruşlar ortaya çıkıyor.

Batı ile karşılaşmamızı göz hizasına çekebilmek için, onları bizdeki resimleriyle, anlamakta zorlandığımız resimleriyle buluşturmamız gerekiyor. Mesela Noel kutlamaları bunun için iyi bir örnek. Kapitalizmin "armağan dünyasını" besleyici bir unsur olarak Noel algısı üzerinde duracak değilim. Bu başka bir yazının konusu. Benim üzerinde durmak istediğim husus, dürüstlük, samimiyet üzerine yoğun vurgu yapan Batı dünyasının Noel''i örgütlü bir kandırmaca aracı olarak kullanması. Mesela pek çok Batı ülkesinde, Noel Baba''ya gönderilen mektupları cevaplamak için postanelerde özel merkezler kuruluyor ve çocuklara cevap yazmak için gönüllüler çağırılıyor. 1989 yılında Kanada''da Noel Baba gönüllüleri 700.000''den fazla mektubu cevapladı.

Bizim, rasyonel Batı dünyasının devlet eliyle örgütlediği bu "kandırmaca"yı anlamayamadığımızı ifade etmemiz gerekiyor. Ama sorun şu ki, kendi içimizdeki katalizörlerin baskısı yüzünden Batı''yı "anlamama" hakkımız yok. Oysa bir karşılaşmadan bahsedebilmek için muhatabımızın anlamadığımız vechelerini kayıtlı tutmamız gerekiyor. Anlaşmak için tarafların birbiriyle yekdil olması gerekmiyor. Anlaşmak için tarafların birbirine saygılı olması gerekiyor.

Yasin Aktay''ın geçen hafta yayınladığı Oryantalizm yazısında dile getirdiği gibi "İslam''ın en doğru şekilde ifade edilebilmesi bile herkes tarafından doğru anlaşılacağının garantisi" değil. Öyleyse modern hayat içinde ahiret şuurumuzu, fikir dünyamızı, devlet politikamızı, sanat zevkimizi, dağınık ve pasaklı kadınların misafir için evlerini düzenlemeye çalışan aceleciliklerinden kurtarmamız gerekiyor. El alem bize ne der saplantısından vaz geçerek; biz el aleme ne diyoruz, daha da önemlisi "biz bize ne diyoruz"u merkeze almamız gerekiyor.

Doğu''nun Batı ile karşılaşması, Batı''nın düzenlemiş olduğu renk, ses ve sahne düzeni içinde gerçekleşiyor. Üstelik Batı''nın algıda seçicilik ile oluşturduğu bu albüme Doğulu seçkinler, Batılılardan bile daha çok inanıyor. Dolayısıyla bir taraftan Batı''nın bize bizi sunduğu algı bozumu nedeniyle eksilirken, diğer taraftan resimdekini sahiden "kendimiz sanma" yanılgısına uğruyoruz.

İslam dünyasını eksiltip bozuma uğratan Batı dünyası, kendisini sanat yoluyla seçkinleştirip yakınlaştırarak merkeze oturtuyor. Merkeze, yani bizim bedenimize, bizim zihin dünyamıza. Biz, hiçbir şeyi kendimizi olarak göremiyoruz. Yetkinliğimizi bir Batılı''ya en yakın durma noktasından ispatlamaya çalışıyoruz. Bu merkez kaymasını değiştirmenin tek yolu, sanat ve felsefe. Hem kendimizi doğru anlatacağımız bir elverişliliği var sanatın, hem de bizdeki Batılı''yı anlatabilme imkanı. Batılı''yı anlatmak derken, onların bize yaptığını misliyle iade etmeyi kastetmiyorum. Olduğu gibi anlatmayı. Sevdiğimiz,beğendiğimiz beğenmediğimiz yönleriyle. Ve beğendiğimiz yönleri belirlerken her medeniyetin birbirinden ödünç alarak kendini yenilediğini asla unutmadan.

Ama bunu yapabilmek için önce kendimiz olarak "görmeyi" başarmamış gerekiyor. Batılıların İslam dinine yöneltikleri eleştirileri, din üzerinden ciddiye almaktan vazgeçmemiz gerekiyor, mesela. Yasin Aktay''ın tesbitini bu bakımdan önemli buluyorum. Yöneltilen her eleştiriyi "aslında dinin özünde bu yoktur" diye karşılamaya çalışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü sorun dini değil, felsefi. Bu noktada Foucault''un satırlarıyla baş başa bırakayım sizi:

"Müslüman dünya; Dini, askeri, toplumsal, kültürel biçimleri yukarı Ortaçağ Hristiyan dünyasından çok daha esnek, çok daha zengin, çok daha güleryüzlü olan bu dünyada nasıl oldu da belli bir andan itibaren olaylar tersine döndü? (…)Hristiyan bir dünya tarafından yavaş yavaş içerildi ve sömürgeleştirildi. Bu, tarihin bir sorunudur, ama, gerçekte felsefenin de sorunudur."

Göz hizasından bakmayı öneriyorum. Savunmacı, aşağılayıcı ya da mağduriyet söylemine yaslanmadan. İyi insanlar iyi atlara binip gitti deyip, üzerimizdeki mesuliyeti azaltmaya kalkmadan.

Bu gün terviye günü. Oruçlusunuz inşallah. Gelen bayram hayr olsun.