
Okuyucular merak eder. Yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz, hangi yazıyı yazmaya nasıl karar veriyorsunuz. Yazı bulmak konusunda sıkıntı çekiyor musunuz diye. Çekmiyorum. Haftanın yedi günü yazsam yine de yazı sıkıntısı çekmezdim herhalde. Ne kadar az “yaşayan” biri olmalıyım ki, karşılaştığım her durumu “fevkalade” boyutunda algılıyorum. Hayatı “fevkalade” boyutunda “sahne, sahne” algılayınca her şey bir yazı konusu olacak kadar “önemli” geliyor.
Ne yazacağım sıkıntısından ziyade çoğu zaman kendimi bir yazıyı yazarken buluyorum. Yazılacak bir ortam yoksa zihnimden yazmaya başlıyorum çoğu defa. Hatta algı dünyam bazen beni bile şaşırtıyor.
II
O değil de bazı adamlar var. Parası pulu olan. Parası pulu olunca her şeyi satın alabileceğini sanan sonradan görmeler taifesi. Kazara bir yerde karşılaşsak “Bizim hatuna söyledim. Bak Fatma Hanım ne güzel yazıyor. Sen de yaz. En iyisinden bilgisayar aldım. Evde aşçı var, hizmetçi var. Ama bizim hanım çok tembel. Hani diyorum bir konuşsanız da siz nasıl yapıyorsanız. Ya da bizim hanım sizi çalışırken gözlese biraz yazsa. Boş boş oturuyor bütün gün.”
Olur tabi yazı yazmak da kanaviçe işlemek gibidir. Biraz seyredince tamam!
Bir hafta içinde üst üste bu tarz konuşmalara muhatap olunca ben şimdi bütün bunlardan ne anlamalıyım diyorum.
“Yazı yazmayanı öldürmüyorlar beyefendi” diyorum. “Eşinizi rahat bırakın.”
III
Geçen gün bu defa yaşlı başlı bir teyze. Yanlış oldu lakin. Artık teyzeler yaşlı başlı olmuyor. Teyzelerin çoğu da yaşlılık depresyonunun elinde adeta bir yaşlı ergen sendromu yaşatıyor etrafındakilere. Diyeceksiniz ki bu eskiden beri var. Yaşlandıkça bazı insanlar bunar. Hayır efendim bu yaşlı ergen psikolojisinin bildiğimiz o eski bunama ile bir alakası yok. Sorun yaşlıların tecrübe biriktirememelerinden kaynaklanıyor daha ziyade diye düşünüyorum. (Neyse bu başka bir yazının mayası olarak burada beklesin, biz teyzenin isteğine geri dönelim.)
“Nasıl yazıyorsun sen” diye sordu teyze dikine dik. Ben ki bir aile meclisinde, sokakta “yazar”lığımı konuşmaktan zerre kadar hazzetmeyen bir insanım. Teyzenin hiçbir girizgah cümlesine ihtiyaç duymadan “Nasıl yazıyorsun sen” diye sormasını içinde bulunduğumuz mecliste bazıları “Nasıl böyle şeyler yazarsın” diye yorumladı, bazıları da bir yazı tarifi bekleyişine girdi.
“Pilav yapar gibi teyzeciğim” dedim.
Herkes güldü. Teyze bana kızgın kızgın bakıyor.
Makaraya sarmak gibi bir âdetim hiç yok. Fakat okuması yazması olmayan bu teyzeyi hiç kırmadan nasıl cevap vereceğim.
“Pilav yapar gibi teyzeciğim” deyince “Sen benim ilen maytap mı geçiyon?” diye sordu yine olabildiğince yüksek mertebeden.
“Nasıl diye sordunuz ben de size en iyi bildiğiniz şey üzeriden tarif etmeye kalktım” dedim.
Evin gelinlerinden biri “Valla size hayranız ne kadar sabırlısınız” dedi.
Sabırlı olmak kim ben kim. İki beden büyük gelir bana sabırlı olmak. Lakin sorulan her soruyu çok ciddiye almak gibi bir derdim var. Ciddiye almaz isem kibirli davranıyormuşum gibi geliyor. Bu sanıyorum aldığım felsefe eğitimi ile ilgili. Allah selamet versin hocam, daima hocam Prof.Dr.Nihat Keklik “Soru düşüncenin ebesidir” derdi bize her ders. Sorular olmaz ise düşünce olmaz. Onun için başkalarına “absürt” gelebilecek soruları da “Söyleyene değil söyletene bak” anlayışı içinde ille de cevaplamaya çalışırım.
“Devam” dedi teyze . “Pişir yazını bakalım pilav gibi.”
Baktım teyze pilav ve yazı bağlantısını sevdi, oradan devam ettim.
“Bazı yazıları önceden ıslatmak gerekir” dedim. “Bazılarında ıslatacak kadar vakit yoktur acele tarafından pişirmek gerekebilir. O zaman uzun uzun kavururuz.”
“Yazı nasıl kavrulur” dedi teyze sesini bir hayli yükselterek. (Lakin bir tuhaflık var bu yüksek ses meselesinde. Bana değil de görünmeyen birine hitap ediyormuş gibi.)
“Teyzeciğim” dedim “Islatmak bir şeyi bekletmeye tekabül ediyor. Bekletirken düşünürüz, araştırırız. Kavurmak ise üslup yapmaya giriyor. Bir konuda çok fikir sahibi değilsek orijinal yaklaşımlarımız yok ise üslup üzerinden bir sunum yaparız.”
Teyze seslendi. “Kaydettin mi” dedi.
Herkes bir hoş oldu. Torunun ödevi imiş.
Çaydan bir yudum aldım. O kadar büyük bir yudum almışım ki. Boğazım ve dilim yara oldu.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.