Özel müzeler ve bireyin tarihi

00:0014/05/2012, Pazartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

TRT Türk, üçüncü yayın yılını "Masumiyet Müzesi" belgeseli ile kutladı. Demet Haselçin''in yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği belgesel Çukurcuma''daki harabe evin nasıl modern bir müze haline getirildiğini aşama aşama ortaya koyuyor. Orhan Pamuk''un 12 yıllık çabasına, azmine, heyecanına tanıklık eden belgesel, sadece bir müzenin kuruluş hikâyesini anlatmıyor. Aynı zamanda Orhan Pamuk''un üç kimliğinin; yazar, ressam, mimar kimliğinin birbirinin nasıl desteklediğini edebi metin ile mekan

TRT Türk, üçüncü yayın yılını "Masumiyet Müzesi" belgeseli ile kutladı. Demet Haselçin''in yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği belgesel Çukurcuma''daki harabe evin nasıl modern bir müze haline getirildiğini aşama aşama ortaya koyuyor. Orhan Pamuk''un 12 yıllık çabasına, azmine, heyecanına tanıklık eden belgesel, sadece bir müzenin kuruluş hikâyesini anlatmıyor. Aynı zamanda Orhan Pamuk''un üç kimliğinin; yazar, ressam, mimar kimliğinin birbirinin nasıl desteklediğini edebi metin ile mekan arasındaki ilişki üzerinden de ortaya koyuyor.

Programın yayını Perşembe akşamı gerçekleştirildi. Tekrarı Pazar günü yayınlandı. Ama maalesef TRT belgeselleri yayınlar yayınlamaz DVD olarak satışa sunmak konusunda henüz yeterince atak davranmıyor.

Medya aracılığı ile öğrencilerin medya okuryazarlığı dersini seçmesi için tanıtım yapılıyor. Halbuki medya okuryazarlığı için erken yaşlarda; zevk ve heyecanı gayret ile bütünleyen belgesellere ihtiyaç var. Masumiyet Müzesi ve diğer belgesellerin bir an önce satışa sunulması, bu açıdan önemli. Çünkü bu zevk ancak okullarda kulüpler aracılığı ile mayalanabilir.

Belgesel boyunca Türkiye''de ve dünyada eşi benzeri olmayan bir mekânı 70''li yılların ortak hafızası üzerinden inşa edilişi çok heyecan verici. Orhan Pamuk bu çabasını, zamanı mekâna dönüştürmek üzerinden anlatıyor.

Bir fikrin inşa edilmesi konusuna uzak olanlar, harcayacak zamanı, zaman satın alacak parası var, yapar tabi diyebilirler.

Masumiyet Müzesinin inşa sürecine tanıklık ederken zamanı bu kadar meşakkatli harcamanın/değerlendirmenin, parası olan herkesin yapabileceği bir şey olmadığını idrak ediyorsunuz.

Eşyalar üzerinden bireyin tarihi, roman-müze-katalog üçlemesi olarak ortaya konurken; bir medeniyetten başka bir medeniyete geçişimizin izlerinin eşya üzerinden toplandığına da tanık oluyoruz.

Bireyin tarihinin ortaya konması açısından beni ilk heyecanlandıran özel müze, 1980 yılında açılan Sadberk Hanım müzesi oldu. Eski kadın kıyafetlerinin sergilenişi dolayısıyla gittim ve o günden sonra özel müzelere dair bir tutku oluştu. Çünkü özel müzelerde sadece nesneler sergilenmiyor, nesnelerden daha öncelikli olarak duyguların tarihini aramak, bulmak mümkün hale geliyor.

Sadberk Hanım müzesinden sonra Koç ailesi âdete birbirleriyle rekabet edercesine müze açmaya devam etti. Koç ailesi sadece vergi rekortmenliği konusunda değil, özel müze kurmak konusunda da birbiriyle adeta yarışıyor. Rahmi Koç müzesi daha ziyade sanayi müzesi olarak ortaya çıkarken; Sadberk Hanım''ın üç kızından biri olan Suna Kıraç''ın Pera Müzesi ise kültür tarihi açısından dikkat çekiyor.

İstanbul burjuvazisi müze konusunda yarışıyor. Yarışma kelimesini sadece metafor olarak kullanmıyorum. 2009 yılında Bursa''da düzenlenen Avrupa Müzeler Forumu EMF kapsamında yapılan değerlendirmede İstanbul Modern konsept ve tasarımı ile ödüle layık görüldü. 2010 yılında ise müzecilik dalında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülüne layık görüldü.

Müze kurmak için illa sermaye sahibi olmak gerekmiyor. Dünyada ilk müze kuran şair unvanına sahip olan Sunay Akın mesela...

Çocuklardan daha çok ebeveynlerin tutku ile dolaştığı "oyuncak müzesi" çocukluğun dünyasına yaptığım yolculuk olarak kayıtlı kaldı bende. Çocukluğumun oyuncakları hafızanın koridorlarında kendilerini bir hatıra içine zapt ederek, ya da tam tersi hatıralar kendisini oyuncakların içine saklayarak orada öylece bekliyorlarmış meğer.

Özel müzeler yarattıkları heyecan halesi ile devlet müzelerine olan ilgiyi de artırıyor bir taraftan.

Konuya devam edeceğiz... Ama siz şunu düşünün lütfen... Müslümanlar/muhafazakârlar duyguların tarihini mekân üzerinden kayıtlı tutmak konusunda seküler zihniyet ile ne kadar yarışabilir? Yarışmalı mıdır? Daha da önemlisi dindarların eşya ile kurdukları ilişki hakkında kendimizle yüzleşmeye ne kadar hazırız?