Umman"a giderken...

00:0012/04/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Siz bu satırları okurken; Allah nasip ederse Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Umman seyahatine refakat eden gazeteciler heyetinin içinde Umman''a doğru uçuyor olacağım.Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanı Ahmet Sever''den daveti aldığımda ilk aklıma gelen, Umman''a dair hiçbir şey bilmediğimdi.İmajlar dünyasında ülkelere dair imajlarımız popüler kültür ikonları üzerinden gelişiyor. 2006 yılında Türk-Kore ilişkilerinin ellinci yılını kutlama programı kapsamında Seul''de ağırlandığımızda, zihnimde

Siz bu satırları okurken; Allah nasip ederse Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Umman seyahatine refakat eden gazeteciler heyetinin içinde Umman''a doğru uçuyor olacağım.

Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanı Ahmet Sever''den daveti aldığımda ilk aklıma gelen, Umman''a dair hiçbir şey bilmediğimdi.

İmajlar dünyasında ülkelere dair imajlarımız popüler kültür ikonları üzerinden gelişiyor. 2006 yılında Türk-Kore ilişkilerinin ellinci yılını kutlama programı kapsamında Seul''de ağırlandığımızda, zihnimde Kore''ye dair bir imaj vardı. Anadolu''nun değişik coğrafyalarından gelmiş “köylüler” olarak sohbet ederken birbirimize ne kadar benzediğimizin ya da benzemediğimizin izlerini sürerdik. Sebzelere verdiğimiz ortak isimlerden, dilimizde dolanan ortak sözlere kadar benzerliğimizin izini sürmek bir gençlik heyecanı idi. Hoş bendeniz bu heyecanı hâlâ yitirmiş değilim. İşte bu iz sürme işinde bir gün şöyle bir durum ile karşılaştım: Üç arkadaştık ve üçümüzün de “Koreli” lakabı ile tanınan bir köylüsü vardı. Türk halkı Kore''ye giden gazilere “Koreli” lakabını uygun görmüştü.

Ama Seul''de biz daha ziyade Şenol Güneş ve Orhan Pamuk üzerinden ağırlandık. Kaldığımız beş yıldızlı otelin penceresinden görünen dev bir reklamda Şenol Güneş gülümsüyordu. Koreliler Türkiye''ye olan muhabbetlerini siz doğunun en batısısınız diye ifade ediyordu. Orhan Pamuk, Korelilerin en fazla okuduğu yabancı yazarlar arasındaydı.

Umman uçuşu için eşyalarımı toplarken en çok bu imaj yokluğuna takıldım. Arap yarımadasının diğer ülkelerine dair bir imaj yokluğu söz konusu değil. Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai demekti mesela. Dubai: Sefahat, şaşaa gösteriş. Tüketimin başkenti.

Oradaki onca tüketim çılgınlığına karşılık hemen komşusu Yemen''in yoksulluğu. Dilimizde yangın gibi gezinen Yemen türküleri. Sanki Osmanlı''ya sadakati fakirlik üzerinden cezalandırılmış bir ülke Yemen.

Laikçi-dinci çatışmalarımızda, kadınların sosyal hayattaki konumlarına dair verilen örneklerin tamamı Suudi Arabistan''dan.

Kuveyt imajı Saddam''ın saldırıları üzerinden yerleşmiş bilincimize daha ziyade. Birinci Körfez Savaşı. Birinci Körfez Savaşı''nda Özal''ın bir koyup on alma taktikli dış politika yanılgısı.

Ama Umman yok. Bende kayıtlı olmayan Umman imajını, allame Google yardımıyla toplamaya çalışıyorum. Dünyanın ikinci temiz şehrinin Muskat olduğunu öğreniyorum. Birkaç blogda çöl gecelerinin gizemini anlatan satırlarda dolaşıyorum.

Ve derken bir imaj çıkıp geliyor. Ayşe Böhürler''in Duvarların Arkasında belgeselinde bir kadın vardı. Yüzünde şimdiye kadar hiç görmediğim bir tür peçe ile çölün ortasında bir bedevi kadını. Peçeden ziyade maskeye benziyor yüzünü kapatan şey. Gözleri ve yanaklarının göze yakın bölümü açıkta. Gözleri açıkta bırakan, burunu kapatmış olan maske/peçe ihtimal çölün kumundan korunmak için. O bedevi kadın beni çok etkilemişti. Kocasının ikinci eşiydi. Kendinden sonra iki kadınla daha evlenmişti adam. Yaşadığı bir çöl yalnızlığı idi. Sabah namazı ile hayata başladığını anlatıyordu, çadırın içine kurduğu tezgahta kilim dokurken. Haftada bir iki kere gelen kocasını öteki kadınlardan kıskanıyordu, evet. Ama çöl yalnızlığını şehir hayatı ile değiş tokuş etmeye hiç niyeti yoktu. Başka bir hayatın içinden bakınca, o kadının hayatını çöl içinde bir esaret olarak görebilirdiniz. Ama o kadın kendi hayatına özgürlüğün mekânı olarak bakıyordu. Elektrik olmayan çadırının kapısında son model bir jip vardı. Jipine biniyor, çölün kumunu aşıp gidiyordu. Cep telefonu ve jip uzakları yakın ediyordu.

Ötesi. Ötesi her akşam çöl karanlığının içinde parlayan yıldızlar.

Yazık ki “Duvarların Arkasında” belgeseli Türkiye''de hak ettiği ilgiyi görmedi. Hâlbuki göz hizasından yapılmış o çalışmanın izleğinden imaj biriktirmeye çok ihtiyacımız var.

İslam dünyası birbirini Batı üzerinden tanıyor. İmajlar, Batı medyalarına düşen haberler üzerinde toplanıyor. Mesela Abu Dabi televizyonunun düzenlediği ve bütün Arap dünyasından katılan şairlerle olağanüstü bir etkiye ve izlenme oranına sahip olan “Milyonların Şairi” yarışmasından BBC vasıtasıyla haberdar oldum. Daha sonra Nazife Şişman bu yarışmayı analiz eden çok güzel bir yazı kaleme aldı Star-Açık Görüş''te.

Ülkelerin birbirini göz hizasından tanıması için devlet nezdinde gerçekleştirilen karşılaşmalar çok önemli. 2002 yılından bu yana AK Parti iktidarının dış politikası adam adama markaj üzerinden yürüyor. Dünya yatay toplum olarak yol alırken liderlerin birbirleriyle göz hizasından iletişim kurması, liderlere eşlik eden gazeteci ve yazarların dolaylı yoldan değil doğrudan bilgi edinmesi, ülkeleri birbiri için dost kılıyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül''ün Hindistan gezisini Taha Kıvanç''ın ve Bejan Matur''un satırlardan okurken iki şeyin farkına varmıştım. Cumhurbaşkanı sadece Türkiye''yi dünyaya “dost” eylemiyor, aynı zamanda Türkiye''deki gazeteci ve yazarları da birbirine dost kılıyor bu geziler vesilesiyle.

Bejan Matur Hindistan gezisi sonrasında kaleme aldığı satırlarda, devletin yüzüyle ilk defa karşılaştığını yazmıştı.

Ben dahi öyle.