"Türkiye"nin bütün renkleri" mi?/Türkçe"nin bütün harfleri mi?

00:0014/10/2008, الثلاثاء
G: 2/09/2019, الإثنين
Fatma Barbarosoğlu

Adına türlü okumalar tertip edilmiş "pek kıymetli" yazarlarımız, "AKP organizasyonu" olduğu için Frankfurt Kitap Fuarı''na gitmiyor.Kim gidiyor?Kimin gittiği tantanasına esas önümüzdeki günlerde şahit olacağız. Falan var da filan neden yok. Feşmekan resmi konuk olurken ben/sen neden değiliz türünden cümleler edebi kamunun sesinin bastırılmadığı yerlerde bolca duyulacak. Edebi kamunun sesi, üç beş yazarın devam etiği bir kaffe, yayınevi dernek ya da telefon konuşması, e-posta iletişimi şeklinde mi

Adına türlü okumalar tertip edilmiş "pek kıymetli" yazarlarımız, "AKP organizasyonu" olduğu için Frankfurt Kitap Fuarı''na gitmiyor.

Kim gidiyor?

Kimin gittiği tantanasına esas önümüzdeki günlerde şahit olacağız. Falan var da filan neden yok. Feşmekan resmi konuk olurken ben/sen neden değiliz türünden cümleler edebi kamunun sesinin bastırılmadığı yerlerde bolca duyulacak. Edebi kamunun sesi, üç beş yazarın devam etiği bir kaffe, yayınevi dernek ya da telefon konuşması, e-posta iletişimi şeklinde mi olacak; yoksa pek kıymetli medyamız "a evet bu fevkalade bir zamandır, hiç olmaz ise Frankfurt Kitap Fuarı''nın onur konuğu olmamız hasebiyle baldır bacak magazinini bırakalım da, bu defa edebiyat magazini yapalım” mı diyecek. Göreceğiz.

Bu gün itibariyle Frankfurt "uçuş"ları başlıyor. Aynı şehirde yaşayıp da birbirini göremeyen belki de hiç görmemiş kalemler havaalanında karşılaşacak. Toplu organizasyonların en verimli tarafı buradan mayalanır zaten. Hakiki iletişime ve fikir alışverişine vesile olur aynı zamana ve aynı mekana kayıtlı olmak.

Türkiye onur konuğu olduğu fuar için, "Bütün renkleriyle Türkiye" cümlesini tercih etmiş. Bu sloganı çok doğru bulmadığımı söylemeliyim.

Amerika Birleşik Devletleri barındırmakta olduğu onca etnik kimliği -her ne kadar çorba metaforundan salata tabağı metaforuna geçmiş olsalar da- "Amerikalılık" bilinci etrafında bütünlemeye çalışırken; Avrupa çok kültürlülüğün, kimlik politikalarına yapılan aşırı vurgunun pek verimli olmadığı gerçeğini fark edip geri dönerken, Türkiye''nin ısrarla kendi büyük hikayesini parçalayıcı bir renk ayrışması içinde tanımlamaya gitmesini isabetli bulmuyorum. Mozaik benzetmesi de, Türkiye''de yaşayan insanları "farklı renk"ler imajı etrafında toplanmaya çalışılması da sağlıklı gelmiyor.

Büyük hikaye derken yanlış anlaşılmış olmak istemem. Büyük hikayeden kastım ulusalcı yaklaşımlar değil elbet. Benim büyük hikayem Adem oğlu ve Adem kızı olarak başlıyor. Kürt kimliğine yapılan aşırı vurgu, Alevi kimliğine yapılan aşırı vurgu hiç kimseyi daha değerli yapmıyor. Tam tersine oryantalist yaklaşımın kafese koyup seyreden anlayışına malzeme sunuyor. Elbette herkes kökeniyle barışık, etnik kimliği ile barışık olmalı. Tarihini gidebildiği kadar geriden başlatabilme ve araştırabilme şuuruna sahip olmalı. Kimliğinin ifadesini istediği isimde aşikar kılabilmeli. Böyle olmadığı zaman en erken yaşlardan itibaren çocuklar evde ayrı okulda ayrı bir isimle çağrıldıkları bir ikiliğin içinde buluyorlar kendilerini. Benim itirazım "renk" imajının oryantalist çağrışımlarına.

"Renk" imajına sadece "etnik" kimliğe yaptığı vurgudan dolayı itiraz etmiyorum. Renk daha ziyade görsel sanatlara ait bir imaj. Halbuki adı üstünde onur konuğu olduğumuz yer Frankfurt Kitap Fuarı. Kitap ile renk arasında kurulan ilişki çok dolaylı bir ilişki. Türkiye''nin bütün renklerinden ziyade Türkçe''nin bütün harfleri imajının daha doğru olduğunu düşünüyorum.

"Türkiye''nin bütün renkleri" sloganı edebiyatımızı, düşünce dünyamızı tanıtmaktan ziyade; bu vesile ile "ne kadar çok turist çekebiliriz" faydacılığını öne çıkarıyor. Bu ülke ne çektiyse edebiyatı fazlasıyla araç "sal"laştırmaktan çekti. Bu vesile ile Türk Edebiyatı dünya edebiyatı içinde kendine güçlü bir yer açacak beklentisinin değil de, ülkemize ne kadar turist çekebileceğimizin konuşuluyor olması edebiyat ve düşünce adına utanç verici.

İyi bir okuyucu olduğunu bildiğim Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün; bugün akşam saatlerinde, fuarın resmi açılışı dolayısıyla yapacakları konuşmanın, edebi kamuda siyasetin değil, düşünce ve edebiyatın ağırlık kazanmasına da vesile olmasını temenni ediyorum.

Okuyucularım için ev ödevi:

Daimi okuyucularımdan bir isteğim var. Lütfen Cuma gününe kadar 11.10.2008 tarihli Radikal gazetesinin Cumartesi ilavesinde Fatma Aliye Hanım ile ilgili olarak yapılmış iki söyleşiyi çok dikkatle okuyunuz. Hatta 10.10.2008 tarihli Nur Cintay''ın köşe yazısını da. Çünkü Nur Çintay okuyucular için iyi bir çapraz okuma olduğunu yazıyordu bendenizle ve torunu Suna Selen ile yapılmış söyleşiyi takdim ederken.

Bilincinizi hazırlamak için anahtar kavramı veriyorum: Biyolojik genler mi aidiyetimizi belirler kültürel genlerimiz mi?

Bu konuda Cuma''ya kadar düşünün lütfen. (Bu arada Radikal de ilavesini internette yayınlamış olur. Biliyorsunuz adı geçen gazete eklerini birkaç gün sonra yayınlıyor internet ortamında)

Özellikle akademik dünyanın bu söyleşileri kaydetmesini istiyorum. Mehmet Akif Ersoy''un Türkiye Komünist Partisi Genel Başkanı olan torununun İstiklal Marşı''na karşı olan tutumundan başlayarak torunlar ve büyük aileleri hakkında bir anlam haritasının çıkarılması "kendimizi" daha iyi görmemiz sağlayacak diye düşünüyorum.