
I-
Onlar üç çocuk idi. İki kardeş ve bir komşu çocuğu. Sonra Kayseri Talas''ta kaybolan üç çocuk oldular.
Ahmet ve Dilruba yeni taşınmışlardı; aynı mahallede oturan Türkan ile birlikte şeker toplamaya çıkmışlardı. Anneleri onları Türkan''ın mihmandarlığına teslim ederken, hem Türkan''ın "abla"lığına güvenmişti, hem de mahallenin eski bir sakini oluşuna.
Mahalleye yabancı oldukları için, evin yolunu bulamadıklarını düşündü anne baba ilk önce. Çocuklarını kapı kapı aradılar. Adlarını bağıra bağıra.
2009 Ramazan Bayramı''nda, bir geleneği devam ettirmek üzere evlerinden çıkmış, çocuksu neşenin en güzel torbasını ellerine alarak, kapı kapı el öpmeye durmuş çocuklardan, bir daha haber alınamadı.
Ne iz ne bir ses kaldı onlardan geriye.
İki bayram arasını ölümden de beter bir bekleyişin içinde geçirdi çocukların aileleri. İki aile. Birbirini tanımayan iki aile.
Yöneticilerimiz nasıl bir beldeyi, nasıl bir ilçeyi, nasıl bir şehri ve evet nasıl bir ülkeyi yönettiklerini biliyorlar mı?
Suçun değişen çehresinden ne kadar haberdarlar!
Şehirlerimizin, mahallemizin tekinsizliği artık sadece metropollerde değil. Erzurum''da Kayseri''de her yerde.
O çocuklar bir daha dönmedi evine. Aileleri umutlarını hiç yitirmedi. Onların yokluğunda doğum günlerini kutladılar, kardeşleri onlara hediye aldı. Günün her anını dua ederek dualarına umut ekerek geçirdiler.
Avrupa Ülkelerini "kıskandıracak" genç bir nüfusumuz var diye övünmelere doyamıyoruz. Peki, bu gerçeğin devamıyla yüzleşecek kadar da mert miyiz soralım kendimize.
Çocuklarımızı, gençlerimizi koruyamıyoruz.
Devletimiz koruyamıyor.
Aileler nasıl korusun ki!
Anneler her sabah çocuklarının elinden tutup okula bırakıyor, okul çıkışı kapının önünde hazır oluyor. Başbakan, Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı, Emniyet Müdürü, Valiler,kaymakamlar bir akşam okulların dağılma saatinde kendilerine en yakın ilköğretim okulunun civarında bir müddet eğleşsinler hele.
O manzara, sokakların tekinsizliğini ele veren en çetin manzaradır. Benim çocukluğumda biz üç kilometre yolu yürüyerek gider gelirdik. Şimdi çocuklarımızı otuz metrelik bir yolda yalnız bırakamayacak kadar "korku" içindeyiz.
Sokakların güvenliğini devlet korumak zorunda.
Tekinsiz kimlikleri asayiş kuvvetleri tespit etmek zorunda.
Terbiye sistemimizi külliyen değiştirmek zorunda kaldığımız günlere geldik.
Bize ailemiz sakın yabancılarla konuşma diye öğüt verirdi. Oysa son birkaç yıldır bela hep en yakındakinden geldi. Bu çocuklar mahallerindeki kapıları çaldılar. Ve bir daha kendilerinden haber alınamadı.
Yöneticilerimiz, Emniyet teşkilatımız hangi Türkiye''yi yönetmekte olduklarını bilmiyorlar.
Dünya değişti. Suçun ve suçluların kimliği değişti.
Organ mafyası bir efsane değil.
II
Dünkü gazetelerde (5.1.2010) şu haber yer aldı:
İçişleri Bakanı Beşir Atalay ile Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kayıp çocuklar Ahmet Tuna Tekin, Dilruba Tekin ve Türkan Ay''la ilgili Meclis''e yeni bilgiler gönderdi. Atalay''ın verdiği bilgiye göre, Kayseri genelinde sabıkalı kişiler üzerinde yapılan incelemeler sürüyor. Emniyet Genel Müdürlüğü''nce görevlendirilen iki ayrı uzman ekip bir süreliğine Kayseri''de konuşlandırıldı. Atalay şu bilgileri verdi: "Yasadışı organ ve doku nakli şüphesi dikkate alınarak Sağlık Bakanlığı ile koordine kurulmuştur. Bankalar arası kart merkezi ile koordine kurularak olay günü ve sonrasına ait hesap hareketleri üzerinde inceleme yapılması sağlanmıştır. Araştırma faaliyetleri sürdürülmektedir."
Sağlık Bakanı Recep Akdağ organ naklinin gizli olmasının mümkün olmadığını açıkladı.
Mümkün olabileceği ihtimali üzerinde ısrarla durmak zorundayız.
Nazife Şişman, "Bedenlerimiz Kime Ait" (Zaman gazetesi, Yorum, 27 Aralık 2009) başlıklı yazısında şöyle diyor: İsrail ordusunun Filistinli ölülerin organlarını izinsiz olarak organ nakli için aldığını itiraf ettiğini öğrendik, geçen haftaki ajanslardan. Bunu duyduğumda ilk tepkim İsrail''in Filistinlilere reva gördüğü zulme isyan olsa da beni daha fazla tedirgin eden başka bir husus vardı. Demek ki ortalıkta dolaşan buzlu küvette böğründe dikiş izi ve duvarda bir notla uyanan adam hikâyesi, bir şehir efsanesi değildi."
" Ama daha vahimi organ nakli için yapılan "tıbbi turizm"in tamamen küresel ekonominin neo-liberal yasalarına tabi olması. Yani uluslar arası bir organ ticareti ile karşı karşıyayız: Satılan organlar, dokular ve bedenin diğer parçaları, dünyanın kuzeyi ile güneyi, sahip olanlar ve olmayanlar, organ bağışçıları ve alıcıları arasında çok keskin bir ayrımın oluşmasına yol açmış durumda."
Saçma sapan konulara "gündem tahsis eden" medyamız, ne acıdır ki, dünya medyasında yankı uyandıran Filistinli gençlerin organlarının İsrailli askerler tarafından çalınmasını hiç konu etmedi.
Başımıza ne geliyorsa öncelikler sıralamamızın yanlışlığından geliyor ya zaten!
Nazife Şişman''ın 3.1.2010 tarihinde Star açık görüşte yayınlamış olduğu "Soykırımın Tazminatını Böbreği ile Ödeyen Filistinliler" yazısını Tıb mensupları tekrar tekrar okumalı.
Tıp mensupları, hayatın kimlerden alınıp kimlere bahşedildiği üzerinde bir fikir sahibi olmadığı zaman, "hayatlar" güvenlik güçleri ile korunamıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.