
Onca Berlin yazısından sonra size bir kandil hediyesi sunmak istiyorum. Akla ferahlık, kalbe şifa niyetine.
İyilikleri çoğaltma vaktidir vakit.
Yalnız iyi olanı dillendirme vakti.
Yoksa üç ayların bereketine nasıl nail olacağız.
Ramazan yolda. Ramazanı karşılayan olabilmek için önce gönlümüzü salmalıyız güzel gönüllerin bahçesine.
Şimdi yazacaklarımı bir eski zaman hikayesi olarak okumayın. Daha dün. Evet daha dün.
Mecazi olarak dün değil. Hakikaten dün.
Dününüzü bilin de gününüzü sevenlerden olun.
Bana telefon tellerinden bir armağan olarak sunuldu. Ben de size sunuyorum. Malumunuzdur hediyeyi hediye etmek sünnet.
Erzurum''un uzak köylerinden bir köyde geçiyor olay.
Üç kardeş yıllar sonra dedelerinin dedesinin bu köyde meftun olduğunu öğreniyor. Öğrenmeyi ziyaret ile taçlandırmalıdır değil mi? Onlar da öyle yapıyor.
Hal ehli için, ölüler ile dirilerin farkı yoktur çünkü. Kabrine gidip ziyaret etmek ile evine gidip elini öpmek birdir.
Bilenler bilir ki, ruhlar aleminde eğleşmekte olanlar için, fanilerin gelişleri ve gidişleri sır değildir.
Köye vasıl oluyorlar olmasına da, şeker ve böbrek rahatsızlığından muzdarip olan ağabey, ziyadesiyle bitkin düşüyor. Köyün içindeki yol bir türlü bitmiyor. Bitip de kabristana vasıl olunamıyor.
Derken bir koku duyuluyor. Mis gibi ekmek kokusu. Tandırdan yeni çıkmış. Koku ile birlikte ağabeye can geliyor. Çocuksu bir neşe ile hanelerden birinin kapısını çalıyor. Yolcuyuz diyor. Ekmeğin kokusu bizi kendimizden geçirdi.
Hane sahibi hanım yormuyor yolcuyu. Bildim diyor. Siz tandırın kokusunu duydunuz. Ah keşke ben yakmış olaydım tandırı. Ben ikram etmiş olaydım .Ah keşke benim misafirim olaydınız.Ama taze ekmek kokusu şu karşıki evden geliyor.
Karşıki evin kapısını çalıyor çocuksu bir neşenin peşinden giden, altmışını çoktan aşmış ağabey.
Kapıyı çalar çalmaz ekmek ile çıkıyor karşısına evin sahibi. Daha söz ağızdan çıkmamışken . Siz yolcusunuz herhal diyor. Şimdi çıkardım tandırdan.
Ağabeyin iki yanında kız kardeşi. Emekli ilk okul öğretmeni olan, olanca zerafeti ile biz diyor bilemedik, kapının önündeki çocuklar sizin herhalde. Allah bağışlasın. Lütfen onlara bakkaldan bizim adımıza bir hediye alın.
Ekmek kokusunu cennet kokusuna çevirmiş hanenin sahibi, olmaz kurban diyor. Kendisine uzatılmakta olan parayı eliyle iterek. Hiç öyle şey olur mu? Siz benim kapıma geldiniz. Tanrı misafiri olarak geldiniz. Para olur mu? Para misafirliği bozar.Para dostluğu bozar.
Birbirine bakıyor üç kardeş. Para dostluğu bozar. Bu köylü kadının ,köyünden bile hiç çıkmamış köylü kadının basireti karşısında eriyip bitiyorlar.
Bu sıcak ekmek kokusu gelen evin; kapısı, penceresi, kapının önünde oynaşan çocukları, içerdeki fakirliği ifşa etmektedir.
Ama onların annesinin gönlü zengin olduğu için, o çocuklar yoksul olduğu halde yoksun değildirler. Nereden mi çıkarıyorum?
Emekli ilk okul öğretmeni olan hanım, çocuklarının dilini çözmede mahir olan hanım, onca dil dökmesine rağmen çocuklardan hiç birine elindeki parayı kabul ettiremez.
En sonunda iki üç yaşlarındaki kıza vermeye çalışır elindeki parayı. Çocuk parayı alır. Sonra öğretmen hanıma bakar. "Bu payaaaa?" der gülerek.
Ben parayı ne yapayım demektedir yani.
Paranın satın alamayacağı şeylere talip miyiz? İşte bütün mesele burada. Riyakarlığa lüzum yok. Bu satırları yazarı da tıpkı sizin gibi paranın patron olduğu düzen içinde eğleşmektedir işte.
Rabbim Miracın manasına erenlerden eylesin bizleri. Paranın dostluğundan korusun. Para ile değiş tokuş edilmeyecek nimetlere gark olanlardan eylesin .
Amin.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.