
Orkestralar ve özelikle senfoni orkestraları, Medyasenfoni adlı romanımı yazarken yoğun bir şekilde ilgilendiğim konu idi. Şeflerin orkestraları yönetiş biçimlerinin olağanüstü bir açılımı var. Saçını başını dağıtarak, yerinde zıplayarak, öfkesini ve heyecanını yüzünün ve özellikle parmaklarının bütün hücrelerine yansıtarak yönetenler olduğu gibi, olağanüstü durağan bir şekilde yönetenler de var.Neredeyse sadece bakışlarıyla yönetenler.
Orkestra şefinin vücud dili ile otoritesinin dili arasındaki bağlantıya Sennet''in satırları aracılığı ile kavuştum. Sennet üslubunu ve yöntemini çok beğendiğim bir sosyal bilimci. Çok beğeniyorum çünkü, yazdıklarında küçük hikayeden büyük hikayeye, büyük hikayeden küçük hikayeye geçişler hiç kesintisiz devam ediyor. Bir sosyal bilimci olarak; ekonominin, kültürün, siyasi rejimlerin birey üzerindeki tesirlerini araştırırken, en yakınındaki insanları, yazdığı konunun öznesi haline getirişini mükemmel buluyorum. Mesela "Otorite" adlı kitabında otoritenin çeşitli veçheleri üzerinde dururken tanıdığı iki orkestra şefi üzerinden örneklemeye girişiyor.(Burada Sennet''in geçirdiği bir kaza olmasaydı belki de çok iyi bir virtüöz olacağı bilgisini size sunmalıyım. Gençliğinden kalma bir sızı olarak oda orkestralarında çalmaya devam ediyor.)
Evet ne diyordum…Sennet''in örnek verdiği iki şef üzerinde dururken zihnim hızla Parti genel başkanlarını orkestra şefi olarak tahayyül etmeye başladı: "Toscanini gibi bazı şefler terör estirerek disiplin yaratır;Toscanini çığlıklar atar,ayaklarıyla sert biçimde yere vurur ,hatta batonunu orkestra üyelerine fırlatırdı.Her an için Hakikat''in tek sahibi olduğundan, diğer insanların hatalarına asla dayanamazdı.Gazabına uğramamak için dediği yapılırdı.Monteux ise oldukça farklıydı; "Viyolenselciler bu kadar yüksek sesle çalmak istediğinizden emin misiniz?" ya da "Obua biraz daha yumuşak olursa çok güzel bir pasaj".Ne baskı ne tehdit vardı;daha iyi çalınmasına katkıda bulunmak istiyordu yalnızca.Daha iyi ,yani kendi istediği biçimde çalınması anlamında;çünkü bilen kendisiydi.Monteux''nün havası,kendisine en rahat biçimde yargıda bulunma olanağı veren bir kavrayışa ulaşmış birinin havasıydı.Güç sahibi olmak ve bu güçle diğer insanları disipline sokarak yönlendirmek ve daha yüksek bir standarda göre hareket etmelerini sağlamak."
Siyasetin kör düğüm haline gelmiş olmasında, parti genel başkanlarının orkestra şefi olarak fazlasıyla "Toscanni" tavrı göstermelerinin etkili olduğu çoğu defa gözden kaçıyor.Fazla hareket ediyorlar ve sahnedeki ayak sesleri orkestrayı yöneten ellerinin önüne geçiyor . Bildiklerini "iyi biliyor" olduklarına dair güvensizlikten mi kaynaklanıyor bu durum? Yoksa söylemin tükenip, eylemin olmayışı ile mi?
Türkiye''nin demokrasi mücadelesi ile parti genel başkanlarının fazlasıyla "Toscanini" bir tavır göstermeleri arasında doğru orantı olduğunu düşünüyorum.Orkestra şefinin varlığı ve hareketleri orkestradan çıkan sesin önüne geçtiğinde, çalınmakta olan parçadan alınan haz giderek azalarak daha doğrusu durumun bir müzik icrası olduğu unutularak, şefin teatral hareketlerine odaklanılıyor.
Demokrasi farklı seslerin bazen aynı bestede bazen de aynı konserin farklı bestelerinde uyum içinde bir arada bulunmasıdır.
Kamuoyu CHP''nin çarşaflı gündemine odaklandı. Bu odaklanmada gözden kaçan bir durum var oysa.Deniz Baykal orkestra şefi olarak "solist"lerin öne çıkmasına izin vermeye başladı.Baskın bir vücud dili ile orkestra yönetmenin hem kendi karizmasını çizdiğini hem de orkestrasının sesini cılızlaştırdığını nihayet kabul etti.Baykal''ın,Kılıçdaroğlu''nun "siyasi bir özne" olarak kendini var etmesine razı olması; CHP''ye de puan kazandırdı.Ve uzun bir aradan sonra Deniz Baykal kendisinin dışında da CHP''nin siyasi öznelerinin var olması gerektiğini kabul etti. CHP''nin çarşaflı gündemi, İstanbul İl başkanı Gürsel Tekin''in solist olmasına izin verilmesi olarak okunması gerekiyor.
Tayyip Erdoğan ise "bildiğini iyi bilen", etrafında oluşturduğu iklim ile orkestrasını yöneten şef olmaktan zaman içinde vazgeçti. Baktığı yerin görünmesini engelleyenler ortaya çıktıkça, başbakan iktidarının gücünü "göz" den sese transfer etti.Oysa ses ile iktidar arasında her zaman doğru orantı yoktur.Bağıranlar ya bütün güçlerini tükettikleri için bağırırlar, ya da suni olarak kulaklarını tıkamış olanların tıkaçlarını imha etmek için.
Mart seçimlerinden önce Tayyip Erdoğan, iktidarını seste değil nazarda ortaya koyabilmeli.
Mesela AKP yönetimi şu sorunun cevabını aramalı:Büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul''un önemli ilçelerinde neden hiçbir belediye başkanı "Özne" olamadı?
Kadir Topbaş''ı istisna olarak dışarıda tuttuğumuzda, ismini bildiğimiz bütün belediye başkanlarının tekrar seçilmiş olanlardan çıkması tesadüf müdür?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.