
Ne güzel olmuş burası. Pırıl pırıl. Eski hali neydi öyle! Tıkış tıkış. Fakat niye bu kadar boş? Hava soğuk olduğu için mi? Öğrenci milletine haber vermek lazım. Şöyle ısınmak isteyenlere. Bizim zamanımızda öyleydi. En beleş, en sıcak ortamları haber verirdik evinden ayrı kalanlara. Filan pastane çok rahat. Bir çay içiyorsun iki saat kesintisiz oturabiliyorsun gibisinden.
Banklar da konmuş. İnsanlar miskin miskin bekliyor. Esneye esneye. Bir ikametgah, iki fotoğraf verince derhal yeni kimliğe kavuşuluyor. Anında. İnanılır gibi değil. Anında. Hani insanın kimlik değiştirmeyi hobi haline getirmesi mümkün.
Ama o da ne! Herkesinki bu kadar kolay olmuyor galiba. Özellikle kadınlarınki. Kadın kimliği burada da “sorunlu”. (Dücane Cündioğlu ve ismini bizimle paylaşmadığı arkadaşı, kadınları sorunlu, erkekleri sorumlu olarak tasnif ediyordu ya…) Erkekler fırından ekmek alır gibi kimliklerini alıp alıp giderken, kadınlarda ille bir “sorun” çıkıyor. Resim sorunu.
Bankların üstünde, titrek güvercinler misali oturanların içine sakızını patlata patlata sağa sola nazarlar fırlatan bir kadın dahil oluyor. Siz deyin elli yaşlarında, ben diyeyim elli yetmiş arası bütün yaşlarda.
Fotoğrafını uzatıyor görevliye.
“Size benzeyen bir fotoğrafınızın olması gerekiyor.”
Yaşıyla barışamamış kadın, “Ay bakımsızım biraz da ondan” diyor.
Sanki karşısında “o güzel resme” kompliman yapan varmış gibi.
“Bayan” diye kızıyor memure. “Resim koymanın mantığı ne? Resim başka siz başka ? Gençlik resminiz olmaz!”
İşte buna çok bozuluyor sakızını patlatmaktan vazgeçmemiş olan.
“Ay siz bana baksanıza biraz. Şarap yıllandıkça güzelleşir.”
Memure hiç altta kalır cinsten değil.
“Biz şaraplara değil, sadece insanlara kimlik veriyoruz.”
Yaşına küs kadın “Amirinize şikayet edeceğim sizi diye” bir tehdit savurmak istiyor.
Memure, “Aysen hanım” diye sesleniyor. “Burada sizi görmek isteyen biri var.”
Sakızlı kadın hem yaşına, hem oradaki herkese küsmüş bir eda ile Aysen Hanım''a doğru değil merdivenlere yöneliyor.
Kalitesiz kot ceketlerini, sırtlarında işçi elbisesi gibi taşıyan iki kadın giriyor içeri. Biri “türbanlı”, öteki tam da laikçileri mutlu edecek şekilde bağlayıvermiş başını. Saçları başörtüsünden, çorapları ayağından çıkıyor. Belli ki ilk gelişi değil. Yine eksik evrakı var mı diye korkuyla uzatıyor. Evrak dediğin bir ikametgah senedi, iki resim.
Onun resimlerini de kendisine benzetemiyor memure.
“Bunlar olmaz. Yeni çekilmiş olacak.”
Arkasına dönüp bize bakıyor. Nolur beni destekleyin der gibi.
“Eski değil üç yıl olmadı daha.”
“Ne yapayım sen hızlı yaşlanıyorsun demek ki. Yapılacak bir şey yok.”
“Param yok ki! Bunlar olsa...”
O esnada, beyaz-sarı saçlarını elleriyle kabartan kadın, yanındakine yavaşça “Valla benim fotoğraflarım on yıllıktı” diyor.
Yanındaki hiçbir şey anlamıyor. Biraz önce zaten dükkanı da başkasına bıraktım diye yardım istemişti memureden. Kadını dinlemek yerine cep telefonuyla evini arıyor. “Kızım ilacını içtin mi? Mikro dalgada ısıtıver. İki çatal olsa da ye. Aç karna alma sakın haplarını. Hadi kızım okula gitmeden o çamaşırları asıver. Nüfus idaresindeyim ben. Hı oldu oldu. Çağıracaklar şimdi.”
Sarı-beyaz saçlı hepimizi süzüyor. Ay ben ne kadar bakımlıyım. Bu zavallıların bir yılı beş yıla tekabül ederken, benim on yılım bir aya bile tekabül etmiyor temalı kompozisyonunu, pandomim gerçekliğinde yazıyor her birimizin yüzüne yüzüne…
Kızını ilaç içmeye ikna eden kadın, telefonunu kapatır kapatmaz, “E bakımlı olmak lazım tabii” diye yavan yavan devam ediyor kaldığı yerden. Bir taraftan da burnunu kıvıra kıvıra, elbiselerin içine küçük gelmiş kavruk kadına bakıyor. Ama ne bakış. Hani şu medyada olan “Beni baştan yarat” programları var ya. Zannedersiniz ki, sarı-beyaz saçlı, o köşenin o programın sahibi. Şöyle yukarıdan aşağı tekrar süzüyor. Verseler şu kavruğu elime de bir adama -pardon kadına- benzetsem .Önce hamama gönderirim. Sonra saçlarını bir güzel kestiririm. Başındakini de çıkartacak tabii. Kuru olması iyi.
O, kavruk kadını “yaratadursun”, kavruk kadın son bir çare arkadaşına bakıyor.
Arkadaşı, “Hadi gidelim” diyor, kentten köye kesin dönüş yapmaya karar vermişlerin hüznüyle.
Kadın yine kimliğine kavuşamadan, ayaklarını sürüye sürüye iniyor merdivenleri.
Halbuki kimlik sahibi olmak artık ne kadar kolaylaşmış diye başlamıştık bu yazıya değil mi?
Hayat böyle! Kimine ballı börek, kimine …Ne elim varıyor yazmaya ne dilim varıyor söylemeye.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.