
I-
İletişim uzmanlarından başlayarak hayatımıza demir atmış bir kavramımız var. Her vesile ile büyüklerimiz "marka" olmaktan bahsediyor. Marka konutlarımız, marka şehirlerimiz derken... Nihayet marka bir ülke oluyor(muş)uz.
Bir tarafta dar gelirli aileler çocuklarının yaşıtları arasında hayatlarını dara sokan marka takıntısından bahsediyor bir taraftan herkes öteki mahallenin "marka"larını anlamlandırıyor. Kendisine markalar üzerinden payeler biçiyor
Size iltifat etmeye niyetlisi ise muhatabınız, A siz bu konuda markasınız efendim diyor. Neyim neyim? Markasınız. Nasıl yani?
Marka olmak ne demek? Adınızı satıyorsunuz pardon markanızı, kârdan payınızı alıyorsunuz. Lahmacun, köfte, börek, kılık kıyafet tamam da. Marka yazar olmak ne demek?
Sizin adınızın çatısı altında seri imalatın devam etmesi demek. Var mı böyle yazarlar? Var diyeyim de başımı belaya mı sokayım! Anlayan anladı. Anlamayanlara hendek atlatmak da sorumluluk sahama girmiyor.
Marka derken sözü bir yere getirecektim. Marka ataklarına. Markaların duyguların tarihi üzerinden yaptığı pazarlama ve reklam taktiklerine. Ve markaların insanı gurbette nasıl yaraladığına.
Eylül ayı boyunca görüş alanıma Güney Koreliler girdi.(31 Ağustos 22 Eylül Dünya Kültürleri Expoda buluşuyor kapsamı etkinliği vesilesi ile...)
Güney Kore"ye ait bir cep telefonu reklamına takıldım kaldım. "Kore gazilerini unutmadık."
Biz çoktan unuttuk oysa!
Benim çocukluğumda köyümüzde Koreli diye anılan bir adam vardı. Allah rahmet eylesin. Coğrafya ve tarih bilgisinden mahrum olduğum o yaşlarda onun lakabının körali olduğunu sanırdım. Körali söylene söylene Koreli haline gelmiş herhalde diye düşünürdüm. Sonra hikâyesini dinledim. Etkilendim mi? Bizim çocukluğumuzda köyün sokakları gazilerden geçilmezdi. Gazi olmak ne kadar önemli idi. Hayata on sıfır önde başlayandı onlar. Acının, kederin, açlığın ve sıkıntının tezgâhına ip olup dokunmuşlardı.
Geleneksel toplumlarda insanı kıymetli yapan tecrübesidir. Ama bu Batı tarzı I did değildir. Yaptığını anlatmak üzere tadımlanmış/deneyimlenmiş tecrübe değildir. Anlatılamayacak, kader ve kederden arta kalandır o tecrübe. Yaşanmış olandan kalan etki ile insanın davranışlarına, tavırlarına, kararlarına sinmiş olan tecrübe.
Markalardan bahsediyorduk değil mi? Kore gazilerini unutmadığını söyleyen telefon markası ile Şikago"da enteresan bir deneyimimiz oldu.
Herkes Amerika"da, Amerikalılar hariç. İki ay boyunca toplamda on adet WASP görmemişimdir herhalde. (WASP: White, Anglo-sakson, Protestan).Bol bol Afro-Amerikan, Asyalı ve Ortadoğulu gördüm.
Afro-Amerikanları ayırmak çok zor olmuyor. Lakin Asyalılar konusunda kim kimdir oyununu oynarken buluyoruz kendimizi her defasında. Kore, Japonya, Çin, Tayvan, Tayland, Malezya, Endonezya...
Mesela Down Town, Descartes Kafe"nin önünde taksi bekliyoruz. Oracığa oturmuş evsizler ellerindeki mukavva kartonlara hayat hikayelerini yazmış beklerken, onların hikayesini okuyup hikayesini bilmediğimiz Asyalılara odaklanıyoruz. Sence bu Japon mu? Karar vermek hiç zor değil. Elindeki telefona bakmak yeterli. Çünkü Japonların dünya çapında bir telefon markası var. S. ile başlayan telefon markası varsa tamam. Japon bu Japon. Eğer elinde Güney Kore"ye ait telefon markası varsa tamam bu Güney Koreli.
Ama bazen toprağı bol olsun S. Jobs"un telefonunu görüyoruz Asyalıların elinde. O zaman karar vermek için telefonu elinde tutanın gülümsemesini bekliyoruz. Amerikalı bir Asyalı olabilir. Bunu nasıl anlıyoruz? Çünkü Amerikalı olmak demek kocaman dişlere ve o dişlere sahip olduğunu gösterecek kocaman bir gülümsemeye sahip olmak demek. Yani Amerikalıların "marka bir tebessümü" var.
Herkesi bir telefon markasına yerleştirirken en yakıcı soru geliyor. Bizim Türk olduğumuz nasıl anlaşılıyor?
Türk olduğumuzu Türkler elbette kulaklarına değen dil ile anlıyor. Ve burada Türkler var diyerek başlıyorlar İngilizce konuşmaya.
Tesettürlü kadınlar genç kızlar ise başörtüsünden tanınıyor. Yani başımızı örtme biçimimiz o derece bize mahsus.(Marka mı demeliydim?)
Lakin bütün o markalar, markaları sahiplenme biçimi olarak kültürümüz, kültürümüz içinde kendimizi ifade ediş biçimimiz içimize zehir gibi bir soru akıtıyor. Cevaplanamayan soru şu: Kalbimiz hangi marka?
Evsizlere bakarken hep bu soru eşlik ediyor. Kalbimiz hangi marka.
II-
Türkiye"de karşımıza evsizler çıkmıyor. Karşımıza sadece profesyonel dilenciler çıktığı için kendimizi bütün sorumluluklardan azade kılıyorduk. Yakalanan dilencilerin kabarık banka hesabına dair yapılan haberler bizi mutlu ediyordu.
İlgiye layık fakir mi? Yok ki! Hani neredeymiş fakirler?
Biz zenginleşince herkes zenginleşmiş oluyor birden bire. Çünkü muhitimizi değiştiriyoruz. Gözümüzü gönlümüzü ferah tutacak yeni komşular satın alıyoruz. Yeni site anlayışı ev almıyoruz komşu alıyoruz güvenliğine gark ediyor bizi.
Fakirler tekinsiz öyle ya. Ne kadar uzaklaşırsak o kadar iyi.
Evimizden işimize hiç kimseyi görmeden ulaşıyoruz. Trafiği felç eden yerli arabalara kıza kıza. Bu araba ile gideceğine niye metrobüsü kullanmıyorsa artık diye söylenme hakkını bula bula.
Marka kalbimiz istikametimizi belirliyor. Mahalleden biraz da bunun için kaçılıyor ya zaten. Kalbin istikametinden markanın istikametine geçiş yapmak için.
Oysa her yanımız göçmen. Dünyadan göçmeden bir göçmenin duasını alabileydik...
Bayram geliyor. Bir fakirin bayramı bayram bilmesine vesile olabilseydik...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.