“Ötekini” sevmedikçe hiç kimseyi sevemeyeceksin kendini bile

00:0017/02/2012, Cuma
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

I-Reklam panoları, hayatımızın karabasanı gibi. Kesintisiz bir pano durumunun içindeyiz. Biz mi panoların içindeyiz panolar mı bizim içimizde bazen karıştırıyorum. Pano diktiğimiz kadar ağaç dikilse tropikal iklime dönüşürdü iklim. Ne ki hayatımıza kattıkları şiddetin farkında değiliz. Reklamlar, panoların üzerinden akıp geçtikçe, akıp geçen şeylerin kalbimizin üzerine biriken is olduğunu fark etmiyoruz.Her yere dikiyorlar dedim ya… Bu defa birkaç hafta önce hercai menekşeleri görüp sevdiğim, üzerindeki

I-

Reklam panoları, hayatımızın karabasanı gibi. Kesintisiz bir pano durumunun içindeyiz. Biz mi panoların içindeyiz panolar mı bizim içimizde bazen karıştırıyorum. Pano diktiğimiz kadar ağaç dikilse tropikal iklime dönüşürdü iklim. Ne ki hayatımıza kattıkları şiddetin farkında değiliz. Reklamlar, panoların üzerinden akıp geçtikçe, akıp geçen şeylerin kalbimizin üzerine biriken is olduğunu fark etmiyoruz.

Her yere dikiyorlar dedim ya… Bu defa birkaç hafta önce hercai menekşeleri görüp sevdiğim, üzerindeki kedilere bir müddet daldığım çimenliklerin ortasına dikmişler. Kocaman.

Nefessiz kalabiliriz değil mi? Kükürt soluyabiliriz beis yok. Reklamsız kalamayız ama… Susuz kalabiliriz. Ekmeksiz kalanlarımız vardır. Açlıktan ölen bebeklerimiz. Olsun. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Yeter ki reklamsız kalmayalım.

Ne zaman onları görsem… Otobüs durağında; parkın ortasında, bir yiyecek reklamına ev sahipliği yapıyorlarsa eğer kafamı vura vura parçalamak istiyorum. O kadar doluyorum ki kendime sığamaz oluyorum. Bağırsam, semtin bütün camlarını indirebilir mişim gibi geliyor.

Bu defa küçük Çingene (beni bağışlayın Romen deyince başka bir şeyden bahsediyormuşum gibi geliyor. Kendi yazdığım yazıya yabancılaşıyorum), kıza bakarken gördüm parkın ortasına, işgal kuvveti niyetine dikilmiş o ŞEYİ. Küçük kız tuğla parçasının üzerine oturmuştu. Elinde minik minik doğranmış simitlerin doldurulduğu bir küçük poşet. Üşüyordu. Sırtını şu tarafa versen üşümezsin bebeğim diyecektim. Tam o anda gördüm reklamı. İştah kabartan bir şey. Her neyse işte. “Kendini sev” diyordu arsızca. Küçük kız sırtını o tarafa verince “kendini sev” şımarıklığını okuyamayacaktı elbette.Ama iştah kabartan kaseyi görecekti.

İnsan kendini sevemez. İnsan kendini mutlu edemez. Bizim mutluluğumuzun, huzurumuzun anahtarı hep başka yüzlerde başka kalplerde saklıdır.

Kendini sev, yani kendine “Kendini” satın al. Dök saç paranı. Senden zor durumda olanları asla düşünme. Kendini sev, sev ki bir terapistten öteki terapiste doktor kapısı aşındır. Kendini seve seve kuyruk bekle diyetisyen kapılarında.

II-

Kendini rakamlara sığdırmakta, rakamlardan sınırlar çizmekte ne kadar mahir post modern insan.

Her şeyi ölçüyoruz. Rakamların ruhsuz gövdesine yüklemek için.

Ölçülebilenlerden yana sıkıntımız yok.

Biriktirdiklerimizden yana dertli değiliz. Biriktiremediklerimiz esas sıkıntımız. Ne ki farkında değiliz.

Sorunun başkalarının çok bizim az biriktirdiğimizden kaynaklandığını düşünüp daha çok biriktirmek için harcıyoruz bize en lazım olan şeyleri.

Harcadıklarımız ki yerine kolay konmayan şeyler. Dostluk, arkadaşlık bir evlat bir kardeş bir eş bir anne/baba olmaklığımız, komşuluğumuz. Bir apartmanın, bir sokağın, bir mahallenin, bir şehrin, bir ülkenin, bir dünyanın sakini olmamız. Bunları verip yerine yalancı rakamları koyuyoruz.

Biz rakamların peşine düşmüşken, başka rakamlar taş gibi düşüyor kalbimizin ortasına: Dünyada saatte 300 çocuk açlıktan ölüyor.

Sen “kendini sev”meye devam et. İtirazsız kabul et. Hatta seni mutlu edecek görüntülerin peşine düş. Hiç zorluk çekmezsin. Sabredip beklersen biraz önce saatte 300 çocuğun açlıktan öldüğü haberinin alelacele verildiği haber bülteninde, yaz sıcaklarından kavrulan Güney Yarımkürede bir hayvanat bahçesinde hayvanlara yapılan dondurma servisini uzun uzun seyredebilirsin.

Seyret bakalım. Sev kendini.

Dünyanın bir çivisini de sen çıkart seyirlik gözlerinle.

“Ötekini” sevmedikçe, el uzatmadıkça bütün sevgilerden yoksun kalacaksın oysa.