Tasvir, tahlil, teklif.../Sinema ve sosyoloji

00:004/09/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Ne zaman İstanbul"dan ayrılsam iki kederi bir arada yaşıyorum. Başka şehirlere ait güzelliklerin İstanbul"da/Türkiye"de olmamasına kederleniyor; diğer taraftan tanık olduğum güzelliklere dair bir geçmişimin olmamasından kaynaklandığını zannettiğim, bugünü düne bağlayan bir hattın yokluğu yüzünden izlenimlerimi/duygularımı yerleştirememe hali ile nefessiz kalıyorum.İstanbul"a döner dönmez evime ait olmadan doğrudan Sultanahmet"e giderdim eskiden. Sanki yabancı bir coğrafyada, yabancı mimariye göz

Ne zaman İstanbul"dan ayrılsam iki kederi bir arada yaşıyorum. Başka şehirlere ait güzelliklerin İstanbul"da/Türkiye"de olmamasına kederleniyor; diğer taraftan tanık olduğum güzelliklere dair bir geçmişimin olmamasından kaynaklandığını zannettiğim, bugünü düne bağlayan bir hattın yokluğu yüzünden izlenimlerimi/duygularımı yerleştirememe hali ile nefessiz kalıyorum.

İstanbul"a döner dönmez evime ait olmadan doğrudan Sultanahmet"e giderdim eskiden. Sanki yabancı bir coğrafyada, yabancı mimariye göz nuru akıtarak suç işlemişim de, tövbe ederek arınacakmışçasına tarihi yarımada"da dolaşırdım. Ama ilk adım ille Sultanahmet.

Birkaç defadır Sultanahmet"e değil doğrudan Kütüphaneye koşuyorum. Kütüphane deyince İSAM.

Bu defa da öyle oldu. Evde beni bekleyen işleri öteleyerek İSAM"a koştum. Bir an önce Amerika izlenimlerimi kayıt altına almak istiyorum. Çünkü bu izlenimlerle yaralıyım: Amerika"da özgürlük! Sanki "Amerikalıymışsın gibi davranma özgürlüğü" .Yaralarımı sarmak için bildiğim tek yöntem yazmak, kayıt altına almak. Kayıt altına alırken Türkçede Amerika"ya dair yazılmış kitaplara bakmak lazım. (Bu da akademik bir hastalık.)

Entelektüel dikkati ya da entelektüel azalmayı, entelektüel uyuşukluğu en rahat gördüğümüz yerler gezi notlardır. Mesela benim için Ahmet Haşim"in Frankfurt Seyahatnamesi çok kıymetlidir. Yaşadığı dönemin temsilcisi olarak Ahmet Haşim"in Almanya"nın sokaklarına caddelerine gezdirdiği nazar çok çarpıcıdır. Ama ille de Frankfurt"un "bakımlı" dilencilerine dair yazdığı satırlar.

1990"lardan itibaren gazetecilerin yazmış olduğu Amerika izlenimleri çok yavan. Gittikleri yeri anlatmaktan çok yediklerini içtiklerini anlatan bir yavanlık. Yavanlığın nasıl olduğunu merak edenler için Rıfat N. Bali"nin, Tarz-ı Hayat"tan Life Style"a/Yeni seçkinler, Yeni Mekanlar, Yeni Yaşamlar kitabını öneriyorum.(New York sanki İstanbul. İstanbul artık bir New York şekerim. Her aradığım bulabiliyorum yazılarını ince bir dikkat ile derlemiş Bali.)

Ne diyordum...İSAM"a gittim. ABD üzerine yazılmış kitaplara bakıyorum.

Ziyauddin Serdar"ın Amerika"dan Neden Nefret ediliyor? kitabını okumaya başladım. Çok ilginç bir kitap. Türkçe"de 2004 tarihinde yayınlanmış ve sadece bir baskı yapmış. (Kitaptan haberimin bile olmadığını itiraf etmeliyim.)

Kitabı zikretme sebebime gelince...

Sardar (Serdar olmalı?) kitabında 1995 yapımı La Hainne /Nefret filminden bahsettiği satırlar. Algıda seçicilik. Çünkü bir gece önce D.Harvey"in Umut Mekanları adlı kitabında bu filmden bahsettiği satırları okumuştum. İki düşünürün aynı filmi ele alış biçimleri oldukça farklı.

Harvey"in ve Sardar"ın filme dair görüşlerini/fikirlerini bir sonraki yazıda uzun uzun alıntılamayı düşünüyorum.

Ancak bu yazı için öncelikle şunun üzerinde durmak istiyorum:

Yaşadığımız zamanın sezgisel olarak tasnifini evvelinden sanatçılar yaparlar genellikle.19 yüzyılda bu tasvir daha ziyade romanın sayfaları arasında gerçekleşiyordu. 21 yüzyılda roman gelmekte olanın ve hali hazırda yaşanmakta olanı tasvir etmekte zorlanıyor. Ya da bu tasviri yapanlar çok satanlar listesinin gölgesinde kaldığı için hiçbir zaman sosyologların kaleminde inşa edici malzemeye dönüşemiyor. Diğer taraftan film seyretme, roman okumaya göre elbette daha kolay. Roman okumanın gerektirdiği adanmışlığa mecbur tutmuyor film. Durdurup başlatarak filmi tamamlamak mümkün.

Fakat sosyologların tanık oldukları hikâyeleri tasvir etmek yerine seyrettikleri film üzerinden geçmişi/bugünü/dünü analiz etmeleri üzerinde durmak gerekiyor. Post modern dünyanın sosyologları ortak bilinç için sinemanın belleğine sığınıyor.

Sinemanın belleği ise Hollywood"da inşa ediliyor.

Eğer sosyologlar toplumsal hikâye için sadece filmlere yaslanmaya devam ederse bir müddet sonra bütün ışıklar kararmış olacak.

Sinema neticede kurgusal bir olgu. Sosyologların sahici olanı yakalaması gerekiyor. Yalın gerçekliği. Kurgunun üzerine inşa eden analizler yorumun yorumlanması gibi bir durum ortaya çıkaracak gibi görünüyor uzun vadede.