Orhan Pamuk/Kurban kokusu girmeyen evler

00:0021/12/2007, Cuma
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Orhan Pamuk, İstanbul adlı kitabında Kurban Bayramı''nda ailesinin, kurbanı kestirip, etini derhal fakirlere gönderdikten sonra, kasaptan et alışlarını anlatır. Taze kurban eti koktuğu için aile kurban eti yemeyi tercih etmemektedir.Son on yıldır giderek artan bir şekilde, mekanın ibadet zamanını esir alan yapısı üzerinden sürdürülen tartışmalara mahkum oluyoruz. İslam dinini bilmeyen; dini, bir kurum olarak kabul etmekte zorlanan ve üstelik kendi kimliğini olanca “modern” çizgilerde tasvir etmesine

Orhan Pamuk, İstanbul adlı kitabında Kurban Bayramı''nda ailesinin, kurbanı kestirip, etini derhal fakirlere gönderdikten sonra, kasaptan et alışlarını anlatır. Taze kurban eti koktuğu için aile kurban eti yemeyi tercih etmemektedir.

Son on yıldır giderek artan bir şekilde, mekanın ibadet zamanını esir alan yapısı üzerinden sürdürülen tartışmalara mahkum oluyoruz. İslam dinini bilmeyen; dini, bir kurum olarak kabul etmekte zorlanan ve üstelik kendi kimliğini olanca “modern” çizgilerde tasvir etmesine rağmen; “moderliğin” gelmiş olduğu son noktadan bihaber kişilerin, kifayetsizliğine mahkum tartışmalar. Tartışmayı ortaya atanlar kifayetsiz ve basiretsiz olduğu için, sorular/sorunlar/çözümler verimli bir alana kanalize olmaktan ziyade; “kurbanlık hayvan kaçtı, acemi kasaplar kendini yaralardı,kan gövdeyi götürdü türünden provakatif başlıklar içinde kayboluyor.

Kurban kesme dindarların kendilerini Allah''a en yakın hissettikleri ibadetlerden biridir. Bu his doğrudan “can” a dairdir. Allah öyle emrettiği için oğlunu kesmeye hazır bir İbrahim, ve babasının bıçağına razı İsmail''in hatırası eşlik eder kurban kesen müminlere.(Yani etmelidir. Yani bu hatıra tazelenmelidir.)

Sorun şu ki, artık Müslüman erkekler kurbanlarını kendisi kesemiyor. Kendisi kesemeyince, şehirde kurban kesmek daha bir külfetli oluyor. Kurbanın ibadet boyutu zayıflayarak sosyal yardımlaşma boyutu ön plana çıkıyor.

Türkiye''de kurban eti girmemiş haneler kalıyor mu? Bilmiyoruz. Ama kurban etini dünyaya dağıtmak için yıllardır yardım kuruluşları seferber. Bu seferberlik ümmetin birbirine muhabbetini arttırıcı bir durum.

Üst gelir düzeyine sahip dindar evlerde de aynı seküler Pamuk ailesi gibi kurban kokusuna pek rastlanılmıyor artık. Yani yaklaşık 40 yıl önce Pamuk''un ailesinde “kurban” taze et kokusu üzerinden lezzetsiz bulunup tercih edilmezken, şimdi aynı durumu yaşayan dindar aileler var.

Kurban konusunda birbiriyle uyum içinde olan eş sayısı da giderek azalıyor. Bazı hanelerde kadınlar çocukların kurban kesilişine tanık olmalarını istediği için; (bu arada kurbana tanık olmak seküler çevrelerde çok kötü marazi bir durum olarak lanse ediliyor) ille de kurbanın kesilişini görmek, etleri doğrayıp kavurma yapmak gibi istekler öne sürerken; erkekler verelim kurbanımızı derneğe/vakfa, alalım üç kilo et oturup yiyelim diyebiliyor. Sanki kurban kesmek, et yeme yükümlülüğünü yerine getirmek demek.

Ya da tam tersi. Evin erkeği bayram namazından gelip itina ile kurbanını bizzat kendisi kesmek istiyor. Hayvan kesilip yüzüldükten sonra bey''in işi bitiyor. Hanımın işi günlerce devam ediyor. Bu durumda kavurma kokusu, gelen giden korkusu, derken bazı hanımların şikayeti bayramın sınırlarını aşıyor.

Velhasıl şehirli dindarlar, her türlü ibadetlerinde “şehre” ve dahi kendilerine sığmakta zorlanıyor.

Kurban Bayramı''nı aşk ile vecd ile idrak edenlerden olalım inşaallah. Öncelikler fıkhını unutmadan.(Bu konuda Yusuf Karadavi''nin kitabını hararetle tavsiye ediyorum.) Önceliklerimizi kendi hayat tarzımıza göre değiştirmeye kalkmadan. Merhum Nurettin Topçu “davamız hayata uymak değil, hayatımızı Hakk''a uydurmak” derdi.

Hayatımızı Hakk''a uydurmakta zorlandıkça bayramlar da bayram olmaktan çıkıp “kavga vesilesi” oluyor. Bayramı bayram yapmak müminlerin en önemli yükümlülüklerinden. Unutmayalım.

Sabrın coğrafyasını genişletelim.