Toplumsal dayanış(a)-ma-ma

00:0018/05/2007, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Azala azala yaşıyoruz diye yazmıştım daha önce. Hatırlayanlar vardır. (Umut yazarın ekmeği. Okuduklarını unutmayan okuyucuların hayali, harfler ile arasını hoş eyliyor.)Sadece azala azala yaşamıyoruz, aynı zamanda küçüle küçüle yaşıyoruz. Her azalma zaten bir küçülme barındırır demeyin.N''olcak bu memleketin hali sorusu bile, n''olucak bu kadınların hali sorusuna evrildi son birkaç yıldır.Son günlerde ise, iyiden iyiye kırmızı tişörtlü japone kız özgürlüğüne kadar indi mesele.Orhan Veli mezarından

Azala azala yaşıyoruz diye yazmıştım daha önce. Hatırlayanlar vardır. (Umut yazarın ekmeği. Okuduklarını unutmayan okuyucuların hayali, harfler ile arasını hoş eyliyor.)

Sadece azala azala yaşamıyoruz, aynı zamanda küçüle küçüle yaşıyoruz. Her azalma zaten bir küçülme barındırır demeyin.

N''olcak bu memleketin hali sorusu bile, n''olucak bu kadınların hali sorusuna evrildi son birkaç yıldır.

Son günlerde ise, iyiden iyiye kırmızı tişörtlü japone kız özgürlüğüne kadar indi mesele.

Orhan Veli mezarından kalksa da düzeltse şu dizelerini:

“Bir elinde cımbız bir elinde ayna/Umurunda mı dünya.”

Yeni versiyonu şu olmalı halbuki:

Bir elinde cımbız bir elinde ayna

Ölümüne umrunda dünya.

Dünya işte!

Kırmızı tişörler sırtta

Düşük beller fora!

Sanal korku mitingleri iki binli yıllarımızın mayası mı olacak!?

Sanki varmış gibi üzerinden. Öyle olunca daha etkili oluyor. Sanal demek düyme demek. Düyme. Düymeye basınca var, tekrar basınca yok. Sanal demek bulaşmayan demek. Sorumluluk almadan öfkelenme hakkına sahip olmak demek.

Cumhuriyet mitinglerinin; sanal dünyanın açmış olduğu mistik heyacan boşluğunu doldurmak gibi bir karşılığının olduğunu görmekte fayda var.

Yani başımızı örtürücekler/başımızı örtürmeycez konulu sanal korku, orta tabaka şehirlilerin birikmiş mistik ihtiyaçlarını karşılıyor. Toplu bir arınma ayini gibi.

Sanki varmış gibi patlatılan hayat tarzı korkularıyla, hakiki bir kavga görünmez kılınıyor. Hakiki kavga: Başınızı açceniz/başınızı ille de açtırcez. Olmakta olan bu halbuki. Başımızı açtıracaklar sanal bir korku değil.Yıllardır yaşana yaşana bezilmiş bir gerçek. “Başınızı ille de açtırcez.” İnanmıyorsanız lütfeFADİME ÖZKAN''ın Star gazetesinde Türkan Saylan ile yapmış olduğu söyleşiyi okuyun.

Niye Ege ağzıyla yazıyorsun diyenleriniz vardır elbet. Ben de sordum bu soruyu kendime. Durduk yere; bahçelerde börülce/ oynar gelin görümce türküsüne indirecek ne var, memleketin en asli meselesini.

İzmir marşı yüzünden mi? Ah pardon İzmir mitingi olacaktı. Görsellik bakımından en estetik fotoğrafların çekildiği İzmir mitingi. Deniz kıyısında olunca elbet, her şey beyaz Türklerin gustosuna daha bir uygun oluyor.

* * *

Yıllar önce. Lise öğrencisiyim. Babam ile birlikte Afyon''da dolaşıyoruz. Afyon doğumluyum ama, Afyon''a dair bilgim pek az. Çocukluğum Şenlikköy-Beşyol-Küçükçekmece üçgeninde geçti daha ziyade. İşte bir şehirli dikkatiyle dolaşıyorum, o zamanlar pek meşhur olan Afyon''un Bedesteninde.

Renk renk giyiminden ve şalvarının modelinden ova köylerinden olduğunu tahmin ettiğim bir teyze, satıcı ile pazarlık yapmak istiyor. Satıcılar lütfen cevap verir edalarında susuyor ova köylü teyzenin karşısında. O yıllarda küçük şehirlerin esnafı pek aristokrat bir kurum ile otururdu dükkanında. O kadar yukardan, o kadar müşteriye temanna etmez edalarında.

Bizim ova köylü şen olasıca teyze, alışkın mı bu aristokrat susuşlara. Onun en fazla iki ayda bir köye uğrayan çerşiden alış veriş etmişliği var. Çerçi milleti Mükrimin Çıtır''ın ecdadı gibi dolaşır köyün sokaklarında. Bir söyle bin işit hesabı. Ovada yoluncak başak biter, çerçi de söylenecek söz bitmez. Ya da ova köylü teyzem en fazla “cingen garlasından” (Romen satıcılar mı demeliydim?) alış veriş etmeyi bilir. Onlar da ellerindeki malı ille de satmak üzerinden pazarlık yaptıkları için, teyze bu dut yemiş bülbül edalı satıcı karşısında pek şaşırıyor.

Öyle diyor olmuyor. Böyle diyor olmuyor. Biz bir ara gülmemek için dükkanın dışına çıkıyoruz. Döndüğümüzde ova köylü teyze onca dil dökmüşlüğüne nihayet son noktayı koyuyor: “Vemecesen veme len! Hele bir vecen de sen!”

Yani diyor ki, vermeyeceksen verme de, hele bir verecekmiş gibi pazarlığa giriş benimle. Yani benimle iletişim kur. Beni adam yerine koy.

Ova köylü teyzenin bu sözünü Türk halkının hiçbir sorunu ile ilgilenmeyen Deniz Baykal''a ithaf ediyorum.

Şunca yıl! Hani o Bosna''ya gidip de kadınlara beyaz başörtüleri armağan etmişliğinin hatırına!!! Türkiye''deki başörtülü kadınlara bir defa, sadece bir defa bir yekdil ol.(Yekdil:Empati) Kurmayı beceremiyorsan…! Yani kalbin nasır bağladıysa…! Kuruyormuş gibi yap.

Ama o da haklı. O nazlandıkça, geri geri durdukça, etliye sütlüye dokunmadıkça, iktidar ona gümüş tepsi ile sunuluyor.

Herkes kendi meşrebince ve filmdeki rolü neyse ona göre davranacak değil mi ama!

Bu filmin en kirpi mesafeli lideri rolü Deniz Baykal''a verilmiş velhasıl.

Schopenaur sever misiniz? Severseniz kirpi falb''ını yorumlayışını bir defa daha okuyun.

Herkesin korkusu kendine mi diyorsunuz. Peki öyleyse ben de kendi korkumu söylemiş olayım. Ne CHP''den korkuyorum ne AKP''den. Adaleti oyuncak eyleyenlerden korkuyorum. En çok onlardan korkuyorum. Onların yaptığı tahribattan. Lütfen geriye dönün ve yazının sonunda, daha önce yazmış olduğum “Adalet ille de adelet” yazısını hatırım için bir defa daha okuyun.