
Yaz gelince, sokaklara çıkınca, o kalabalığın içinde insanı bir yalnızlık duygusu kaplar. Size de olmuştur muhakkak. Herkes dışarıdadır. Herkes eğlenmektedir. Siz evde otururken; herkesin evinde olduğunu, herkesin sizin kadar canının sıkıldığını zannedersiniz. Yani yalnızlığınız bereketlidir. O yalnızlık içinde sizin gibi olanları düşünerek “biz”sinizdir. Sonra sokağa çıkınca, o bulduğu her yeri mesire yerine çeviren “necip halkımız” ile karşılaşınca, yol kenarında bulduğu tek ağacın altını kendin pişir kendin ye kebap hanesine çevirdiğini görünce… Eve kuru kafa olarak geri dönersiniz. “Biz” yıkılıp dökülmüştür.
Ekranın karşısında olanlar tersi bir durum yaşar. Herkes tatile gitmektedir. Ekrandan evlere tatil akmaktadır. Hayatında tatil kelimesini bir yaşantı olarak asla tatmamış olanlar, ki buna hafta sonu denen günler de dahildir, ekrandan akan tatilin debisinde boğulur. Yaz tatilinin anlamını kendi hayatlarında sezonluk iş olarak karşılayanlar, kendisinin dışında, herkesin ekrandaki gibi bir hayatı olduğunu zanneder. İşte hayat o zaman nasıl ağırlaşır. Kurşun tadı alır!!!
Genç delikanlı güneşin bağrında çalışmıştır mesela gün boyu. Bir gün eve erken dönüp, şöyle bir kahveye uğrayayım dediğinde, herkesin sadece gözden ibaret, başkalarının tatilini kutsal bir ayin hevesiyle seyredişine takılır. Takılır. Takılır.
O görüntüler, uzak dağ köylerinde nasıl başka bir şeye dönüşür, nasıl şiddeti tetikleyen bir şey olur hiç düşündünüz mü? Sınıf farkının inadına göze sokulmasıdır tatil programları, bayram eğlenceleri. Taş kadar katı ve ağır hayatı olanlar o programlara bakarken dolarlar. Kin ile intikam ile tiksinti ile. Ne ki tiksindikleri yalnız kendi hayatlarıdır.
Kendi hayatlarının dışında kalan her şey güzeldir. Kusursuzdur. Bedelsizdir. Böyle zanneder ekrandan hayat temrini yapan, zevkin ve eğlencenin sanki oradaymış gibi seyir üzerinden tadına bakan. Onun için propagandanın makulüne tahammülü yoktur. Bol keseden vaatler ister. Gerçekleşmeyecek vaatler. Hiç olmazsa tuttuğu takımın şampiyon olmasına benzer bir heyecan yaşamak ister kendisine vaat edilenleri dinlerken. Vaat edilenler ile “oy” unu değiş-tokuş ederken.
Mevlana “Hakiki vaatlerden kalbe sevinç gelir. Yalan vaatler ise insana üzüntü verir” diyor.
Sekülerleşme ile birlikte insanın hakiki vaatlerden nasibi azılıyor. Yalan vaatlere razıyız sonucuna katlanmaya razı olmadan. Hüseyin Cahit Yalçın''ın “Falcı” hikayesindeki askerler çoğalıyor hem şehrin hem köyün umutsuz sokaklarında. Hikaye şu: İki asker dolaşırken falcı kadın maziyi ve istikbali okuyacağını vaat eder avuç içindeki çizgilerden. Yavuklu hasreti çekmekte olan hemen uzatır avucunu. Falcı kadın, askerin vücut kimyasını çözmekte mahir. Sayar da sayar. O saydıkça askerin beti benzi yerine gelir. Arkadaşı ayakları yerden kesilen “mutlu asker”i ikaz eder. İnanma der. Hepsi yalan. Olsun der “mutlu asker” köyümden haber veriyor ya.
Cem Uzan''ın çalışmayanlara maaş bağlayacağı, mazot''un 1 YTL, üniversitenin sınavsız olacağı vaadini böyle bir haleti ruhiye ile dinliyor ekran başında, sosyologların bir kalemde “lümpen” diye çiziktiriverdiği insanlar.
Liderinin “dolandırıcılık” vasfını bile nasıl baş tacı edip rasyonelleştiriyor. Bunun üzerinde tekrar tekrar durulmalıdır. Seçtiririm/seçtirmem gerilimi cumhuriyetin ilk yıllarından devr aldığımız, adeta demokrasi yolunda “geleneksel” hale getirdiğimiz engelimiz.
Ama ilk defa Türk halkının oy vermeyi düşündüğü lider için “dolandırıcılığını” bir meziyet gibi kabul edip baş tacı etmesine tanık oluyoruz.
Beni asıl endişelendiren işte bu. “Başa gelen herkes nasıl olsa dolandırıyor. Hiç değilse bu konuda daha tecrübe sahibi birini seçelim.”
Bu bir seçim taktiği ise çok kötü. Yok halk gerçekten bunu düşünüyor ve buna inanıyorsa bu daha da kötü.
Değerlerini yitirmiş bir toplumda demokrasi ne işe yarar!
Son günlerde artan baskılar altında, kalbi olan herkes demokrasiye sığınıyor. Ama bu bu toz duman içinde değerlerimizin artık “burada” olmadığını fark etmiyoruz bile.
Kim söylüyordu… Adaletin olmadığı yerde krallığın eşkıyalıktan farkı yoktur diye.
Adaletimiz… Kimseler kızlarına artık Adalet ismini koymuyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.