Terörle mücadelede geldiğimiz yer "burası"!

00:0015/08/2012, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

I-Yanlış anlamazsanız bir şey soracağım dedi. Işıklı yüzü endişenin rengiyle harelenmişti. Ne sorun diyebildim ne de sormayın. Öylece kaldım. Sükûtuma sükût ile mukabele etti. Bir kaç saniyeden sonra sorarsam ne kaybederim ki yüreklendirmesi ile terliye terliye sorusunu sordu.O kadın kim dedi.Hangi kadın diyemedim.O kadın deyince herkesin hemen bileceğinden ha o mu diyeceğinden adı kadar emin bir hali vardı.Hani televizyonda dedi.Televizyonda deyince rahat bir nefes aldım.Televizyon seyretmiyorum

I-

Yanlış anlamazsanız bir şey soracağım dedi. Işıklı yüzü endişenin rengiyle harelenmişti. Ne sorun diyebildim ne de sormayın. Öylece kaldım. Sükûtuma sükût ile mukabele etti. Bir kaç saniyeden sonra sorarsam ne kaybederim ki yüreklendirmesi ile terliye terliye sorusunu sordu.

O kadın kim dedi.

Hangi kadın diyemedim.

O kadın deyince herkesin hemen bileceğinden ha o mu diyeceğinden adı kadar emin bir hali vardı.

Hani televizyonda dedi.

Televizyonda deyince rahat bir nefes aldım.

Televizyon seyretmiyorum onun için kimden bahsettiğinizi anlayamadım diyebileceğim bir alan açılmıştı işte.

Proje mi o yoksa dedi.

Proje derken bu kelimeyi bütün manaları ile kavramış biri gibi değil, duyduğu duyup öğrendiği, öğrenip sonuna kadar inandığı bir şeyi tekrarlar gibiydi.

Hangi kadından bahsettiğinizi bilmiyorum ki dedim.

Hep televizyonda olan o kadın işte dedi. Penceredeki kadın der gibi. Televizyonda takılı kalmış, orada unutulmuş birinden bahseder gibi.

Kimden bahsettiğinizi bilmiyorum dedim.

Deli cesareti olan kadın işte dedi.

Karşımda kötü bir habere maruz kalmış orta yaşlı bir adam vardı.

Evet, doğru kelime bu. Maruz kalmıştı. Toprakları yabancı bir ordunun askerleri tarafından işgal edilmiş bir köylünün şaşkınlığını taşıyordu boncuk boncuk terleyen yüzü.

Niçin yazmıyorsunuz Fatma Hanım dedi.

Neyi dedim...

Söyledim ya dedi. O kadını işte.

Post modern dönemin özelliği bu diyemedim. Ne kadar yazarsanız, ne kadar bahsederseniz maruz kaldığınız o şeyin o kadar esiri olmaya devam edeceksiniz.

Kasanın önünde kuyruk uzadı.

Kasiyer kız şikâyet etmek yerine sohbete katılmayı tercih etmişti. Siz yazar mısınız filan diye şaşırma bahsini geçip evet evet beyefendi haklı. Yazmalısınız. Ortalığı o kadar boş bulmasın herkes dedi.

Herkes...

Siz ilgilenmediğiniz zaman herkes diye bir şey kalmayacak ki dedim.

Kasiyer kız anlamadı.

Alnındaki boncuk boncuk terlerle kim o kadın diyen adam anladı.

II

O kadını yazmalısınız temalı bir siparişe maruz kalmış iken ben esasında en çok CHP milletvekili Hüseyin Aygün''ün terör örgütü tarafından kaçırılışını yazmak istiyordum. Var bunda bir hayır dedim. Demek ki yazıyı tam da buradan yazmam gerekiyor.

III

CHP milletvekili Hüseyin Aygün''ün seçim bölgesinde çalışma yaparken kaçırılmasını bir Milat olarak değerlendirmeliyiz.

Köşe yazarları, ekran yorumcuları son on yılda kurdukları cümleler üzerinden PKK''nın imajına ne kadar katkı sağladığına dönüp bakmalı. Bu katkıyı anlamak için gazetemiz yazarlarından Süleyman Seyfi Öğün''ün pazartesi günü yayınlamış olduğu Bir siyasal anjelizm eleştirisi başlıklı yazısını dikkatle okuyalım. Özetle araçların amaçları imha edişini anlatıyordu Öğün.

Söylenene değil söyleyenin kimliğine odaklanarak kulak kesilişimizin umutsuz sonucudur CHP Dersim milletvekili Hüseyin Aygün''ün kaçırılması. Eğer söyleneni önemsemiş olsa idik bu gün CHP milletvekili Hüseyin Aygün''ün adını kaçırılma hikayesinin öznesi olarak öğrenmemiş olurduk. Acıdır ki söylediklerini kaçırıldıktan sonra duyduk. Seçim bölgesinde terör örgütüne rağmen seçimi kazanmış bir vekil olarak Hüseyin Aygün''ün şu cümlelerine dikkat kesilmedik:

Örgüt silah bırakmayacağını söylemeli, 3 ay 5 ay bırakıp sonra tekrar kullanması, beni bile artık bu meseleyi anlayamaz bir noktaya sürüklüyor. Ben bile bunun artık taktik olduğunu ve samimi bir istek olmadığını düşünüyorum. Bir de örgütün sivillere yönelik yaptığı eylemle var. Bu yaz boyunca, Dersim''de beş kişiyi kurşuna dizdi örgüt. Örgütün, o bölgede siyaset yapan bütün figürlere uyguladığı şiddet var, Diyarbakır''da ve Dersim''de. Aydın vicdanı bunları da kınamayı, sorumlu olmayı gerektirir. Ama ben, Türk aydınlarında hiç böyle birşey görmüyorum. Orayı tamamen örgüte terk etmişler, örgüt istediğini yapıyor. Biz Dersim''de resmen, PKK terörü altında bir seçim kampanyası yürüttük, BDP terörü altında.

Hüseyin Aygün ''aydın vicdanı''ndan bahsediyor. Var mı öyle bir vicdan!

Bütünü kavrayamayan, kavramak için çaba sarfetmeyen sağdan soldan duyduğu sloganlar eşliğinde köşe yazıları kotaranların Türkiye''sinde, terör ile mücadele etmek mümkün değil. Soruların sorulduğu zemin değişmiş, hayatın anlamı ve değeri bağlamından koparılmış, seyrettiği kanala göre, seyrettiği kanalın sınırlarınca haberlerden haberdar olmaya razı bir ''seyirci'' çıkmıştır ortaya.

Yazının ilk bölümü ile son bölümünü bağlamakta güçlük çekenler için mihmandarlık edeyim müsadenizle. Küçük hikayenin baskısı ile küçülmüş algıların sahibi olduk. Küçük hikayeyi büyük hikayeye bağlamak yerine toptan küçük hikayenin atmosferinde kilitli kaldık. Televizyonda gördüğü başörtülü ''bayan''ın söyleminden rahatsızlık duyan ''aile babası''; futbol takımının transferini gece gündüz konuşan,penaltının yanlışlığını/doğruluğunu günlerce tartışan hooligan; ''evlatçığını'' en iyi okula göndermek için seferber ''en iyi anne ödülünün sahibi kadın''; hayatı erteleme rekorları eşliğinde sorumluluk almadan tüketmeye çalışan ''geç ergen''; yaşlanmamak için direnen ölümü başkalarına yakıştıran postmodern dede/nine.

Bir milletvekilinin PKK tarafından kaçırılışını hiç algılamadılar. Kaçırılışından haberdar olmadılar. Haberdar olmayışlarından endişe duymadılar. ''Neler gördük biz'' tesellisi ile hayata kaldıkları yerden devam ettiler.

On yıl once böyle bir durum sözkonusu olduğunda sokakta, pazarda, markette insanların bu olayı dehşetle birbirine anlatır, tavrını ortaya koyardı.

Terörle mücadele konusunda geldiğimiz yer burasıdır. Yani ilgilenmemiz gerekenlerle ilgilenmiyor, ilgisiz kalarak imha edeceğimiz sorulara aşırı ilgi hamlederek büyütüyoruz.