Tesettürlü sosyologun analiz hakkı...

00:006/11/2007, Salı
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Son birkaç yıldır sosyolog olmak isteyenlerin sayısında muazzam bir artış olduğunu fark ediyorum. Bu durum puanları yükseltiyor. Sosyal bilimlerde puanların yükselmesi kaliteyi beraberinde getirecek bir gelişme. Artık puanı tutmadığı için sosyal bilim okumaya mecbur gençlerle değil, onca yüksek puanına rağmen sosyal bilim okumak isteyen gençler ile karşılaşıyoruz.Ne var ki, sosyal bilim okuyan öğrenciler, okurken değil ama okul bittikten sonra hayatın içinde çok hızlı bir şekilde kayboluyor. Çünkü

Son birkaç yıldır sosyolog olmak isteyenlerin sayısında muazzam bir artış olduğunu fark ediyorum. Bu durum puanları yükseltiyor. Sosyal bilimlerde puanların yükselmesi kaliteyi beraberinde getirecek bir gelişme. Artık puanı tutmadığı için sosyal bilim okumaya mecbur gençlerle değil, onca yüksek puanına rağmen sosyal bilim okumak isteyen gençler ile karşılaşıyoruz.

Ne var ki, sosyal bilim okuyan öğrenciler, okurken değil ama okul bittikten sonra hayatın içinde çok hızlı bir şekilde kayboluyor. Çünkü öğretmenliğin dışında “garantili” bir alan yok. Tırnaklarıyla söke söke, “ne iş olsa yaparım abi” moduyla hayata tutunmak zorunda olduklarını acı ve umutsuzluk içinde öğreniyorlar.

Gençler, özellikle de tesettürlü genç kızlar “sizin gibi olmak istiyoruz” diyorlar. Benim gibi olmayın diyorum onlara. Kimse gibi olmayın. Kendiniz gibi olun sadece. Soruyorlar siz nasıl kendiniz gibi oldunuz diye.Kendiniz gibi olmak modern bir şeydir esasında diye kendimi bile tekzip edecek bir noktadayım ama…Susuyorum .( Gençlerin dünyasına umutsuzluk ekmekten korktuğum için susuyorum.Bu noktada benim düşüncelerime daima Ericson''un kimlik tanımı eşlik eder.Kişinin olmak istediği ile dünyanın onun olmasına izin verdiği yerde yeşeren bir kimlik bu.Ben nasıl “kendim”gibi oldum.Kendim.Yani yazıma ve düşünceme eşlik eden boyun ve bel fıtığı,yemek borusu gastriti,migren.)

İnatla bekledikleri bir “kendin olmak” tanımı var.Üniversite eğitimini,yüksek lisansı,doktora eğitimini saymıyorum bile.Ama esas doktor unvanını aldıktan sonra, yıllarca her gün sanki yetiştirmem gereken bir makale varmış gibi,sanki beni bekleyen onlarca öğrencim varmış gibi, hayatta kalmaya çalıştığımı anlatıyorum merakla bilgi toplayan göz bebeklerine.Onca çabaya yayınlanmış onca kitaba,gazete yazılarına rağmen insanların yine de “siz bir yerde çalışmıyorsunuz değil mi ?” sorularına muhatap kaldığımı anlatıyorum .

Sosyolojiden para kazanan,mevki makam itibar kazananlar var mı?İlgilenmiyorum.(Zenginin malı züğürdün çenesini yormasın!) Sosyoloji yapabilmek için tam 18 yıldır zaman satın alıyorum. Ama gençler sosyoloji okumayı, hayatı kolaylaştıran, bütün imkanları ayaklar altına seren bir alan gibi görüyor. Keşke öyle olsa. “Olunabilecek” bir alan değil sosyoloji. Yetişilecek bir hızlı tren .

Sylvia Plath, Sırça Fanus''ta inanılmaz güzel yemekler yapan kahramanını şöyle yorumlar: Bu yemekleri yapmayı nereden öğrenmiştir arkadaşı? Kimseden öğrenmediğini söyler güzel yemeklerin mucidi. Esther şaşırır.Çünkü annesi ve büyükannesi olağanüstü güzel yemekler yaptığı halde kendisi bu konuda bu kadar başarısızken…Sonunda kendini şöyle rahatlatır: “Ama şu da var ki,Judy pratikti ve sosyoloji öğrencisiydi.”

Pratik ve sosyoloji öğrencisi olmak keşke yetebilseydi …Herkes yettiğini sanıyor.

Obezliğin,şiddetin,estetiğin,mahallenin tükenişinin,aşkın metalaşmasının,takım elbise altına bez ayakkabı giyilmesinin,Amerikan yıldızının resepsiyondaki vücut dilinin bile “sosyolojik analizini isteyen” ve üstelik siz bu analizleri yapmak için vakit harcayıp, harcadığınız vakti asla ekonomik güce çeviremez iken; bu soruları soranların sırf bu soruları telefonda size sorabildikleri için para kazandığı bir ülkede yaşadığınızı unutmadan; unutmak ne kelime bütün bu sorulara katlana katlana yaşamak.

Sosyolojist olmaktan korka korka,eleştirel bakışınızı en çok kendinize çevire çevire yaşamak.Hiçbir disiplinin tek başına hiçbir şeyi açıklamaya gücünün yetmediğini bir an bile hatırdan çıkarmadan.

“Ama siz bir sosyolog olarak” diye başlayan itirazları arka arkaya yazmaya kalksam bir yazı dizisi bile çıkabilir ortaya. Sözü yormayalım biz yine.

Keşke tecrübe hediye edilebilen bir şey olabilseydi diyelim… Emin olunuz sosyolog olmak isteyen her genç arkadaşıma şık ambalajlar içinde gönderirdim acı ve ıstırap ile karılmış “Türkiye''de tesettürlü bir sosyolog olmanın/oldurulmamanın “ neye benzediğini.

Türkiye resmini doğru okuyabilmek için yaptığınız bütün çaba bugün asla anlaşılmayacaktır.İnternet sitelerinde hakaret objesi haline gelmeniz için elden gelen esirgenmeyecektir. O kadar ki hakaretlerini haklı çıkarabilmek için kah bazı yazıların son paragrafı, bazılarının ilk paragrafı çıkarılacak. “Düzgün” görünenlerden ise bu satırların yazarının imzası esirgenecektir.Demek ki yazılanlar böyle “anonim”leşiyormuş.

“Dünyanın en iyi sosyologu olacağım ve bütün yozlaşmayı küçücük başörtülü kızlardan çıkaran “erkek” yazarlar için; “öznenin özürlü tarihi” diye sosyal teoriler oluşturacağım diyen sosyolojinin genç adayları! Teorilerinizi dört gözle bekliyoruz.(Öznenin özürlü tarihi bendenizin kavramı.Genç kardeşlerim bunu teori haline getireceklerini söylüyor.)

Umulur ki siz o teorileri oluşturana kadar 18 yüzyıl zihniyeti ile 21 yüzyılda yaşamaya çalışan; bireyin haklarını, sadece ve sadece kendi nefsinin hakları olarak gören cahil köşecilerden arınmış olur medya.

Türkiye''yi iki yüzyıl geriye götüren medya!

Son zamanlarda dünyaca ünlü sosyal bilimcilerimizin “okuyamadığı” Türkiye resmi umarız netliye ulaşır. Umarız “el alem bize ne der” çekingenliği ve korkusu üzerinden bakmayı yenebilir yeni nesil sosyal bilimcilerimiz.

Bütün mesele fotoğrafın tamamını görememekten kaynaklanıyor. Türkiye''nin kıvamının bozulduğunu söyleyenler filin kulaklarını bırakıp da filin tamamına bakmayı bir başarabilse…

Medya üzerinden “görme”yi bırakmadıkça bizi ayıran suni nehirlerin sayısı artacak. Yapay dağlarla ufkumuz kesilecek.

Medya üzerinden değil; sanat üzerinden,fikirler ve kavramlar üzerinden “görme”ye çalışalım hem kendimizi hem muhatabımızı.