
Salı günü seçimin ana fikrini çıkarmıştım: Bu seçimleri küçük hikâye kazandı. Küçük hikâye nedir? ABD başkanı eşinden bahsederken ben der ülkeyi yönetiyorum, nükleer silahlar artırılacak mı artırılmayacak mı? Dünyanın çeşitli bölgelerindeki ABD güç örgütlenmesi ne şekilde olacak? Rusya ile ilişkiler filan. Yani büyük hikâyeler benim. Karım mı? O bu bahar evimizin boyanıp boyanmayacağına,çocukların hangi okula gideceğine, nerede tatil yapacağımıza, çocukların boş zamanlarını nasıl örgütleyeceğine, akşam yemeğinde ne yiyeceğimize filan karar verir. Yani bilirsiniz işte küçük şeyler...
Lytord büyük hikâyeler bitti yaşasın küçük hikâyeler diye özetlemişti içine girdiğimiz post-modern durumu.
Devletin kurumları ve devletin partileri hantal ve dört köşeli büyük hikâyeler üretti: “Sandıktan karanlık çıkacak, devlet bölünecek.” AK Parti insanların küçük hikâyelerini düzeltmeyi hedefledi. Sağlık sektöründe uygulamış olduğu yeşil kart, küçük hikâyeyi mayalayan ve AK Parti''yi Doğu ve Güneydoğuda muzaffer kılan sebeplerin başında geliyor. Sahipsizliğin en fazla hissedildiği anlar hastalık anlarıdır. Çok çocuklu ailelerin bir şişe ilaç yüzünden çocuklarını kaybettikleri kırsal kesimde, devletin verdiği tek bir kart ile sağlık sektörünün bütün kademelerinde kendilerine muhatap bulmaları efsanenin başladığı andır. Türkiye''de insanlar hayat boyu iki hikâyeyi anlatırlar döne döne. Nasıl askerlik yaptıklarını ve hastaneye gittiklerinde başlarına gelenleri.
Başbakan Erdoğan''ın karizması, herkesin teslim ettiği bir “gerçek” olarak ortaya konuyor. Bu karizmanın nereden kaynaklandığı üzerinde pek durulmuyor. Erdoğan, kitleler halinde gördüğü insanları “tek tek hikâyeler” olarak okuyor. Halka hitap ederken “kara kalabalık”,oyunu bize verecek olan kitle/toplum resim olarak bakmıyor. Kalabalığa hitap ederken insanlar ile tek tek göz teması kurmaya özen veriyor.
Göz teması ve göz hizasından iletişim insanlarda “ciddiye alındığı” duygusunu pekiştiriyor. Küçük hikâyenin ana fikri daima ciddiye alınmaktır. Acının, öfkenin, sevginin, ihanetin, hastalığın ciddiye alınması.
Ciddiye alınma hikâyesini, Bingöl''ün oyları üzerinden okumak mümkün. Bingöllüler kendilerini “anlaşılır kılmak” için “Bingöl''ün siyasetine Elazığ''ın ibadetine güven olmaz” diyorlar. (Elazığlılar kendileri ile ilgili kısmı değiştirmenin bir yolunu bulacaktır diye düşünüyorum. Çünkü devir atasözlerinin, deyimlerin tashih edildiği devir.) Bingöl ilk defa oyunu bu kadar yoğun bir şekilde “etnik kimlik” dışı kullanıyor. Sebebi? Bingöl milletvekillerini beğenmediklerini iletiyorlar AK Parti yönetimine ve yönetim bu beğenmeyişi ciddiye alarak hiçbirini yeniden listeye koymuyor.
Ciddiye alınmak!!! Kendi küçük hikâyesini ciddiye aldırmak! Bunu oy kullanmayan on köyün “politik tavır”ında da görmek mümkün. Köylerin seçim protestosu şöyle:
-Manisa''nın Salihli ilçesine bağlı 860 kayıtlı seçmenin bulunduğu Kabazlı köylüleri, bölgeye katı atık çöp depolama tesisi yapılmasını boykot etti.
- Şanlıurfa''nın Viranşehir ilçesine bağlı Işıldar köyü ve Usluca mezrasındaki 850 seçmen eğitim, sağlık ve altyapı konusunda yeterli hizmeti alamadıklarını iddia ederek oy kullanmadı.
- Şırnak''ın Uludere ilçesine bağlı 4 bin nüfuslu Uzungeçit beldesindeki 1600 seçmen, 24 kilometrelik yollarının yapılmamasını protesto için sandığa gitmedi. Belde meydanında toplanan seçmenler, “Yolumuz oyumuzdur” diye slogan attı.
- Van''ın Çatak ilçesinde bağlı Akçabük köyündeki 356 seçmen, köylerinin hizmetten mahrum bırakıldığını öne sürerek seçimi boykot etti.
- Hakkâri''nin Yüksekova ilçesine bağlı Dilektaş köyündeki 270 seçmen de yol, içme suyu, okul, yayla sorunlarına çözüm bulunmamasını protesto etti.
-Konya, Bozkır ilçesine bağlı Kozağaç köyündeki 175 seçmen, 6 kilometrelik yayla yolu için Konya İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından 2005 yılında ödenek ayrılmasına rağmen bugüne kadar yol yapılmamasını protesto için oy kullanmadı.
-Kars''ın Digor ilçesine bağlı Sorguçkavak köyündeki 291 seçmen, yıllardan bu yana çözülemeyen içme suyu sorunu nedeniyle seçimi protesto etti.
- Kars''ın Susuz ilçesinin Büyükçatak köyündeki 488 seçmen de Küçükçatak köyü ile süregelen yayla sorununun çözülememesini sandığa gitmeyerek protesto etti.
Köylüler oy kullanmayarak bir taraftan demokrasinin arz-talep ilişkisini anladıklarını; kendilerini asla ciddiye almayan aydınlara/şehirlilere/siyasilere gösterme yoluna gittiler. Diğer taraftan da kendi küçük hikâyelerini -komşu köy ile yaptıkları mera kavgasını, bozuk yollarını- ülkenin büyük hikâyesinden yani seçimleri kimin kazanacağından daha önemli gördüklerini beyan ettiler. Sorun şu ki, köylünün ulaşmış olduğu yönetme ve yönetilme bilincine aydınlar ve siyasiler henüz ulaşamadı.
Küçük hikâyenin bölümleri olarak, “haydi kızlar okula” kampanyasını da hatırlamak gerekiyor. Bu kampanya tek tek kızlara ve dolayısıyla annelerine kendilerine değer verildiğini hissettirmiştir.
Herkesin kira öder gibi ev sahibi olmasını sağlayacak yeni konut yasasını da hızlıca hatırlamakta fayda var.
Başlığı, kendini AK Parti karşıtı olarak inşa etmenin, Türk halkına gelecek vaad etmek ile aynı şey olduğunu sanan “mağlup”lara ithaf ediyorum. AK Parti karşıtları; “büyük hikâyeyi” çok kötü bir üslup ile sundu diye, onu reddetme hakkımızın olmadığını, yediden yetmişe hepimizin anlaması gerekiyor. Kısa vadede küçük hikâyeler bizi mutlu eder. Ama uzun vadede büyük hikâyemize kayıtsız kalırsak, bir müddet sonra yaşanacak küçük hikâyemiz bile kalmaz.
Hal ve vaziyet böyle.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.