
"Müslüman kesim hep şu komplekse kapılmıştır: ''Bu ülkedeki ciddi laiklik nedeniyle dört dörtlük Müslüman olamıyoruz.'' O yüzden de 70''li yıllarda Mısır''daki, İran''daki düşünürleri takip ediyorlardı. Türk Müslümanların kendine güveni yoktu, kendilerini ''alt Müslüman'' olarak görüyorlardı. Bir de Arapça birinci lisanları değildi. Ama Türkiye bu kompleksi çoktan attı. Bu ülkenin Müslümanları bugün kendi aralarında İslâmî tartışmalar içinde. Kendi düşünürlerine gönderme yapıyorlar. Türkiye''deki İslâmî hareket değişiyor. Tek model İran değil, El Kaide değil. Türkiye''de İslâmî hareket; solcu ve laik bir cumhuriyetin etrafında farklı bir şekilde yoğruluyor, türban da bununla birlikte değişiyor, modanın bir parçası oluyor, piyasaya giriyor. Bundan sonra kadınların türban tercihi olacak; kimisi çıkaracak, kimisi de takacak. Ben biraz banalleşecek diye bekliyorum..."
Yukarıdaki satırlar, Ayşe Arman''ın 29 Temmuz''da yayınlamış olduğu Nilüfer Göle söyleşisine ait.
Bu söyleşinin yayınlandığı hafta; tam da Nilüfer Göle''nin beklediği banal görüntüler, Mısır''da yapılan Arap Dünyası Güzellik Yarışması dolayısıyla birinci seçilen "türbanlı" güzel üzerinden "ulaştı".
Türkiye''de başörtüsünün "banalleşmesini" engelleyen en önemli etkenin başörtüsü yasakları olduğu iddiası ile başlayalım söze. Bilindiği gibi (ya da bazılarının asla bilmediği ve öğrenmemek üzerinden direnç geliştirdiği üzere) Cumhuriyet''in kılık kıyafet devrimleri ile; tesettür, şehirli kadın kıyafeti kapsamından aşama aşama çıkarılmıştı. Mütedeyyin kadınlar, "görülmemek" üzerinden bir duruşun müdavimleri olduğu için, şehirden geri çekilen varlıkları, daha doğrusu yoklukları pek de sancılı olmadı.
Yüksek tahsilli ilk başörtülü; İmam-Hatip okullarının kurucusu olarak zihinlerde ve kalplerde kayıtlı olan Celal Hoca''nın doktor kızı Hümeyra Ökten idi. Zaman 50''lerin sonlarıydı. Şehirli kadın kıyafeti olarak başörtünün kamusal alanda görülmesi 68 kuşağının dünyaya kafa tutan hareketiyle paralel başladı. Dönemin "çiçek çocukları" bağlarından kurtulup özgür olurken, bir grup genç kız da Allah''a bağlılıklarını görünür kılmak istedi (Ki bütün bu süreci "Şov ve Mahrem" adlı kitabımda anlatmıştım) Böylece üniversite örgencisi/mezunu ilk tesettürlü kuşak -kamusal alanın şehirli yeni kadın tipinin mayası olacaklarını bilmeden- fakirlere yardım ve hizmet amacıyla şehir hayatının atar damarlarında dolaşıma girdiler. Onları gören herkes onlar gibi olmaya talip oldu.
Cumhuriyet devrimleriyle köylü/eğitimsiz kadınları simgeleyen başörtüsü; 68 kuşağının, yorulmak bilmeyen idealist kadınlarının her şeyin en iyisini yapmak gayretlerinden beslenen bir tevazu ile, yukardan aşağı devam edecek bir hareketin işareti oldu.
Öte yandan, tesettür "cahil köylü kadın"ın giyimi olmaktan çıktıkça yasaklanmaya başladı. Hatice Babacan''ın İlahiyat Fakültesi''nde başörtüsü takmasının üzerinden tam kırk yıl geçti. Üniversitelerde yasaklar şiddetlenerek arttı. Yasağın şiddetiyle orantılı olarak başörtüsü takanlar da arttı. Artık hiç kimse laiklerin anneannesi/babaannesi gibi örtmüyor başını. Herkes ilk üniversiteli kuşağın bağladığı gibi bağlıyor başını. Apartman görevlisi olan kadın da, doktor kadın da, Başbakan''ın eşi de aynı şekilde bağlıyor. Çünkü bu yukardan aşağı başlayan "şehirli dindar kadın hareketi"nin giyimi.
Başladığımız yere geri dönecek olursak… Yasaklar devam ettiği sürece başörtüsü banalleşmez. Paradoksal bir durum gibi görünüyor, ama öyle. Arap dünyasında ve Malezya''da, Endonezya''da başörtüsü yasak değil. Dolayısıyla oralarda başörtüsü bir duruşun simgesi, uğruna bedel ödenen bir şey değil. Giyimlerden bir giyim. Öyle olduğu için kapitalist kültürün tüketim kodları ve güzellik anlayışı ile pek barışık. En iddialı feministlerin Türkiye''den değil de oralardan çıkmasının sebeplerinden biri de yine Türkiye''deki başörtüsü yasakları. Başörtüsü yasaklarına asla boyun eğmeyen genç kızlar/kadınlar, kapitalist kültür ile sınırsız birlikteliğin önündeki en önemli engel.
Bundan yirmi yıl sonra, birkaç dil bilen, küresel dünyanın öznesi olan tesettürlü bir kuşak yine Türkiye''den çıkacak. Bunu da başörtüsü yasaklarına borçlu olacağız. Çünkü başını asla açmayan kızlar dünyanın bütün üniversitelerine dağılmış durumdalar.
Neden orada olduklarını asla unutmadan…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.