
Tarihler nasıl yazacak bu yaşadıklarımızı! Küçük hikâyemizin tarihe katkısı nedir? Bizim küçük hikâyemizin ve ülkemizin “BÜYÜK” hikâyesinin tarihte tutacağı yer nedir?
Yaşayıp da yaşamamış gibi yaptıklarımızı gelecek nesillere yük olarak bıraktığımızın ne kadar farkındayız!
Kişisel tarihimizin dönüm noktaları ile ülkemizin dönüm noktalarının tarihe yaptığı katkı nedir?
Mesela 50 yıl sonra tarihi dilimleyenler 21. yüzyılın dilimini 1989''dan mı başlatacak tam da.
Sovyetler Birliğinin Çöküşü, Berlin Duvarının yıkılışı.
Fukayama''nın Tarihin Sonu, Hutington''un Medeniyetler Çatışması tezleri sınırları değiştirirken…
(Fukuyama''nın pişmanlığından, kendini restore etmeye çalışan satırlarından kaç kişi haberdar? Pişmanlık, yazılmış satırları imha etmeye ne kadar yetiyor?)
İkiz Kulelerin bombalanışı üzerinden mi başlayacak yoksa tarihin dilimleri.
Ha on yıl önce ha on yıl sonra ne fark eder mi?
Siyasi konjonktürün değişmesine eşlik eden tıbbi gelişmeler üzerinden mi dilimlenecek zamanın dilimleri.
Kuzu Doly. Kuzu Doly 7 yıl yaşadı.
Bizim ilk klonlanan canlımız unvanına sahip Oyalı 4.5yıl yaşadı. Öldü.
Klonlanan Doly örneğini; klonlanmış Saddam Hüseyin haberleri ile hatırladık en ziyade. “Aslında Saddam Hüseyin Ölmedi, falan yerde görüldü filan yerde fotoğrafı çekildi” .
Neden mesela Benazir Butto için “Aslında ölmedi” haberleri yapılmaz. Ya da Bin Ladin için aslında öldü haberleri yapılır tekrar tekrar. Ve sonra “ölüsü ele geçilir.”
Ne demekse!
“İslami usullere göre cesedi okyanusa atılır.”
Ne demekse!
Geleceğin tarihçisi, haberin dili üzerinden mi inşa edecektir anlatısını?
“Liderlerin ölümü” öldürülüşü ne kadar yer alacak tarihte?
Kibriyle diz çöktüren Kaddafi''nin; çapulcuların önünde diz çökerek ölüme gidişi, geleceğin tarihçisini bugün bizi etkilediği kadar etkileyecek mi mesela?
21.Yüzyılın tarihini yazanlar; özne olarak sadece teknik aksamın hayatı değiştiren veçhelerine mi odaklanacak?
(Japonya insandan ayırt edilemeyen kadın robotu medyaya tanıttı.)
Kendi küçük hikâyemin öznesi olarak, her gün tekrar tekrar düşündüğüm, teknoloji kimin ölümüne eşlik etmektedir, ya da kimin ölümsüzlüğüne sorusu, geleceğin tarihçisini de, beni yaktığı kadar yakacak mıdır mesela?
Biyo teknik. Klonlama, yapay annelik, yaşlılığın durduruluşu. Organ nakli üzerinden yedek parçası değiştirilen insanlar.(Kader ile Tasarım Arasında Yeni İnsan/Nazife Şişman)
Daha doğrusu zenginlerin yedek parçası değişebilsin diye sokaklardan çalınan çocuklar. Hayatta mı öldü mü? Kendisinden bir türlü haber alınamayanlar.
Organ nakli yapılan iki genci de kaybettik. Onlardan geriye bakışlarındaki derin hüzün kaldı. Bir de soramadığımız sorular… Yüz nakli yapılan ikinci genç, spiker olmak istiyormuş. (Dün sabah kendi sesinden dinledim.)
Günlük siyasete, salak yarışma programlarına odaklanıp görmemiz gerekeni görmüyoruz. Sormamız gerekeni sormuyoruz.
Oysa sormamız gereken soruyu sorduğumuz zaman tarihin yazılımına katkıda bulunuyoruz. Katkıda bulundukça dünü nostaljik soslar eşliğinde tüketime sunmaktan vazgeçiyoruz.
Dün!1977 yılının 1 Mayıs''ı üzerinden yapılan tartışmalara bakınca; yakın tarihin, içimizde unutulmuş bir pansuman bezi gibi kaldığını düşünüyorum.
Sorabildiğimiz bütün sorular şiddete dair. Şiddeti önce cinsiyete sonra meslek guruplarına ayırdık. Kadına şiddet/doktora şiddet/imama şiddet.
Biz öldürmeye doğru yol alıyoruz… Batı bazılarını daha çok yaşatmaya dair.
Batı dünyasının peşinde olduğu soru şu: “Sonsuza kadar Yaşayacak mıyız?”
Bu soruya verilen cevaplar, şimdiye kadar bildiğimiz/kabul ettiğimiz ortalama insan ömrüne dair bütün algımızı değiştirecek. Bütün hayat düzeneği, kurumların yapısı ömrün uzamasına bağlık olarak değişecek. Aile, aşk, eğitim. Zamanı ve mekânı kullanma biçimleri.
2008 yılında Boston''da kendisiyle söyleşi yapılmış olan Tobiaz Hülswitt''in analizlerine, öngörülerine inanacak olursak, bugün sahip olduğumuz sorunları, nanateknoloji ile kolayca alt edeceğiz.
“Sonsuza Kadar Yaşayacak mıyız?” isimli kitapta kendisi ile söyleşi yapılmış olan bütün “cins kafalar” teknolojinin hızından, gelişmesinden oldukça memnun. Bu gelişmeler zengin ülkeler, zengin bireyler için. Ya diğerleri? Bu soruya cevap aramaya pek istekli görünmüyor sonsuza kadar yaşamanın peşi sıra gidenler.
O zaman insanın aklına “İn time” filmi geliyor. Başka da bir şey gelmiyor.
Gelecek “İn time” filmi gibi gelecek ise zamanı bu haliyle durdurmak isteyenlerin tarafına düşüveriyorum kolaylıkla.
Teknolojik, biyolojik gelişmelere siyasetin önderliği ya da refakati olmasa “Sonsuza kadar yaşamak” isteyenlerin dünyasında güçsüzün hali ne olacak?
İçine kapanan Avrupa gerçeğine karşı Türkiye olarak bizim sanat üzerinden, felsefe üzerinden söyleyebileceğimiz ne var?
Siyaset, sanatın ve felsefenin özgürlüğünde ve öncülüğünde “yarınları” görebilecek bir vizyona sahip olabilir ancak…
Ben ne yazıyorum ki… Felsefe, sanat, teknoloji filan diye... 1999''un deprem dedesi 2014 için depreme randevu verdi.
Gençliğimin şarkısıydı: Mutlulukla randevum vardı… Geç kaldım gidivermiş…
Yani…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.