Yahudi değil, İsrailli olmak nasıl bir şey!

00:002/06/2010, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Mayıs''ın en uzun günüydü, son günü. En uzun Pazartesi. En kanlı Pazartesi idi. Bir tarafta İskenderun''da roket atarlarla şehit edilen askerlerimiz, diğer tarafta "Rotamız Filistin, yükümüz insanı yardım" konvoyuna İsrail''in kanlı baskını.Hayatta mı yaralı mı diye merak ettiğimiz dostlarımız. Tamamlanamayan dualarımızla, akmayan gözyaşlarımızla, kabz halinde düğümlendiğimiz o gün!İki saldırının tek merkezli olduğunu ima ediyor basın toplantısında Başbakan vekili olarak Bülent Arınç.Eş zamanlı

Mayıs''ın en uzun günüydü, son günü. En uzun Pazartesi. En kanlı Pazartesi idi. Bir tarafta İskenderun''da roket atarlarla şehit edilen askerlerimiz, diğer tarafta "Rotamız Filistin, yükümüz insanı yardım" konvoyuna İsrail''in kanlı baskını.

Hayatta mı yaralı mı diye merak ettiğimiz dostlarımız. Tamamlanamayan dualarımızla, akmayan gözyaşlarımızla, kabz halinde düğümlendiğimiz o gün!

İki saldırının tek merkezli olduğunu ima ediyor basın toplantısında Başbakan vekili olarak Bülent Arınç.

Eş zamanlı saldırının kör bir tesadüf olmadığını ima ediyor.

Onun basın toplantısı yaptığı saatlerde İsrail devletinin Türkiye''de yaşayan Yahudileri İsrail''e dönüş için ikna etmeye çalışan çağrısı yer buluyor ajanslarda.

İsrail devletinin vatandaşı olmak nasıl bir şey?

Yahudi olmak nasıl bir şey diye sormuyorum.

20.yüzyıl okumaları yaptığımız bütün batılı filozofların ezici bir çoğunluğu Yahudi.

Frankfurt ekolü mesela.

Onlar olmasaydı vahşi kapitalizmin yumuşayan yüzünün bir maskeden ibaret olduğunu belki de fark edemezdik.

Sevdiğim bütün filozofların neredeyse tamamı Yahudi: Benjamin, Adorno, Levinas, Arendt, E. Fromm…

Yıllarca bunu düşündüm.

Geriye kalanlar ise Katolik. Charles Taylor, mesela.

Aralarında öne çıkan bir Protestan''ın olmayışına yıllarca şaşırdım.(Sennett Protestan mı?)

Yıllarca, onca okuduğum, fikirlerinin arkasından gittiğim adamlar, kadınlar neden hep Yahudi diye düşündüm.

Sonra bir gün buldum cevabı.

Galiba bulduğum cevap ta yine bir Yahudi''den idi. Şöyle diyordu: Müslümanlar ve Yahudiler nasıl yaşayacakları ile ilgilenirler. Hıristiyanlar ise neye inanacakları ile.

Yahudi olmayı merak etmiyorum. Yahudi arkadaşlarım oldu. Şehirler arası, ülkeler arası yolculuklarda Yahudiler ile yoldaşlık ettim.

Bir Yahudi''nin nasıl olabildiğini bu dostlukların çehresinden biliyorum az çok.

Ama İsrail vatandaşı olmak nasıl bir şeydir, bilmiyorum.

Dört bir tarafını kan gölüne çeviren bir devletin vatandaşı olmak nasıl bir şeydir. Başkalarının acısına duyarsız kalmak. Beş Gazzeli''den dördü insani yardıma muhtaç. Yaralıların, hastaların, çocukların, bebeklerin acılarına, açlığına, insanca bir barınağa muhtaç oluşlarına duyarsız kalmak nasıl bir şeydir!

Şimdi şu anda ölenleri yok sayarak 40''lı yılların anti-semitist hatırasına sıkı sıkıya bağlı kalmak. Bağlı kalırken hala daha insan kalabildiğini sanmak, nasıl bir şeydir!

İsrail devletinin vatandaşları hiç şüphe etmez mi? "Vatandaşı olduğum bu devlet bunca şiddet ile dört bir yana şiddeti döllüyor, akıbetimiz ne olacak?" diye sormaz mı kendine? "Hep haklıyız, daima haklıyız. Çünkü bizim atalarımız soy kırıma uğramıştı. Herkesi öldürmek hakkımız." diyen koronun dışına çıkmayı düşünmez mi kalbi olan bir Yahudi?

İnsani yardıma bile vahşice tepki veren İsrail Devletinin vatandaşı olmak nasıl bir şeydir!

İsrail Türkiye''deki Yahudileri acele İsrail''e çağırıyor. Oysa Türkiye''deki Yahudiler İsrail Devletinin değil Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı. Yani onlar "BİZ" den biri.

Marx''tan ödünç almanın zamanındır: Devletler düşmanımız halklar dostumuz. İsrail halkından insanlık adına bir adım bekliyoruz. İnsanlık adına kalplerine şüphenin tohumunu ekmelerini bekliyoruz. Acaba sorusunu bir defa sorsunlar. Bir yaşındaki bebeciği de yolcuların arasına katıp gelen bu insanlar, hepimiz adına insanlığı kucaklamaya çalışırken; ben korsan bir devletin vatandaşı olmaya razı olacak mıyım? Bir defa sorsun İsrail devletinin vatandaşları. Sadece bir defa.

II-

Ağır bir iklim ile oturduğum yazıdan, sevindirici bir haber ile kalktım. "Hakan Albayrak''tan haber almak" olarak sembolleştirdiğimiz bekleyişimiz nihayetlendi.Gemide olan Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, muhabirimiz Murat Palavar, Net Tv Dış Haberler Müdürü Sümeyye Ertekin, kameraman Ersin Esen ve program yapımcısı Ümit Sönmez''den tutuklandıklarına dair haber aldık. Tutuklandılar diye sevindik. Sevinç gözyaşı döktük. Çünkü, tutuklanmaları, hayatta olmalarının en büyük işareti idi.

III-

Kalbi olan insanlar meydanları doldurdu. Dolduramayanlar fetih suresini okudu.

Kalbi olmayanlar, protestoların İslami kimliğinden ürktü.

İnsanlık iş bölümü kaldırmıyor beyler, hanımlar!

Elinizde turnusol kağıdı: Sizin bulunduğunuz eylemler, protestolar, sivil toplum dayanışması. Sizin olmadığınız eylemler "radikal İslamcıların" eylemi öyle mi?

Madem dünyaya karşı Türkiye''nin radikal İslamcı imaj vermesinden korkuyorsunuz, hadi ses verin. Ses verin de kalbi olan insanları "radikal"likten kurtarın.

1970''lerin solcu kimliğine, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden pek nostaljik bir yakınlık içindesiniz. Temmuz 1979''da; Mısır''ın Ankara Büyükelçiliğini basan, hükümet tarafından ikna edilerek eylemi sonlandıran FKÖ militanlarını, CHP''li Bakan kucak açarak karşılamıştı. Hatırlıyor musunuz o bakanı? Hasan Fehmi Güneş. Peki, o dönemin partilerinin kullandığı dili hatırlıyor musunuz? CHP dışında hepsi katil ve terörist diyordu FKÖ militanlarına. Ecevit ve CHP ise gerilla diyordu.

Türkiye''deki solcuların geçmişleri kadar bile solcu kalamadığının en çarpıcı göstergelerinden biri de Filistin duyarlılığıdır. Bu vesile ile solun kendisini Filistin üzerinden temize çekmesini bekliyoruz.

Çok şey mi bekliyoruz!