Terör sinsi bir hastalık! Biz hastaya bakalım

00:0016/10/2007, Salı
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Modern tıp, hastalığı tedavi etme anlayışına dayanıyor. Neyse hastalık onu tedavi ediyor. Tedavi yöntemi bu esnada vücudun başka bir yerinde hasar bırakıyor olabilir. İlacın yan etkileri mesela. Gam yok. Bu defa o hasar için başka bir uzman doktor devreye girer. Derken başka birisi. Ama her defasında her hekim sadece kendi alanını iyileştirmek üzerinden yol alır.Modern öncesi tıp anlayışı ise hastalığı değil hastayı tedavi etmeye dayanıyor. Yani hastanın bağışıklık sistemi, moral düzeni hastayı

Modern tıp, hastalığı tedavi etme anlayışına dayanıyor. Neyse hastalık onu tedavi ediyor. Tedavi yöntemi bu esnada vücudun başka bir yerinde hasar bırakıyor olabilir. İlacın yan etkileri mesela. Gam yok. Bu defa o hasar için başka bir uzman doktor devreye girer. Derken başka birisi. Ama her defasında her hekim sadece kendi alanını iyileştirmek üzerinden yol alır.

Modern öncesi tıp anlayışı ise hastalığı değil hastayı tedavi etmeye dayanıyor. Yani hastanın bağışıklık sistemi, moral düzeni hastayı ilgilendiren her ne var ise hepsi ile ilgilenmeyi hedefliyor.

İki yaklaşımdan birincisi uzmanlık, ikincisi ise tevhid ilkesine dayanıyor. Günümüzde iki yöntemi birleştirmeye çalışan bir anlayış giderek daha çok ilgi görüyor. Alternatif tıp ile modern tıbbın izdivacını uygun gören yeni tedavi yöntemleri bir vesile ile hayatımıza giriyor.

Terör ile mücadele ederken Türkiye''yi bir vucüt olarak düşünmeli dirençli ve sağlam bir vücuda sahip olabilmek için bir taraftan vücut direncini artırmalı bir taraftan da önemsiz gibi görülen, ciddiye alınmayan hastalıkları tedavi etme yoluna gitmeliyiz. Bütün kesimlerin, demokrasinin yalnız kendisi için değil herkes için önemli olduğu konusunda mutabakata varmadığı bir ülkede, bağışıklık sisteminin güçlenmesihnden/güçlendirilmesinden bahsetmek mümkün değil.

İlk defa 2007 seçimlerinde hastalığı yok etmek üzerinden değil hastayı tedavi etmek üzerinden bir siyaset güttü AKP. Ve bu siyasette başarılı oldu. Her ne kadar bazıları bu başarıyı sadaka devleti olmak yerine sosyal devlet olmalıyız diye küçümsese de, biz başarının daha büyük ölçekte olması için neler yapabiliriz sorusunu sormaya devam etmek zorundayız. Güneydoğu halkını terör örgütünün pençesinden kurtaracak yeni ve devamlı hikayelere ihtiyacımız var.

Küçük ve önemsiz gibi görülen her türlü jest ve mimiğin toplumsal dayanışma için çok önemli katkılarının olduğunu kabul etmek zorundayız.

NTV Radyo''dan gün boyu “bir şey değişir her şey değişir” sloganıyla Güneydoğu''daki köylü çocukları için kırtasiye yardımı organize ediliyor. Kardelenler kampanyasının Elif''ini ekranlarda gördünüz. Bunlar küçük hikayeler. Bazıları bu küçük hikayeleri sadaka diyerek –haşa- küçümseme yoluna gidebilir. Bu küçük hikayeler büyük hikayeyi mayalayacak maya oysa. Bu küçük hikayeler bağışıklık sistemini güçlendirici vitamin hükmünde.

Güneydoğu halkının moral gücünü yüksek tutabilmemiz için küçük hikayeleri büyük hikayelere maya niyetine katabilmemiz için, Türkiye gerçeğini olanca dürüstlüğü ile paylaşmamız gerekiyor. Güneydoğu insanı, yokluğun fakirliğin yalnız kendi hanesinde kayıtlı olduğunu zannediyor. Kuzey Irak yapılanmasından dolayı Güneydoğu''da olan biten her şey haber değeri taşıyor. Aynı yokluk mesela Kütahya''nın bir dağ köyünde yaşandığında haber değeri taşımıyor.

Fehmi Koru tezkere dolayısıyla yazmış olduğu yazıda biraz teenni dedi. Teenni yani yavaşlık. Aylardır bir vesile ile konuyu yavaşlığa getiriyorum biliyorsunuz. Küresel dünyanın hız savaşında tek silahımız yavaşlamak. Tek silahımız bize sunulan yolun dışında durabilmek. Acele karar öfkenin emrinde. Öfkenin zaferi, daima şerrin hanesinde kayıtlı.

Güneydoğulu çocuklar zaman zaman İstanbul''a, Ankara''ya getiriliyor. Aynı çocukların memleketlerine dönmeden Türkiye''nin herhangi bir şehrinin uzak bir köyüne götürülmesini tavsiye ediyorum. Okula gönderilmeyen kızların sadece Güneydoğu''da olmadığını, yokluğun sadece kendi bölgelerinde olmadığını görebilmeleri için.

Tv ekranlarının bizi ayıran nehre dönüşmemesi için uzakların yakın olması gerekiyor. Güneydoğu''daki çocuk, Artvin''in, Kütahya''nın hatta İzmir''in dağ köyündeki fakir çocuktan tek farkının kendi tepesinde bekleyen terör örgütü olduğunu görebilmeli. Yoksa yokluk herkesi eşitleyen derin bir çukur.

Kimlik üzerinden kin üretmenin yollarını tıkayarak, kimlik üzerinden muhabbet üretmeyi başarmamız gerekiyor.