"Ulak" neden okunaksız?

00:0019/02/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Gündem böylesine başörtüsüne kilitlenmiş iken bir sinema filmi üzerine yazmak hiç verimli değil elbette. Ama bilenler bilir bu satırların yazarının verim ile raiting ile hiç alakası yoktur. Sıralaması sanat, felsefe ve siyasettir. İşte onun için "gündem" hangi kazanda kaynatılıyor olursa olsun, öncelik sanatındır.Evet Ulak''a gittim. Gittim ve sustum. Yönetmeninin sükutuna saygı göstermek için. Etrafımdakileri etkilememek için. Ve dahi filmin bende kalan sahnelerinin sahihliğini zaman üzerinden

Gündem böylesine başörtüsüne kilitlenmiş iken bir sinema filmi üzerine yazmak hiç verimli değil elbette. Ama bilenler bilir bu satırların yazarının verim ile raiting ile hiç alakası yoktur. Sıralaması sanat, felsefe ve siyasettir. İşte onun için "gündem" hangi kazanda kaynatılıyor olursa olsun, öncelik sanatındır.

Evet Ulak''a gittim. Gittim ve sustum. Yönetmeninin sükutuna saygı göstermek için. Etrafımdakileri etkilememek için. Ve dahi filmin bende kalan sahnelerinin sahihliğini zaman üzerinden test etmek için. On beş gün geçtiğine göre artık yazabilirim.

Ne filmin durmadan "konuşmasına" takıldım, ne bütün dinlere atıfta bulunmasına. Ne de Babam ve Oğlum ekibinin birebir tekrarına. Büyüklerin fazlasıyla teatral, ama çocukların olanca tabiiliğini filmin masalsı dokusuna yerleştirmekte zorlanmadım.

Türk filminin, Avrupa filminin "gösteren" yapısına karşılık fazlaca "anlatan" olmasını da tabii buluyorum. Biz sözü söze ulayan, söze umut eken bir milletiz. Yeter ki diyaloglar başarılı olsun.

Ulak''ın diyalogları başarılı mıydı? Evet.

Yönetmeninin de gayet farkında olduğu gibi film esasında başkasına özetlenebilecek, aktarılabilecek "bir şey" anlatmıyor. Her insanın kendinde biriktirmiş olduğu kodlar üzerinden bir okumaya çağırıyor. Kimliğiniz; biriktirdikleriniz, kurtulmak istedikleriniz her ne ise filmde bulduklarınız, bulamadıklarınız ve katılmadıklarınız hep onun üzerinden akıyor. Nitekim medyada çıkan ilk yazılar bu konuda sahiplerinin "birikimini" göstermesi bakımından oldukça önemli.

Yukarıda söylemiş olduklarımdan kendimi azad edecek değilim elbet. Ben de herkes gibi biriktirdiklerim üzerinden hem kendimi hem de filmi okudum.

Seküler-dindar çatışmasının sanatçının elini ne kadar korkaklaştırdığını. Anlatmak istediğini ne kadar azalttığını. Gören gözün, didaktik merceğinin sanatı ne kadar bozduğunu. Sennet''in Augustinius''tan mülhem muhteşem imajı ile "gözün vicdanı"nın aynı anda hem bütünleştiren hem da parçalayan yapısını. OKUDUM.

Okuyabildiğim kısmında yönetmeninin korkusunu "gördüm". Çağan Irmak''ın filmini eklektik ve kıvamsız yapan bu korku işte. Bütün dinlere atıfta bulunması değil. Tam yoğuracakken fazlasıyla İslami bir mesaj çıkmasından belki de hiç farkında olmadan endişeye kapılmış Irmak. Yoğuracakken yoğurmaktan vaz geçmiş. Oysa yoğurmaya devam etmiş olsaydı, şimdi bize "eklektik" gibi gelen motiflerin ek yerlerini görmeyecek, filmin bizde bırakmış olduğu yekpare zaman algısı üzerinden gidecek ve içimizde uyandırdığı o genişlik duygusu ile bize bir masal anlattığı için Irmak''a minnettar kalacaktık. Ama Irmak "korkmuş".

Son dinin, yani İslam''ın renginin fazla olmasından korkmuş.

Oysa hiç olmazsa "masal anlatırken ve masal dinlerken" gündelik evhamlardan azad olmayı başarabilmeliyiz. Yoğurmaya devam etseydi bu film üzerinden hiç kimse onu "İslamcı" filan yapmaya kalkmazdı. Sanat eserine ve düşünceye "cıcılık" üzerinden bakan kelli felli, tükürükler saçan "prof"larımız hariç tabii. Onlar malum evrenin merkezine kendilerini koydukları için her şeye kendileri kadar razılar. Ekranların, ortaokul seviyesindeki "üniversite münazara"larına bakınca neden bir edebi kamumuzun olmadığı fazlasıyla anlaşılmıyor mu? Ama yine de muhatabını bulmakta zorlanacağımızı bilmemize rağmen sanatta ve düşüncede kendimizi hür kılmanın yolunu açmalı ve dahi aşmalıyız. Hep tersi söylendi şimdiye kadar. Dindar sanatçının "sınırlılığı"na dair. Oysa post-modern Türkiye gerçeğinde, seküler sanatçıların kendilerini özgür bırakması daha zor görünüyor. Ulak''a bir de bu açıdan bakmanızı önereceğim naçizane. Ulak''ın tutmayan kıvamının arka planında; bir noktaya kadar postmodern dönemin, bir türlü debisi yükselemeyen, aynı düzlem üzerindeki yampiri akışkanlığı varsa; bir yanında da Çağan Irmak''ın seküler kodlardan çıkma korkusu var.

Oysa derin bir şey anlatabilmek, ötelere bağlanabilmek için en başta "gündelik korku"yu yenmek gerekiyor.

Velhasıl Çağan Irmak''ın masalı, metafizik bir ürperti sunmaya niyetlenmiş iken, "gündelik korku"nun sığlığında kaybolmuş. Böylece onca OKUMA çabamıza rağmen film okunaksız bir metin olarak kalıyor.