
Onları orada görünce… Bende kalacaklar bir vakit dedim. Bende kalacaklar.
Yüzlerine bakan mutlu olduklarını düşünürdü.
Nitekim bir sürü insan sadece yüzlerine bakıp dünya yansa altından çekip alacak yarım hasırları yok. Bu ne gamsızlıktır bu ne tembelliktir diye geçti yanlarından.
Ben de geçtim.
Hiç sesimi çıkarmadan.
Konuşmamı bölmeden. Bir an. Bir an gördüm.
Eyvah dedim eyvah ben bu çocuklarla ne yapacağım. Bunları alıp nereye koyacağım. Kime anlatacağım. Anlatamazsam ne yapacağım.
Ben de, yanlarından geçen onlarca insan gibi önce yüzlerini gördüm. On üç on dört yaşlarında olan on sekiz yaş civarındakine bir şey anlatıyordu. Nasıl saf bir tebessümle anlatıyordu.
Çok uzun bir zaman oldu bir tebessümün bir yüzü bu kadar aydınlatabildiğine tanık olmayalı.
Oysa herkes tebessüm ediyor.
Tebessüm etmek profesyonel hayatın bir parçası.
Yüze iliştirilmiş bir halkla ilişkiler ifadesi olarak.
Kaz gelecek yerden tavuk esirgememe ilkesine bağlılıktan dolayı.
Herkes birbirine diş macunu reklamlarını aratmayan bir tebessüm sunuyor.
Yalan ve yapay. Yapay ve yoz.
Bu çocuğun tebessümü güneş gibi bir şey.
Onları arkamda bırakıp giderken.
Onları bırakıp suretlerini içime yerleştirip hayata dâhil olurken.
Neden asla siyasetçi olamayacağımı anladım.
Çünkü siyasiler kendilerini mutlu edecek görüntüleri taşıyor hafızalarında. Gözlerinde donmuş kalmış karede, hep mutlu insan yüzleri var. Onların nasibine büyük hikâyenin büyük parçaları düşüyor. Benim nasibime küçük hikâyeler.
Ben mutlu insan yüzlerini sahiplerine bağışlıyorum. Bazen tebessümü daim olsun diye dua ettiklerim de oluyor. Hepsi o kadar. Benimle yaşayanlar, bende kalanlar hep yoksullar. Kimsesi olmayanlar.
Evde bulduğum her şeyi sırtıma geçirdiğim, ayağıma iki ince bir kalın çorap ile içi tüylü bot giydiğim halde, taşa basıyormuşçasına üşürken; onları taşların üstünde mutlu bir şekilde sohbet eder görünce…
Allah''ım dedim ben şimdi ne yapacağım. Küçük olanın ayağındaki pantolon yamuru yumuru bir şekilde kesilmiş. Dizlerini örtmüyor. Ayaklarında çorap yok. Belli ki çöplükten bulduğu eldivenleri geçirmiş. Eldivenin ayağı örtmeyen taraflarını eski püskü bir havlu ile sarmış.
Dünya umurlarında değil. Umurlarında olsa yaşayabilir mi? Dilenen bir halleri de yok. Dileniyor olsalardı çantamda kuru üzüm paketi vardı onu verecektim.
Üzüm paketini takdim edemedim. İncitmekten korktum. Güneş gibi tebessümü soldurmaktan korktum.
Ben onları göreli günler oldu. On gün belki on beş gün. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakınca aklıma düşüyorlar. Dua ederken avuçlarıma gelip oturuyorlar, yemek yerken lokma olup boğazıma diziliyorlar.
Onlar şimdi nerede ne yapıyor?
Ben onları gördüm. Ya göremediklerim.
Yaşamak için başını alıp uzaklara gidenleri o kadar iyi anlıyorum ki. Evini barkını terk edip dünyayı dolaşan doktorları, bütün mülkünü satıp Afrika''ya doğru yol alanları. Kendini sokak çocuklarına adayanları. O kadar iyi anlıyor ve kadar çok onlara özeniyorum ki.
Neden yazıyorsun diye soruyorlar yıllardır. Yıllardır aynı cevabı veriyorum. Daha önemli bir işim olmadığı için yazıyorum. Daha önemli bir işimin bir gün olacağını ümit etmekten vazgeçmeyerek yazıyorum.
Yazmaktan başka bir iş elimden gelmediği için yazıyorum. Ve bu bana çok ağır geliyor.
Zihnimde o iki gencin fotoğrafı.
Ben o iki gencin fotoğrafıyla başa çıkamazken, Pakistan''dan getirdiğim yüzü yaralı çocuğun fotoğrafını gönlümde solduramazken… Pakistan''da deprem oldu. Samsun''da iki aylık Kübra bebek açlıktan öldü.
Ailesine yardım yağıyormuş.
Kim bilir nerelerde ne bebekler ölüyor açlıktan.
Biz ne yapıyoruz!
Komşumuz açken tok yatmayalım diye sırtı pek karnı tokları komşu ediniyoruz. Hadis-i Şerif''ten anladığımız bu mudur? "Komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir?"
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.