Para pul işleri/Huzur resimleri

00:0020/01/2010, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

A''yı aradım geçen gün. Dünyalı olmak için. A ile konuşurken ikimiz de benim dünyalı olamayacağıma fazlasıyla kanaat getirdik. Herkes hep beraber bir yere gitmişti ve ben burada kalmıştım işte. "Tekkeyi bekleyen içer çorbayı" misali kendi halimde bir bekleyiş içindeydim.Bekleme estetiğine sahip miydim? Ah keşke! Nerede? Sadece beklemenin bir estetiği olduğunu biliyordum. A, beni dünyalı yapmak için bir hayli uğraştı. Sağdan soldan haber verdi. "Biliyorsun" işte diye başladığı cümlelerin hiç birini

A''yı aradım geçen gün. Dünyalı olmak için. A ile konuşurken ikimiz de benim dünyalı olamayacağıma fazlasıyla kanaat getirdik. Herkes hep beraber bir yere gitmişti ve ben burada kalmıştım işte. "Tekkeyi bekleyen içer çorbayı" misali kendi halimde bir bekleyiş içindeydim.

Bekleme estetiğine sahip miydim? Ah keşke! Nerede? Sadece beklemenin bir estetiği olduğunu biliyordum. A, beni dünyalı yapmak için bir hayli uğraştı. Sağdan soldan haber verdi. "Biliyorsun" işte diye başladığı cümlelerin hiç birini bilmiyordum. O benim şaşırmamı beklerken ben onu şaşırtıyordum esasında. Argümanlarım, kullandığım dil çağın hızına hiç de uygun düşmüyordu. Tabii ki yaptığım işe de uygun düşmüyordu. Medya mensubu gereken hıza ulaşmak uğruna, biraz da kıra döke yaşar. Ben hiçbir zaman medya mensubu olmadım ki... Yazıları gazetede yayınlanan bir yazar kalmayı tercih ettim daima. Tek başıma değilim bu konuda. Pek çok edebiyatçı ve fikir insanı köşe yazarlığını bu frekans üzerinden sürdürüyor. Bir nevi en iyi bildiği konular üzerinden bir ikramda bulunuyor okuyucusuna. Ama hızlı medyacılar için bu durum çok ilkel. Onlar okuyucuyu değil "site"leri önemsiyor. Hangi yazı hangi site tarafından alıntılanmış, hangi yazı ne kadar tıklanmış. Hangi yazıya kaç yorum gelmiş. Onların derdi rakamlar, bizim derdimiz gönüller. Arada böyle bir fark var işte. (Bu cümleye yazarken Ceza''nın "Aramızda fark var "şarkısı geldi yapıştı kulağıma.)

Bir ara laf döndü dolaştı medyadaki ücretlere geldi. Bir yayın yönetmenin maaşının 700 bin olduğunu söyledi A. Hangi parayla? Bu para mefhumu bende hiç olmamışken bir de yeni para eski para birimi meselesi var. Yenisi bana hiçbir şey ifade etmiyor. Ne olduğunu asla anlayamıyorum. 700 bini de anlamadım. Eski para ile mi yeni para ile mi? Yeni para tabii dedi. Pardon ama sen onu eski paraya çevirir misin dedim. Çevirdi. Gene bir şey anlamadım. Yani dedi arkadaşım, her ay bir ev alacak parayı kazanıyor. Ne yapacak o kadar evi dedim ve dediğimin ne kadar tuhaf kaçtığını tam o anda anladım.

Eskiden ev alma, komşu al denirdi.

İnsanlar galiba "markalı" komşu bulabilmek için durmadan ev alıyor.

Paranın miktarının hiç öneminin olmadığını hayat içinde o kadar iyi anladım ki. Allah bereketli ve helal para nasip etsin. İnsanın bedeninde sıhhat, kalbinde iman var ise para nedir ki. Bir araç. Parayı araç olarak görenler ile dostluğumuz baki. Onlar kazandıkları miktarı hiç önemsemeden insan kalmaya devam ediyor. Var böyle dostlarım. Parayı amaç olarak görenlerin acıklı hikâyelerine çocukluğumdan bu yana tanığım.

Her paranın bir bedeli var. Adam 700 bin kazanmanın bedelini ödemeye razı demek ki dedim.

Hayatım boyunca paranın satın alamayacağı şeylere talip oldum. Huzur mesela. Ben kaptırmış, paranın satın alamayacağı şeyleri sayıyordum ki, A yorma kendini biz buna kısaca züğürt tesellisi diyoruz dedi.

Fıkrayı anlatacaktım ona. Hani şu tatil beldesinde aylak aylak duran adama zengin turistin iş önerilerini sıraladığı fıkrayı.

A cümlelerimden bezmişti.

Sen gittikçe daha sıkıcı oluyorsun diyecekti. Eskiden böyle değildin diyecekti. (Ki bunları daha önce dile getirmişliği var.)

O demeden sustum.

18 numaralı fıkrayı elektronik postana atarım dedim.

Attım.

18 numaralı fıkrayı sizin elektronik postalarınıza atamayacağıma göre müsaadenizle anlatıyorum.

Zengin bir turist şık bir tatil beldesine yanaşmış yatıyla. Sahile ayak basar basmaz miskin miskin güneşlenen adamı görmüş. Üstüne başına bakıp dudak bükmüş.

Böyle aylak aylak yatacağına çalışsana demiş.

Aylak adam e demiş çalışınca ne olacak?

Kredi alırsın işini büyütürsün.

İşimi büyütünce ne olacak?

Emrinde çalışan bir sürü adam olur.

Emrimde çalışan bir sürü adam olunca ne olacak?

Elinin körü dememek için omuzlarını dikleştirip, karnını içine çekmiş zengin turist. İşini onlara bırakıp böyle şık bir yerde güneşlenip balık yersin demiş.

Ben zaten onu yapıyorum.

Nazım Hikmet "mutluluğun resmini yapabilir misin" diye boşuna sormuyordu Abidin Dino''ya.

Abidin Dino yapmış mıydı? Yapmıştı. Tavanı akan bir evde anne, baba, çocuklar. Ellerinde şemsiye. Yüzleri güleç.