
Good filminde; hem doktoru hem de yakın dostu olan Yahudi Mouris Guldestein''i, yardım etmesi gerekirken etmediği için vicdan azabı ile Yahudi toplama kamplarında aramaya gider, onursal SS edebiyat profesörü Hadler. Kamp görevlisi şu bilgiyi verir: “Kampa gelen nesnelerin her birine bir numara veririz. Onun için aradığınız kişiyi bulmamız mümkün değil.”
Yahudilerin Nazi Almanya''sında nesneleştirildiğini biliyoruz. Peki günlük hayatımızda birbirimizi ne kadar nesneleştirdiğimizin farkında mıyız?
Sorunun cevabını Sennet''ten dinleyelim: “Bir doktorun kendisine hiçbir şey açıklamadığı hasta, alışılmış talimatlarla eğitim verilen öğrenci, önem verilmeyen çalışanlar; hepsi de kendi ihtiyaçlarına seyirci olan, üstün bir güç tarafından üzerinde çalışılan nesnelerdir.”
Türkiye''de insanlar üçüncü sayfa haberleri üzerinden birbirini nesneleştiriyor. Medya aşırı tasviri bir dil kullanarak yapıyor bu işi, okuyucu/seyirci kendinden aşırı uzaklaştırarak.
Mesela bu nesneleştirme için önümüzdeki en iyi örnek Siirt''te ilköğretim öğrencisi kız çocuklarının başına gelenler. Medyanın haberi veriş dili de sorunlu; hükümetin, bakanların medyada haberlerin yer almasını eleştirme biçimleri de sorunlu.
Medyaya konu ile ilgili olarak yayın yasağı getirildi.
Yayın yasağı getirilmesini doğru buluyorum. Çünkü özellikle internet üzerinden yapılan haberlerde şuuyu vukuundan beter bir durum sergileniyor.
Ancak burada dikkat etmemiz gereken; olayın duyulmasının, olayın olmasından daha önemli görülüşü.
Ahlakın iflas ettiği ahlakçılığın başladığı yer tam da burası.
Hükümet medyaya yayın yasağı getirirken şu sorunun da cevabını arıyor mu? Neden bazı olaylar medyaya düşmeden adalet tecelli etmiyor!? Dosyalar kapatılıyor, pisliklerin üzeri örtülüyor!
Siirt Valisi Necati Şentürk iki kız kardeşin başına gelenleri ''nitelikli cinsel istismar'' şeklinde açıkladı. İstismara “nitelik” sıfatını kazandıran kızlara verilen şeker ve çubuk kraker. (Yazarken ellerim titriyor. Beynim öfkeden zonkluyor.)
Medyada çıkan haberlerden her yaş grubundan ve her meslekten onlarca kişinin “nitelikli istismar”ı yapanlar arasında olduğunu öğreniyoruz.
Konunun “sade vatandaş” tarafından nasıl tartışıldığını anlatabilmek için rastgele seçtiğim bir internet sitesinde yayınlanmış okuyucu yorumunu sizlerle paylaşmak istiyorum:
“kızların hiç mi suçu yok. Onlar bu iğrençliğe izin vermese, bu kadar olur muydu, hepsini asmalı.”
Bu yorumu birlikte analiz edelim. “Kızların hiç mi suçu yok.” Bu anlayış tecavüze uğrayanların “sorumluluğunu” hatırlatan hem ilk hem de son cümledir daima. İlk cümle olarak olaydan haberdar olan “biz” i korur, son cümle olarak da olaya sebep olan canileri korur.
Mağdur olandan yana olmaktan korkan, mesuliyet almaktan korkan bir tavır vardır burada. Aynı zamanda söz konusu olayın kendi yakınlarından birinin başına gelebileceğini düşünüp “hayır benim yakınlarım öyle değil. Bu olay asla onların başına gelmez” şeklinde kendi kendini ikna ediş söz konusu.
Oysa sağduyulu vicdan sahibi herkes kızların “suçu” olsa bile onları bu uçurumdan kurtarmak üzere bir tutum sergiler. Velev ki babası tarafından satılmış olsun, velev ki o küçük kızlar yaptıklarının ne olduğunun farkında olarak ya da olmayarak “kirlenmeye” itiraz etmemiş olsun.
Haberleri doğru bir yerden okuyabilmemiz için önce düsturumuzu ortaya koyalım. Efendimiz ne buyuruyoruz “Kötülüğü elinizle, dilinizle engelleyiniz. Bunlara gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz ediniz.”
Buğz etmek: Gizli, yürekte düşmanlık duymak.
İnternet sitesinde yer alan ve esasında pekçok kişinin hislerine tercüman olan o yorumda eksik olan buğz etmek. Ne yapıyor “yorumcu”? Eylemin kötülüğüne öfke duymak yerine, “mağdur” u suçlamaya kalkıyor. Su testisi su yolunda kırılmış diyerek kalbiyle olsun kötülüğe mesafe koyamıyor.
Kalbimizle olsun kötülüğe mesafe koyamayacak bir noktaya geldiysek eğer işte orada insanlık biter.
Hepimiz her frekanstan “Neler oluyor bize” sorusunu soruyoruz. Ama bu soruyu cevaplamaya pek yanaşmıyoruz.
Çünkü kurumlar sorumluluk almak yerine suçu medyaya atıyor.
Medya özeleştirisini yapıp üçüncü sayfa haberlerinin pornografik dilini ortadan kaldırmak yerine, hükümeti zor durumda bırakacak bir hamle olarak bakıyor.
Vatandaş ne yapıyor? Kötülüğü eliyle, diliyle kalbiyle uzak durmak yerine kafası karışmış biri olarak onların başına geldi, demek ki hak ediyorlardı diyor.
“Neler oluyor bize” sorusunu sorabilmek için konuyu çok boyutlu ve aralıksız olarak ele almamız gerekiyor. Ama öncelikle “haber”e konu olan kişileri nesneleştirmeye kalkmadan, hem kendi insanlığımızı hem de onların insanlığını asla unutmadan yapabilmeliyiz bunu.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.