Sınavsız hayat mı istiyoruz? Hayat sınavını kazanmak mı?

00:004/12/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Bir sigorta reklamı var. Yaşlı bilge "Hayat yolculuğuna çıkmanın üç şartı var çekirge" diyor. "Sabır, sevgi, sükûnet."Çekirge çırak olmaktan çoktan vazgeçmiş, "Yok ya!" diye cevap veriyor ustasına. "Ben sağlık sigortası, ev sigortası kasko diye biliyorum."Reklamı ilk duyduğumda; reklamlar mı bizi dönüştürüyor biz mi reklamları dönüştürüyoruz sorusunun peşi sıra dolaşıp ipucu aradım günlerce. İkisi arasında hızlı bir geçişkenlik olduğuna karar verdim en sonunda. Dönüştürürken dönüşüyoruz hep beraber.

Bir sigorta reklamı var. Yaşlı bilge "Hayat yolculuğuna çıkmanın üç şartı var çekirge" diyor. "Sabır, sevgi, sükûnet."

Çekirge çırak olmaktan çoktan vazgeçmiş, "Yok ya!" diye cevap veriyor ustasına. "Ben sağlık sigortası, ev sigortası kasko diye biliyorum."

Reklamı ilk duyduğumda; reklamlar mı bizi dönüştürüyor biz mi reklamları dönüştürüyoruz sorusunun peşi sıra dolaşıp ipucu aradım günlerce. İkisi arasında hızlı bir geçişkenlik olduğuna karar verdim en sonunda. Dönüştürürken dönüşüyoruz hep beraber. Ne ki bu dönüşümü fark etmiyor, sadece dönüşümün olumsuz neticeleri ile karşılaştığımızda "neler oluyor bize?" sorusu ile şaşkınlığımızı dile getiriyoruz.

Eğitim meselesini tartışmaya başlayacaksak önce kendimizden yola çıkalım. Çocuklarımıza neyi öğretiyoruz? Sabır ve sükunet coğrafyamızı terk edeli çok oldu.

Bizim için kıymetli olan nedir? Kendimizi, muhatabımızı nereden değerlendiriyoruz?

Birbirimizi "güç" üzerinden değerlendiriyoruz. Paran kadar konuş bayağılığı artık sadece paranın rakamlarını değil bütün rakamları kapsıyor. Rakamın kadar konuş baloncuğu dolaşıyor kafamızın içinde. Sadece siyasiler değil, yazarlar bile birbirini "takipçi" üzerinden değerlendirmeye kalkıyor. Çok satan kitaplar listesinden takipçi sayısı ölçmeye kadar gönül indirmiş durumdayız.

"İki günü birbirine denk olan ziyandadır" hadisi şerifini rakamlar üzerinden değerlendiriyoruz. İki günümüz birbirine denk değil. Daha çok mala mülke hükmediyoruz diye kalbimizi serinletiyoruz.

Hayat yolculuğu tabiri bir reklamda karşımıza çıkıyor, lakin bizim dilimizde mi?

Hayat yolcusunun azığı nedir? Bir zamanlar Beyaz Saray kitapçılığı vardı orada "Hayat yolcusunun azığı" başlığını taşıyan kitapları görürdük sıklıkla. Tıpkı günümüzde, "Kariyer basamakları" tabirini kitap ismi olarak çok sık gördüğümüz gibi.

Hem ekmeğimiz bütün olsun hem karnımız tok olsun istiyoruz. Yok böyle bir güzellik. Ya karnımız doyacak ekmek bitecek ya ekmek bütün duracak karnımız aç kalacak.

Eğitim tartışmaları ile bu atasözü arasında bağlantı kuramadınız mı?

1990"lardan bu yana giderek artan bir tempoda çocuklarımızın sınavlar yüzünden çocukluklarını yaşayamadıklarını iddia ediyoruz. Sınavı olmayan hayat yok. Yeryüzüne gönderilme sebebimiz de hatırlayın sınav odaklı.

Sınavlar "ölçme"yi amaçlar. Her ölçüm sınırları belirler. Son iki aydır YÖK"ün gerçekleştirdiği sınavlarla iyi bir "ölçüm" yaptığını idrak ettim. Nasıl mı? Yüksek puan alarak gelmiş öğrenciler sosyal duyarlılık noktasında düşük puan almış öğrencilerden bir hayli yukarda.

Vakıf üniversitelerinde, özel üniversitelerde burslu öğrenciler olmasa hocaların ders anlatma kapasiteleri giderek düşer emin olunuz. Çünkü burslu öğrenciler o okullara yüksek puan ile gelmiş olan öğrenciler, dersi derste öğrendikleri gibi sosyal sorumluluk konusunda da çok duyarlılar. Okudukları bölüm ne olursa olsun tarih ve sosyoloji kitapları ile ufaklarını açmayı dert ediniyorlar.

YÖK ölçüyor. Sorun diplomaların değerlendirilmesi bahsinde ortaya çıkıyor. İhtiyacın on katı öğretmen yetiştirirseniz bunları "değerlendirmek" gittikçe büyüyen bir sorun haline gelir.

Dershane gerçeğini şu tablo çok iyi ortaya koyuyor:

Öğrenci dershaneye gidiyor eğitim fakültesini kazanıyor. Eğitim fakültesinde dört yıl öğretmen olmak üzere okuduktan sonra atamasının yapılması için tekrar sınava giriyor. Neden? Çünkü alınacak öğretmen miktarı iki birim ise mezun olmuş öğretmen adayı sayısı 22 birim. "Seçilmek" için öğretmen adayları sınava giriyor. Hikâyenin en çatallı kısmı burada başlıyor işte. Öğretmen adayları sınavı kazanmak için tekrar dershaneye gidiyor.

Daha acı olanı şu: Öğrenmeyi öğretmesini beklediğimiz öğretmenlerimiz, atamaları yapılıncaya kadar yorgun düşüyorlar.

Eğitim tartışmalarının bir ölçme ve değerlendirme sorunu olduğunu ta en başında söylemiştim hatırlarsanız.

Öncelikle eğitim fakültelerinin puanı yükseltilmeli. Sadece ihtiyaca yönelik bir kontenjan oluşturulmalı.

Dolayısıyla dershanelerin ihtiyaç olmasını aşama aşama hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor.

Eski Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer öğretmenlerin her yıl performanslarını ölçen değerlendirmeler yapılacağını söylemişti. O proje hala yürürlükte mi bilmiyorum. Ama öğretmenlerimizin öğrenmeyi öğretmek konusunda ehliyetlerinin olup olmadığından haberdar olmalıyız. Bu konuda velilerin okul ile yakın temas içinde olmaları gerekiyor.

Peki, velilerin öncelik sıralaması nasıl?