Sen suçlusun, kitlelere anlatacak hikâyesi olmayan sen!

00:0019/12/2012, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Önce kalp dışarı atıldı. Bütün kadim dinlerin hitap ettiği kalp. Rabbimizin bize akleden kalp olmayı öğütlediği kalp.Her şey beyinde başlar beyinde biter sloganı, zihnimize tartışılmayan bir hakikat olarak yerleşsin diye, yerli yersiz her vesile ile tekrar edildi.Namus beyinde başlayıp beyinde bitiyordu mesela.İhanet bile beyinde başlıyordu.Önce bilgisayar beyine benzetildi, sonra beyin bilgisayara.Benzeyen ve benzetilen hiyerarşisi başka bir yazının konusu olsun.Biz şimdilik makine ve çevre ilişkisi

Önce kalp dışarı atıldı. Bütün kadim dinlerin hitap ettiği kalp. Rabbimizin bize akleden kalp olmayı öğütlediği kalp.

Her şey beyinde başlar beyinde biter sloganı, zihnimize tartışılmayan bir hakikat olarak yerleşsin diye, yerli yersiz her vesile ile tekrar edildi.

Namus beyinde başlayıp beyinde bitiyordu mesela.

İhanet bile beyinde başlıyordu.

Önce bilgisayar beyine benzetildi, sonra beyin bilgisayara.

Benzeyen ve benzetilen hiyerarşisi başka bir yazının konusu olsun.

Biz şimdilik makine ve çevre ilişkisi üzerine yoğunlaşalım.

Makineyiz ya yaptığımız eylemlerden dolayı bir sorumluluğumuz yok. Bizi daima çevremiz etkiliyor. Çevremiz etkilemeseydi... Ooo… Başbakandık, bilim adamıydık, sanatçıydık… Suçluysak da bir sebebi var.

Modern zamanlar suçluya bir kimlik bahşetti. (Freud"dan bu yana.)

Masum ve maktul ise kimliksiz. Burada olmayan. Burada olmadığına göre hikâyesi de olmayan o.

Makineyiz ya! Muhakememiz yok. Sorumluluğumuz yok. Cezai ehliyetimiz yok. Biz değil, düğmemize basanlar suçlu.

Biz makineyiz de, hangi halimiz bizi kullanışlı yapıyor?

II

Kimlikler her şeyi açıklayan olunca, suçla masumiyet arasında bir çizgi kadar bile mesafe kalmıyor.

Bakınız bebek katili, terörist başı Abdullah Öcalan tanımlamalarının geldiği noktaya. Beş vakit namazında niyazında Abdullah Öcalan.

Değişen ne?

Katledilen açısından değişen ne? Bir vakitler beş vakit namazını kılan biri tarafından öldürülmüş olmak, katledilmiş olanın ölümünü dirime mi çeviriyor? Arkasında bıraktıklarını teselliye mi gark ediyor? Oh çok şükür mü dedirtiyor?

Acı çekenin acılarına empati kurmak. Tamam.

Acı çekenin gözyaşı ile yek dil olmak. Tamam. Bir insanın dağa çıkmak zorunda kalmasına kalbimiz yansın. TAMAM.

Ama öfkeye empati olmaz, hınç ya da katliama empati hiç olmaz. Empati bütün bunları yapan kişinin tövbesinden sonra başlayabilir ancak.

Başlığa gelince… Ne kadar hikayen var, o kadar empati toplayabilirsin. Bir karıncayı bile incitmediysen. Yani eylem fakiri isen… Şu hız çağında, şu haz çağında kimse sana empati kurmaz.

Dolayısıyla ben bu yazıyı kalbi olanlar için yazdım. Muhakeme kabiliyeti olanlar için. Çoğunluğun anlamayacağını bilerek.

Kalbimizin sesine Nazım Hikmet"in Kız Çocuğu şiiri merhem olsun.

O Hiroşima için yazmıştı. Siz dünyanın bütün çocukları adına okuyabilirsiniz:

Kapıları çalan benim/ Kapıları birer birer/ Gözünüze görünemem/

Göze görünmez ölüler/ Hiroşima''da öleli/ Oluyor bir on yıl kadar/ Yedi yaşında bir kızım/ Büyümez ölü çocuklar/ Saçlarım tutuştu önce/ Gözlerim yandı kavruldu/ Bir avuç kül oluverdim/ Külüm havaya savruldu/ Benim sizden kendim için/ Hiçbir şey istediğim yok/ Şeker bile yiyemez ki /Kâğıt gibi yanan çocuk/ Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver/ Çocuklar öldürülmesin/ Şeker de yiyebilsinler