"Son kongre" duyguların mimarisi /Selçuklu Medeniyeti"ne Kaçış

00:003/10/2012, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

''Son Kongre'' üzerine çok farklı yorumlar yapılıyor diyeceğim ama. Çok farklı yorum yok esasında. Üç temel konu var.1-Kitapçıkta, ekran konuşmalarında olan yakıcı ve hassas konular kongre salonunda dile getirilmedi.Kitlenin aklını gönlünü karıştıracak konular ''aydınlar''a bahşiş olarak televizyon programlarında takdim edilmişti bu takdim kitapçıkta okunmayan paragraflar olarak bir defa daha nazara sunuldu. Ama kitle kültürü yazılı değil sözlü ve görsel kültüre aşina olduğu için yakıcı konular

''Son Kongre'' üzerine çok farklı yorumlar yapılıyor diyeceğim ama. Çok farklı yorum yok esasında. Üç temel konu var.

1-Kitapçıkta, ekran konuşmalarında olan yakıcı ve hassas konular kongre salonunda dile getirilmedi.

Kitlenin aklını gönlünü karıştıracak konular ''aydınlar''a bahşiş olarak televizyon programlarında takdim edilmişti bu takdim kitapçıkta okunmayan paragraflar olarak bir defa daha nazara sunuldu. Ama kitle kültürü yazılı değil sözlü ve görsel kültüre aşina olduğu için yakıcı konular kitlenin huzurunda Başbakanın ağzından dökülmedi.

Denilebilir ki, ekranda söylendiğine göre ne fark eder! Ekran kamusallığı 90"ların bütünlüğüne sahip değil. Haber kanallarında söylenen konular, sade suya tirit dizi film seyretmekten yorgun düşmüş kitleler için pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü aynı hane içindeki aile bireyleri nadiren aynı programda buluşuyor. Aile bireylerini tek ekranda toplamayı başarabilen program olarak 32 Gün yerini korumaya devam ediyor. Bu başarısında haber kanalında yayınlanmıyor olmasının önemli bir etkisi olduğundan bahsetmek mümkün.

2-İdris Naim Şahin MKYK"dan neden alındı?

(Bkz.BDP milletvekili Altan Tan"ın Kürdistan"ı Tayyip Erdoğan ve İdris Naim Şahin kuracak ifadesi.)

3- Salona alınmayan altı gazete ile ileri demokrasi basın özgürlüğü arasında kurulan daha doğrusu kurulamayan ilişki.

Başbakanın algısında böyle bir ilişki yok. Kongreyi mutluluk tablosu olarak düşündüğü için ''bu mutlu günde kötü nazar edecek kişileri'' davet etmiyor. Kendi ifadesi ile: "''Gayet netim. Burada herhangi bir savunma içerisinde değilim. Bize sürekli olarak hakaret eden, her türlü saygısızlığı sürekli olarak gösterenleri, ben de kendi özel günümüze davet etmek zorunda değilim. Olay bu kadar basittir. Yani bu işi bu kadar seviyorlarsa zaten bunca televizyon yayınladı. Oradan takip eder, gerekli değerlendirmeleri yine yaparlar.''

Nitekim Hüseyin Çelik kongreyi kamusal bir mekân değil estetik mekân olarak yani düğün mekânı olarak tanımlayarak, ''kötü nazar''dan sakınmanın mantığını ortaya koydu.

Bu üç başlık duyguların mimarisi açısından denge unsuru gibi görünüyor.

Oysa duyguların mimarisi açısından esas önemli başlık 1071. Alparslan Anadolu Selçuklu Medeniyetinin kurucusu olarak konuşma boyunca sık sık yâd edildi.

Metni yazanlar ve metni, gönlünü katarak okuyan Başbakan ne kadar farkındadır bilemiyorum ama, Alpaslan vurgusu ile, Selçuklu Medeniyetinin nazara verilmesiyle Cumhuriyetin kurucuları ile aynı safta yer almış oldular. Ki bu benim görebildiğim kadarıyla sağ- muhafazakâr söylemin pek kullanmadığı bir yaslanıştır. Cumhuriyet Modernleşmesi kendini bir kimlik olarak yeniden inşa etmek için içinden çıkıp geldiği, Osmanlı Tarihini parantez içine alarak köklerini Selçuklu Medeniyetine yaslar.

Cumhuriyetin ilk yıllarında başlatılan Selçuklu Medeniyeti araştırmaları, Tarih bölümlerinde kurulmuş olan Selçuklu Tarihi kürsüleri 1970"lerin sonlarından itibaren yavaş yavaş yerlerini kaybetti. Kurulan şu kadar üniversite içinde Selçuklu tarihi üzerine araştırma yapan kaç kürsü var? Ya da tarih kitaplarında Selçuklu İmparatorluğu bir medeniyet olarak ne kadar yer buluyor? Yer gök popüler tarih kitapları ile dolu. Hangisinde ne zaman ne vesile ile Selçuklu Tarihine, medeniyetine dair bir yazı okudunuz?

Duyguların simetrisi ve yeni dünya düzensizliği açısından bakıldığında Başbakan Tayyip Erdoğan"a en yakın örnek Sultan Abdülhamit Han"dır.

1970"li yılların muhafazakâr söyleminde kutsiyet atfedilerek zikredilen Abdülhamit Han"ın ''son kongre'' de adının anılmamış olması duyguların mimarisi açısından nasıl bir anlam taşıyor?

Cuma günü buradan devam edelim inşallah.