
Küresel dünyada küresel evlilikler hayatımızın bir gerçeği. Ne ki bu gerçek bugün ya da dün başlamış değil. Pazartesi günü sizi Ömer Seyfettin''in 1917 yılında yayınlamış olduğu Fon Sadriştayn''ın Karısı öyküsüne götürmüştüm. Öyküye bu gün de devam edeceğiz. Ancak öykü üzerinden Türk erkeğinin ideal eş kavramına yoğunlaşırken yazarın hayat hikâyesinden bir kesite dikkatinize çekmek istiyorum. Modern öykümüzün payandasını oluşturan yazarlardan biri olan Ömer Seyfettin kısa ömrüne çok acılar sığdırmış bir yazar.1913 yılında Yunanlılara esir düşer ve on ay esir hayatı yaşar. Esaretten kurtulduktan kısa bir süre sonra annesini kaybeder. Sıcak bir aile kurmanın hayali ile Dr.Besim Edhem Bey''in kızı Calibe Hanım ile 1915 yılında evlenir. Bir kızı dünyaya gelir. Fakat mesut bir evliliği olmaz.1918 yılında boşanır.
Fon Sadriştayn''ın Karısı hikâyesini aradığı saadeti bulamayan yazarın kendini tamir etmek üzere yazdığı satırlar olarak değerlendirmek de mümkün. Ancak bu okuma bizim küçük hikâyede takılı kalmamıza neden olur. Oysa okumayı büyük hikâyenin yapı taşı olarak ele alıp Türk erkeğinin kendisini vezir edecek kadın beklentisi üzerinden temellendirmekten yanayım.
Hikâyemize kaldığımız yerden devam edelim…
Hikâyenin anlatıcısı vapurda karşılaştığı gürbüz ve mesut haline bakarak Alman zannettiği kişinin “serçe pehlivan” diye lakaplı sınıf arkadaşı Sadrettin olduğunu şaşırarak öğreniyordu hatırlayacağınız üzere.
Pazartesi günü yayınlamış olduğum yazıda hikâyenin trende geçtiğini ifade etmişim. Tren imajı nerden gelip yapışmış kalemime.1950''li yılların Almanya yolculuğu daima kara tren ile başlamış olduğundan herhalde.
“Serçe pehlivan” sıska Sadrettin''in, nasıl asil ve tombul kalıplı bir Alman olduğu hikâyesine devam edelim.
Hikâyeyi okurken Alman kadınının en iyi temsili olarak Merkel''i gözünüzün önünde bulundurun lütfen. Merkel''in önünde diz çöken “Sömürge Valisi” diye manşet olan Papandreu ve Merkel''den güç devşirerek sağa sola posta koyan Sarkozy fonda bize el sallasın.
“Serçe Pehlivan” Sadrettin önce bir Türk kızı ile evlenmiştir. Türk kızı ile evliliği sırasında ölümlerden ölüm beğenmiştir. Aman Allah''ım o ne müsrif, ne tembel kadındır öyle. Durmadan kıyafet diktirmekte, hiçbir ev işi yapmayıp hizmetçi tutmaktadır. Bunca masrafa zavallı Sadrettin nasıl dayansın. Dar gelirli bir memur neticede. Karısı ayağını yorganına göre uzatmayı hiç bilmediği için zavallı Sadrettin iyice elden ayaktan düşer. Doktorlar hava değişimi verir. Hava değişimi için Almanya''ya gider. Almanya''da Alman kadın ile evli arkadaşının evinde misafir olur. Bu misafirliği sırasında erkeğin huzur bulması rahat etmesi için ille de Alman kadının himayesine girmesi gerektiğini bir güzel idrak eder. Arkadaşı ona Türkiye''deki karısını boşamasını bir Alman kızı ile evlenmesi salık vermektedir.
Arkadaş tavsiyesi yerine getirilir. Zaten yokluğunda karısı başka birine gönül uçurmuştur. Boşaması hiç zor olmaz (Yazar hikâyenin devamını bir yıl sonra yazacaktır. Böylece Fon Sadreştaynın oğlu hikâyesinde birinci karısına iftira atmış olduğunu öğreneceğiz).
Türk''ün ikinci karısı olacaksın sözünü ispat etmek üzere yazılmıştır sanki bundan sonraki satırlar:
“Bir Alman kızıyla evlendim. Alman kadınının ne olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün Almanya, bütün Almanlık, bütün Almanlığın zenginliği, Alman ordusunun kuvveti Alman kadınının eseridir... Ben Alman kadınıyla evlenmezden evvel tartılır, tam otuz okka gelirdim. Bugün doksan beş kilo geliyorum. Almanya''nın yirmi milyon nüfusunu yarım asırda altmış yetmiş milyon yapan Alman kadını, beni de üç sene içinde otuzdan doksan beşe çıkardı. Eğer Alman kadınını tanısanız buna asla şaşmaz, hem de pek tabiî görürdünüz.”
Küçük bir apartman katını saray haline getirir Sadrettin''in Alman karısı. Her gün evi temizler. Yemeği yapar. Her öğlen Sadrettin''e yemeğini götürür. Akşam iş çıkışında Sadrettin''i almaya gider. Beraber dolaşa dolaşa evlerine dönerler.
Kadının hamileliği sırasında da düzenleri hiç değişmez. Alman kadın düzen demektir zaten. Hiç masraf yapmaz. Ne bir şikayet ne bir sızlanma. Tıkır tıkır işleyen bir saat.
Bir gün iş çıkışı karısının üzerinde bol bir manto olduğunu görür Sadrettin. Her zamanki gibi evlerine gelirler. Karısı sofrayı hazırlar. Bir viyaklama sesi. Bu ne der Sadrettin. Kadın gayet olağan bir ifade ile ha o mu ben bu gün doğum yaptım der. Sadrettin kalkıp çocuğunu sevecektir. Karısı sofra düzenini bozmasına izin vermez. Yemeğini bitir sonra bakarsın der.
Ne zaman doğum yapmıştır! Sadrettin''e öğlen yemeğini götürdükten sora muşambaları silerken bir ağrı duymuş, doğum yapacağını anlayınca gerekli tertibatı olarak doğumunu yapmış, çocuğunu yıkamış…
Sevgili kadın okuyucularım eee diyen sesinizi duyuyorum. Ben dahi sizin gibi eee diyorum. Erkek muhayyilesi bu ya! Alman kadın çocuğunu tek başına dünyaya getiriyor. Olabilir Anadolu''da da tarla, bağ, bahçe kenarında tek başına doğum yapan kadın hikâyesine aşinalığımız var. Fakat kadın, “ yüce kadın” olmayı kendi başına doğum yaptığı için hak etmiyor. O esas kocasının düzenini hiç bozmadığı zaman yüce kadın oluyor. Nitekim Sadrettin''in karısı her zamanki gibi kocasını iş çıkışı almaya gidiyor. Taze bebeği tek başına evde bırakıyor ne gam.
Bu mudur? İlgi/değer sıralamasında önce baba sonra bebek midir?
Devam edeceğiz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.