Türk erkekleri dans etmeyi bilmiyor!"/ "Kadınlar kocalarını dövüyor"

00:002/06/2009, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Okuyucular merak eder. Yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz, hangi yazıyı yazmaya nasıl karar veriyorsunuz. Yazı bulmak konusunda sıkıntı çekiyor musunuz diye. Çekmiyorum. Haftanın yedi günü yazsam yine de yazı sıkıntısı çekmezdim herhalde. Ne kadar az "yaşayan" biri olmalıyım ki, karşılaştığım her durumu "fevkalade" boyutunda algılıyorum. Hayatı "fevkalade" boyutunda "sahne sahne" algılayınca her şey bir yazı konusu olacak kadar "önemli" geliyor.Ne yazacağım sıkıntısından ziyade çoğu zaman kendimi bir

Okuyucular merak eder. Yazılarınızı nasıl yazıyorsunuz, hangi yazıyı yazmaya nasıl karar veriyorsunuz. Yazı bulmak konusunda sıkıntı çekiyor musunuz diye. Çekmiyorum. Haftanın yedi günü yazsam yine de yazı sıkıntısı çekmezdim herhalde. Ne kadar az "yaşayan" biri olmalıyım ki, karşılaştığım her durumu "fevkalade" boyutunda algılıyorum. Hayatı "fevkalade" boyutunda "sahne sahne" algılayınca her şey bir yazı konusu olacak kadar "önemli" geliyor.

Ne yazacağım sıkıntısından ziyade çoğu zaman kendimi bir yazıyı yazarken buluyorum. Yazılacak bir ortam yoksa zihnimden yazmaya başlıyorum çoğu defa. Hatta algı dünyam bazen beni bile şaşırtıyor.

Biraz sonra okuyacağınız satırlar tamamen böyle gerçekleşti. Geçen haftanın en önemli gündem maddesi mayın temizleme meselesinde birkaç ülkenin ismi öne çıktı hatırlayacağınız gibi. Bunlardan biri de Belarus idi. İhtimal sizin algı sahanıza girmedi bile. Ama ben Belarus adını duyunca parmağına unutmamak için ip bağlayan biri durumuna düştüm. Parmaktaki ip oradaydı ama neden bağlanmıştı. Belarus. Belarus. Neydi

Hatırladım. Belaruslu kadınları yazacaktım.

Birkaç hafta önce tanıştık. Fakat ülke gündeminin yoğunluğu ile benim kişisel gündemimin yoğunluğu üst üste gelince Belaruslu kadınları unuttum. Oysa muhakkak size anlatmam gerekiyordu.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı''ndan Faruk Tuncer Bey Ukraynalı bir grup akademisyen ile bir öğle yemeği yenileceğini söyleyerek özellikle sosyologlar açısından yemeğe iştirak etmemin çok verimli olacağını söyledi.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı''na ulaştığımda gelen hanımların Ukraynalı değil Belarus''lu olduğunu öğrendim. Ama ben Belarus hakkında HİÇBİRŞEY bilmiyordum ki! Belarus Diyalog Avrasya Derneği Müdürü İhsan Dilekçi Bey''den yardım istedim. Üzülmeyin dedi İhsan Bey. Belarus''un bilinmediğinin onlar da farkında ve bu tür ziyaretlerin amacı da, Belarus''u Rus kültüründen farklı bir kültür olarak tanıtabilmeyi amaçlıyor.

İhsan Dilekçi''nin mütercimliğinde gerçekleştirmeye çalıştığımız sohbet boyunca enteresan diyaloglar geçti aramızda.

Belaruslu akademisyenler, İhsan Dilekçi Bey''in söylediği gibi Belarus''u tanıtmak, Rus kültüründen ayrı bir Belarus kültürü olduğunu bütün dünyaya anlatmak istediklerinden bahsettiler. Belarus Devlet Üniversitesi''nde iki tane Türk öğrenci olduğunu, ama bunların da Türkiye''yi yeterince tanıtamadıklarından şikayet ettiler. Şikayetin başlangıç cümlesi oldukça enteresandı: "Türk erkekleri dans etmeyi bilmiyor."

Yaş ortalaması kırkın üzerinde olan kadınlar topluluğunda kültürü temsil etmek için başlangıcın dans olması enteresan değil mi? Ki biz bu konuda epey şerbetli sayılırız. Muhalefet ile iktidarın modernlik söylemi de muhafazakar siyasetçileri eleştirmek söz konusu olduğunda "bir kadını dansa davet etmişliği var mıdır?" üzerinden gitmiyor mu?

Belaruslu akademisyenler ile sohbet renkli geçecekti. En azından göz hizasından. Madem modernleşme tarihinden giriş yapmıştık o halde arkası gelmeliydi. İlk yazar kadının doğum tarihini sordum. Soruma cevap beklerken bizim ilk romancı kadınımızın doğum tarihinin 1862 olduğunu ilave ederek. Bir hareketlenme oldu. Belaruslu kadın yazarların doğum tarihlerini tartıştılar kendi aralarında. En fazla 1940 doğumlu kadın romancılardan bahsedebildiler.

Belaruslu kadının en önemli özelliğinin ne olduğunu sordum. Şefkat, sabır, sadakat diye devam ediyorlardı ki, bunlar değil dedim. Bunlar bütün kadınların özelliği siz bana Belaruslu kadınların en temel en tipik özelliğini söyleyin. (Onlardan cevap beklerken, dansın intikamını mı alıyorum diye düşündüm. Aynı soruyu onlar bana sorsalardı Türk kadınlarının en tipik özelliği nedir diye, ne cevap verecektim? İşte böyle de kendimi suçüstü yakalarım!!!)

Aradan üç beş dakika geçmemişti ki, akademisyen hanımlardan birisi Türkiye''de aile içi şiddetin yaşanıp yaşanmadığını sordu. Aile içi şiddetin boyutları hakkında elimizde yeterli veriler var mıydı? Sorunun sahibi kendilerinden bir örnek verdi. Benim için günün anlam ve önemini özetleyen bir örnekti. "Bizde" dedi "kadınlar kocalarını dövüyorlar."

Rusya''da, Kafkasya''da bulunmuş biri olarak anlıyorum dedim. Çünkü Slav ırkının kadınları otuzlu yaşlarından sonra hızla irileşerek, hem fizikî açıdan kocalarının bir buçuk katı haline geliyorlar, hem de votkanın esiri olmuş erkeklerine nazaran iş konusunda daha hızlı bir şekilde kariyer yapıyorlar. Bir banka müdiresi Rus hanımla tanışmıştım Kafkasya''da. Kadın, kocasının iki katıydı ve kocası kendisinin makam şoförüydü.

Henüz dedim bizde aile içi şiddet o boyuta gelmedi. Çünkü Türk kadınları henüz eşlerinin iki katı fiziki güce ulaşamadı. "Şimdilik Türk kadınları sadece çocuklarını dövüyorlar." İhsan Dilekçi Bey o kadar güzel tercüme etmiş olmalı ki nükteyi anladılar.

Bir kahkaha tufanının içinde, kendi aralarında tartışmaya başladılar. Çoğunluğunu akademisyenlerin oluşturduğu grupta bir yayıncı bir de iş adamı vardı. İş adamı oldu mu ya diyordu biraz önce Belaruslu kadınların sadakatinden, vefasından bahsederken şimdi kocalarını dövmelerinden bahsetmek.

Velhasıl, yabancılara kendimizi tanıtmak daima zordur.

Belaruslu akademisyenleri nasıl bulduğumu soracak olursanız gerçekten samimi ve iletişime açık insanlar olarak gördüm.

Küresel dünyada adam adama markaj, algıda seçiciliğe sebep oluyor. Tıpkı bu yazıda olduğu gibi Deniz Baykal''ın bir cümlesi beni Belarus''a götürüverdi.

Belarus benim içen artık haritada bir nokta değil. Tanıdığım insanların olduğu bir "yer". Hem de önemli bir "yer".