
Küresel dünyada, gelinler ve damatlar bir ürün gibi ihracat ve ithalat konusu. Bu “ticaret” ülkeleri birbirine yaklaştırıyor. Küresel dünyanın “melez” kültürü için melez nesillerin oluşmasına katkı sunuyor. Evlilikler yolunda gittiği zaman ithal damatlar ve gelinler yerlilerle mukayese edilip baş tacı ediliyor. Ama işler ters gittiğinde; evliliğin meyveleri, ebeveynlerinin elinde macera filminin korku sahnesindeki çocuk aktör durumuna düşüyor.
Haftaya Ömer Seyfettin''in hikâyesi ile başlamıştık. Ömer Seyfettin 1917 yılanda Fon Sadriştayn''ın karı''sını ,1918 yılında ise Fon Sadriştayn''ın oğlu''nu yayınlıyor.
Hatırlayacağınız üzere Fon Sadriştayn''ın Karısı alman karısı Lida ile nohut oda bakla sofa evindeki mutlu- mesut yaşayan Türk erkeğini anlatıyordu. Belli ki hikâye çok tepki çekmişti. Tepkiyi yeni bir hikâye ile restore etmek durumunda kaldı Ömer Seyfettin. Çocuk olmadığı zaman iyi ama Alman kadının yetiştirdiği çocuktan hayır olmuyor mesajını verdi Fon Sadriştayn''ın oğlu hikâyesi ile.
Sadrettin''in mutlu mesut evliliğinde, oğlu bir deve dikenidir. Yazar bize Alman annenin yetiştirdiği çocuk işte böyle oluyor hükmünü verdirtmek istemiştir. Bu hükme kendisi inanmış mıdır? Yoksa dönemin baskılarına dayanamayarak Fon Sadriştayn''ın Karısı hikâyesini ancak ikinci bir hikaye Fon Sadriştayn''ın Oğlu ile restore edebileceğini mi düşünmüştür?
Fon Sadriştayn''ın Oğlu hikâyesi dönemin eğitim anlayışına uygun. Tanzimat modernleşmesi ile birlikte çocukların eğitiminden birinci derecede mesul olarak annenin görüldüğü bir eğitim anlayışına geçiliyor. Erkek sorununun kökenlerini tam da burada aramak gerekiyor. Çocukların eğitiminden sadece annenin mesul tutulması, cemiyetin bütün baskıyı anne üzerinden örgütlemesi ile birlikte, erkekler bütün mesuliyetlerinden arınmış oldular.
Ömer Seyfettin Fon Sadriştayn''ın Oğlu hikâyesinde tam da bu tezi işliyor. Türk babadan olma Alman anneden doğma Hasip tam bir serseri olur. Annesine Türkleri, babasına Almanları kötüleyerek ikisinin ilgisini de sömürmüş, onca yıl annesinin iktisat üzere biriktirdiği paraları alarak Amerika''ya kaçmıştır.
Birinci hikâyede tombulluğu içinde mutlu mesut gördüğümüz Sadrettin ikinci hikayede yaşlı ve şişmanlığı ile başı dertte, evlat kahrıyla çökkün bir baba olarak karşımıza çıkar. Hikâye milli kahraman ilan edilen yazar Orhan''ın doğum gününü kutlamak üzere yapılan törenlere evinin penceresinden özenerek bakan Sadrettin ile başlar.
Sadrettin ülkesinin milli bayramını heyacanla karşılarken Lida için bütün bunların bir önemi yoktur. Karı-kocanın tasada ve kıvançta ortak bir duygu yakalayamamış olduklarını yazar bize şu cümle ile hissettirir: Madam Sadriştayn, işte otuz seneye yakın kocası Türk olduğu, Türkiye''de yaşadığı halde oturduğu memleketin hiçbir şeyini bilmiyordu.”
Sadrettin''in karısını bayram sevincine ortak etmek üzere büyük bir gün diye ikna etme çabasını Lida umursamaz bir şekilde karşılar: “Bu büyük günden bana ne? Sizin kendi bayramınız.”
“Kadın haklıdır: Kendi bayramından ona neydi? Kendi onun bayramlarına bir nezaket olsun diye iştirak ederken tatsız bir angarya ağırlığı duymuyor muydu? İşte yirmi sekiz sene bir çatı altında beraber ihtiyarladıkları halde ruhları birbirlerine yabancıydı. Aralarında ummanların, karlı şâhikaların ayırdığı geçilmez bir hudut var gibiydi.”
Fakat Sadriştayn ile de bu günü kutlamak, mili kahraman yazar Orhan''ı yakından tanımak ister. Gazetede Orhan ile yapılmış röportajları okurken onun annesi tarafından büyütülmüş bir yetim olduğunu öğrenir. Orhan bütün eğitimini annesine borçlu olduğunu söylemektedir.
Tanzimat romanının kahramanlarının “babasızlığı” imajının 1918''lerde milli edebiyatın öncüsü Ömer Seyfettin''in öyküsünde de devam ediyor oluşuna dikkatinizi çekmek isterim.
Sadrettin milli bir kahraman yetiştiren kadını yakından tanımak ister.
“Oğlunu ilhamın, hayatın, hakikatin tabiî membâlarına götüren, koca bir millete halaskar yapacak kadar millî bir terbiye veren bir kadın acaba nasıl bir vücuttu?”
Telefon rehberinden Orhan''ın evinin numarasını bulur eve telefon ederek annesi ile görüşmek üzere randevu alır.
Bir taksiye atlayarak gittiği Çamlıca''daki güzel ve latif köşke hayranlıkla bakar. Ne güzel bir yerdir burası. Birinci öyküdeki iktisat fikri bu öyküde restore edilir. Köşkün bahçesinde hayranlıkla “ Bu ne letafet !” diyerek şaşırarak yürürken bir taraftan da kendi hayatını düşünmektedir:
“Böyle bir bahçenin hayali, rüyasına bile girmemişti. Dar merdivenler, kalın möbleler, kaba dolaplar... Hâlbuki bu muhit baştan aşağı bir şiirdi. Kendi hayatı bu samimî şiirin yanında ağır bir nesre, bir bakkal dükkânının ilanına benziyordu. Evet, kendi hayatı çirkin değilse bile, hiç de güzel değildi. Vaktiyle kazandığı paralarla pekâlâ böyle güzel bir köşede yaşayabilir, yaşamının ulvî zevkini tadabilirdi. Ama iktisat hırsı... Onu her türlü güzellikten uzak bulundurmuş, “faydalı” dan başka her şeye düşman etmişti. Neticede ne kâr vardı? Biriktirdikleri paraları oğlu çalıp kaçmamış mıydı?”
Bu şiirden yuvayı kim inşa etmiştir! Orhan''ın annesini karşısında gördüğünde şaşkınlıktan ölecek gibi olur Sadrettin. Çünkü karşısında müsrif bulup boşandığı ilk eşi bulunmaktadır. Hâlâ genç ve güzeldir. Affını ister. Kadın bütün asaleti içinde şunları söyler: Zaman her elemi siler, Sadrettin Bey, sıkılmayınız. Size artık bir dargınlığım kalmadı ki, affedeyim. Yirmi beş sene... Fakat haydi beni boşadınız, Almanya''da sevdiğiniz bir kadını üzerime aldınız, neyse... Fakat niçin bana iftira ettiniz? Biliyordunuz ki, ben gayet afifim. Niçin o iftirayı geveze bir romancıya anlatıp yazdırdınız? İşte bu yara hâlâ içimde sızlıyor.”
Başlığa geri dönecek olursak… Türk erkeği ne istediği konusunda kafasını bir türlü berraklaştıramadı. Tanzimat''tan Cumhuriyete modernleşme tarihine baktığımızda, ta en başından itibaren kadın sorunu değil bir erkek sorunu olduğunu görmemiz gerekiyor.
Acaba diyorum, erkekten sorumlu bir devlet bakanlığı kurulursa hem entelektüel hayatın hem de gündelik hayatın sorunlarına aynı anda bakma imkânını yakalayabilir miyiz?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.