
CHP üzerine yazmanın daha çok ses getireceğini bildiğim,bu konuda söyleycek çok sözüm olduğu halde başka bir şeyden bahsedeceğim. Başka bir şey değil esasında. Ama gündeme odaklanmış zihinler için "ne alaka" yargısına muhatap olacak bir konu. Türkiye''nin hakiki meseleleri asla gündem olmuyor. İmajları ve görüntüleri tartışıyoruz. Neden görüntüleri tartışıyoruz? Neden edebi kamunun hakiki bir meselesi yok? Bendenizin gündeminde bu hafta baş sıra romanların ve filmlerin dolayımından görülenler ve görülmeyenler. Buyurun.
Son romanımı Eylül 2008 tarihinde yayınladım. Medyasenfoni.Karşılaştığım okuyucular romanınızı çok beğendik diyor.Beğenilerinin teferruatını izlerken Medyasenfoni''yi hiç duymamış olduklarını fark ediyorum.Son romanım olarak beğenilerini dile getirdikleri kitap Fatma Aliye:Uzak Ülke.Son romanım o değil artık yeni bir roman yayınladım dediğimde istinasız her biri şaşıp kalıyor: "Hiç haberim olmadı.Gerçekten mi?"
Bu habersizliği nereye oturtacağız? Oysa bendeniz şanslı bir yazarım.Çünkü Medyasenfoni üzerine itina ile çalışan arkadaşlar oldu.Kitabı okuyup benimle söyleşi yaptılar.Yeni Şafak KitaptaHALE KAPLAN ÖZ,Star''dan Soner Can,Sabah''tan Müjgan Halis.Zaman kitap''ta Münire Daniş''in,Umran''da Asım Öz''ün Medyasenfoni''ye dair çok güzel değerlendirmeleri oldu.
Peki neden benim eski okuyucularımın bile Medyasenfoni''den haberi yok? Bunu izah eden kavram "işgal." Bir kitap,bir eser her yeri işgal ettiğinde diğerlerine yer kalmıyor.
İslami kesimde yanlış olarak şöyle bir yargının dolaşımda olduğunu gördüm yıllarca: "Bu kitap sol yayın evlerinde çıksaydı yazarı da sol kimlikli biri olsaydı kesinlikle çok itibar görürdü."
Oysa bu hiç doğru değil.Türkiye''nin en fazla beş yazarı var.Eleştirmenler,kanat önderleri tv programları,internet siteleri sadece bu beş yazar etrafında dönüyor.Sadece bu beş yazarın yazdıkları haber değeri taşıyor.Bu yazarlar kitaplarını yayınlamadan okuyucu kitabın adını ezberlemiş, yazarı da kendisine ayrılmış programlara yetişemeyecek kadar yoğun bir tanıtım programına girmiş oluyor.
İyi bir yazar olduğu halde hiç tanınmayan yazar örneğini ilkin İbrahim Yıldırım ile keşfettim.Keşfimi Vatan kitap ekinin yazarlara en çok sevdiği yerli ve yabancı yazarların ismini sorduğu soruşturmaya borçluyum.Yazdıklarını ilgi ile takip ettiğim pek çok yazarın ortak ismi İbrahim Yıldırım,kitabın adı da Bıçkın ve Orta halli idi.Çok şaşırdım.İbrahim Yıldırım''ın kitabı oldukça tanınmış bir kitap evinden çıktığı halde hiç haberim olmamıştı.Vatan kitap ekinin bu dosyasını okuduktan sonra Yıldırım''ın kitabının peşine düştüm.Uzun bir çabanın sonunda kitaba ulaştım.Evet kitap fevkalade güzel bir dil, usta bir kurgu ile kaleme alınmıştı.Peki ama İbrahim Yıldırım''ın yazdıklarının bize ulaşmasını engelleyen neydi?
İlk romamın Hiçbiryer''i yayınladıktan itibaren kendi yazdığım kitap ile aynı hafta ya da aynı ayda çıkan kitapların kaderini takip eden bir tutum izledim.
Dört kitabı merkeze alarak bu yılki gözlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.Eylül ayında Orhan Pamuk''un Masumiyet Müzesi,Müge İplikçi''nin Kafdağı,Oya Baydar''ın Kayıp Söz''ü ve benim Medyasenfoni adlı romanlarımız yayınlandı. "Kayıp Söz"ün ilk baskısı 2007.Eylül 2008''de Almanca''ya çevrilmesi dolayısıyla ufak bir dalgalanma oldu kitap ile ilgili olarak.Kayıp Söz''ü bu daireye dahil etme sebebim kitabın politik içeriği.Bu esnada pek çok kitap yayınlandı.Ama özellikle bu dört kitabı merkeze almamın sebebi var.Denklemi şöyle kurdum.Bir tarafta Nobel ödüllü erkek yazarın yazmış olduğu saplantılı bir aşk hikayesini konu edinen oldukça kalın bir roman var, diğer tarafta üç kadın yazarın yazmış olduğu dünyanın gidişatına karşı eleştirel bir duruş.
Orhan Pamuk''un hararetle beklenen romanı piyasaya çıkar çıkmaz okudum /okumadım/okumam/ okumayacağım diye başlayan köşe yazıları birbiri ardına sökün etti.Posmodern bir durum olarak tatlıya üşüşen sinekler misali "ben de oradaydım" çabukluğu için de yazılar döküldü günlerce.Televizyon programları aynı sorulara verilmiş aynı cevaplar eşliğinde devam etti.Sonrası yok.Sonrasında hiçbir yazara bu hak bahşedilmedi.Ekranlar açılmadı.Sütunlara konuk olmadı başka kitaplar.Çünkü Masumiyet Müzesi her yeri işgal etmişti ve kedinden başka bir şeye toplu iğne başı kadar bile yer kalmamıştı.Bunun sorumlusu Orhan Pamuk mu? Hayır.Kitabın ürüne dönüştüğü kültürün kapitalist değerlere ram olması.Orhan Pamuk bu sürecin bir yazar olarak öznesi sadece.Ne kadar reklam o kadar tanıtım.Reklam olması için de yazarın lobicilik kimliğine uygun bir kumaşının olması gerekiyor.
Masumiyet Müzesi Türkçe ve Almanca olarak aynı anda yayınlandı biliyorsunuz.Oya Baydar''ın Kayıp Söz''ü de Almanca''ya çevrildi.Ama bunu bilmiyorsunuz.Kayıp Söz''ün çok iyi bir roman olduğunu da bilmiyorsunuz.Kendi kitabım da dahil üç kadının yazdığı üç romanın da politik bir duruşu olduğu için bilmediğinizi söyleyeceğim.Oysa hatırlayınız bayağı ve pespaye bir kitabın İtalyan yazarını hepiniz ezberlemiştik.Neden? Çünkü o yazdığı pespaye satırlarla "Lolita kültürünü" besliyordu.Kitabı almadık.Ama kitabın içeriği,yazarının genç ve güzel yüzü bize rağmen bize ezberletilmişti.
Müge İplikçi''nin Kafdağı isimli son romanı suçlunun kimliğinin nasıl değiştiğini ve bu değişimi pervasızca uygulayan ABD politikalarını çok net bir şekilde ortaya koyan bir roman.Suçlunun kimliği değişiyor. Suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur hükmü,özelikle Müslüman kökenliler söz konusu olduğunda "suçsuzluğunu ispat edene kadar suçludur" a dönüşmüş durumda.Suçlularla ilgili olarak ABD''nin yeni politikası KKSO projesi.Yani Kişisel kaderi silme projesi.Suçluları ABD''de hapispanerlerde tutmak yerine teslimat programı çerçevesinde üçüncü dünya ülkelerine göderilerek kimliği değiştiriliyor.Kitabın sonundaki finalin şaşırtıcılığını elinizden almamak için daha fazla bilgi vermemeyi tercih ediyorum.
"Kafdağı"nın,hem kurgusu hem de dili berrak.Pakistan''lı Zahide''nin teslimat programı içersinde gördüğü işkenceleri anlatan satırları İplikçi''nin kendi çizgisinde gelmiş olduğu zirveyi ortaya koyuyor.
Oya Baydar,Elveda Alyoşa''dan bu yana yazdıklarını takip etmeye çalıştığım bir yazar.Gurbeti,uzaklığı uzaklığın içindeki yakınlığı, orada iken burada, burada iken hiçbiryerde olamama halini mesele eden bir kalem.Kayıp Söz , solcu kimliğini terk ederek,popülerliğe teslim olmuş bir yazarın (yazar erkek) tanık olduğu bir çığlığın peşine düşerek kendine rastlamasını konu ediniyor.Tam bir Türkiye romanı.
Ama kim biliyor?Almanlar biliyor evet.Uzun yıllar Almanya''da yaşamış olduğu için Oya Baydar''ı Alman edebi kamusu Türk edebi kamusundan daha çok tanıyor.
Kilitli kaldığımız şu dar zamanların içinde politik duruşu önemsiyorum.Siz de önemseyin.Dünya yanarken altından kaçıracağınız bir avuç umudunuzun olması için bunu yapmak zorundasınız.Ve üç kadının yazmış olduğu üç politik romanın neden üstünün örtüldüğünü neden görmezlikten gelindiğini kendinize dert edinin.
Neden hiçbir köşe yazarı kadınların yazmış olduğu politik içerikli romanları görmez?
Neden toplumsal eleştiri içeren romanların sırtına taş bastırılıp, üstüne bir de ıslak yorgan örtülür? Bu soruların cevaplarını düşünün.
Siz düşünün bendeniz cumaya aynı konuya aynı zamanda vizyona girmiş üç film üzerinden devam edeceğim. "Mustafa", "Devrim Arabaları", "Issız Adam".
Ama "Devrim Arabaları" için acele edin. Seyretmediyseniz çok şey kaçırdınız.Ve bunu size ihtimal benden başka kimse söylemeyecek.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.