
Yaptığımız her hayırlı işe besmele ile başlarız. Ümmi diye küçümsediğimiz, hayatımızın direği kadınların, çocukluğum boyunca Besmele ile iş tutuşlarına biraz da şaşırarak baktım.
Turşu kuranlar, hamur yoğuranlar, aşure kaynatanlar her daim abdestli olmaya dikkat ederdi. Abdestli olmak hem maddi ham manevi olarak temiz olmak temiz durmak anlamına gelirdi.
Terziler halet-i ruhiyelerinin iyi olmadığını hissettiği zamanlarda kumaşa makas vurmazdı. Ağırım biraz ifadesi bana biraz müsaade anlamına gelirdi.
İşin kıvam tutması için iki hususa çok dikkat edilirdi. Gönüllü olmak, yapılan işe Besmele ile başlamak. Kıvamsız işlerde -bu kahveden, çorbaya ev temizliğinden börek yapmaya kadar evin içinde söz konusu olan her şey için geçerliydi-eğer iş bir genç kızın elinden çıkmış ise sen bunu gönülsüz mü yaptın eleştirisi gelirdi. Yaşı büyük olanlara besmele çekmeyi mi unuttun denirdi.
Şimdi size batıl inanç olarak gelecek bir husus daha vardı. İklimi ağır olandan başlangıç işleri kaçırılırdı. Yeni bir örgüye başlanmış mesela o sıra kim geldiyse örgünün akıbeti oradan değerlendirilirdi. Sermet Hanım geldi sular seller gibi biter şimdi bu, ya da Nebahat Hanım geldi bu iş elimde çürür gibi ifadeler günlük konuşmaların tuzu biberiydi.
Bunları niye anlatıyorum? Rüzgâr Avı"nın ilk öyküsü bir kütüphanede yazıldı. Önce zihinden. Sonra otel odasında. Niye zihinden yazıldı? O hikâye ile kütüphane ortamının uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığı halde.
Seul"de Türk Dili ve Edebiyatı okuyan öğrencilerin istifade ettiği kütüphaneyi görünce bir yanım gıpta etti bir yanım kahır ateşiyle tutuştu. Koreli gençler Türkiye"nin bütün kanallarını izlemek, son çıkan filme varıncaya kadar bütün kült filmlere anında ulaşmak imkanına sahipti.
Geçerken söylemiş olayım bizim seyahatimizin gerçekleştiği 2007 yılında Koreliler için Türkçe öğrenmek ayrıcalıklı bir duruma yükselmek anlamına geliyordu. Fakat son yıllarda elçilik çalışanları için sadece İngilizce şartının aranması bu motivasyonu kırmış gibi görünüyor.
Maya nereden tutarsa ruh oradan yükseliyor. Rüzgar Avı"nın ilk öyküsü "Köle" Seul"de bir kütüphanede yüreğime düştü. Rabbimin inayetiyle Rüzgar Avı"nın ilk konuşmasını Konya"da İlk Halk Kütüphanesi"nde İKDAM Derneği"nin çok sevgili üyeleri ile gerçekleştirdik.
Kütüphaneye giderken Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencilerinden sevgili Tuba "Cumartesi günleri buraya geliyorum çalışmaya" dedi. "Tam dokuzda burada olmam lazım on dakika geç kaldığımda oturacak yer bulamıyorum."
İKDAM Derneği üyeleri ile İl Halk Kütüphanesi"nin konferans salonunda buluştuk. Saatlerce konuştuk. Sözü hiç yere düşürmeden ve dahi sözü incitmeden.
O akşamdan beri, Tuba"nın sabah saat dokuzu geçince kütüphanede oturacak yer bulamıyorum cümlesi içimde yankılanmaya devam ediyor.
Tuba neden kütüphanede çalıştığını o kadar iyi ifade ediyor ki: "Kütüphanede sadece çalışılıyor. Evde dikkatimi dağıtacak çok şey var. Kütüphanede mola veriyorum. On dakika. On dakika sonra mola beni sıkıyor ve yeniden çalışmaya dönüyorum. Evde mola verince mola en az iki saat sürüyor."
Bütün bunlarla başlığın alakası ne diyorsunuz?
Türkiye nereye gidiyor sorusuna herkes "fil" e mesafesine göre cevap veriyor.
Türkiye"nin ne kadar ilerlediğini ilerlemediğini anlamak için zaman- mekan şuuru üzerinden yol alalım.
Birinci durağımız kütüphaneler.
Avrupa"nın AVM"lerini geride bırakmasıyla övünen Türkiye, kütüphane standartları açısından kendisini değerlendirme bilincine ne zaman ulaşacak?
Diyorsunuz ki yazının başında her işi besmele ile başlamak ile kütüphane arasındaki bağlantı ne? Bağlantı şu:
Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı hocamız Besmele"yi tivıtır yasağının kaldırılması bahsinde çekmiş oldu.
İslami kesimde bizim kuşağın eli kalem tutanlarına bir şekilde katkı sunmuş olan Nabi Hoca okullara tivıtır özgürlüğü bahşederek esasında ne yapmış oldu?
Haddimi aşmak istemem, ama biz kendisiden eğitimin bir disiplin işi olduğunu öğrenmiş idik vakti zamanında. "Enformatik Cehalet" kavramının ışığı yolumuzu bu vakte kadar aydınlatmış idi.
Okullarda tivıtır özgürlüğü gençlerin eğitim meselesine gönülsüz bir başlangıç.
Oysa ben Nabi Hoca"ya dair ilk yazımı çok başka bir yerden yazmaya niyet etmiştim. Şöyle bir açıklama bekliyordum mesela: Her ilde sabaha kadar açık kütüphane projemizi başlatmış bulunuyoruz.
Diyorsunuz ki mevcut kütüphaneler boş. Haklısınız boş. Neden boş olduğunu Trabzon"un kütüphaneleri üzerinden anlatmaya çalışacağım.
O vakte kadar şu sloganı ezberleyelim ve sosyal medyada paylaşalım lütfen: İstanbul"un her ilçesine, Türkiye"nin her vilayetine İSAM istiyoruz.
İSAM"ı sembol olarak kullanıyorum. Kütüphaneciliğimizin yüz akı bir sembol olarak.
Devam edeceğiz inşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.